Müminin Sözünü Reddetmek Hiç Uygun Değildir
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.291.327
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
Evliya Çelebi, seyahatnamesinde başından geçen bir vakayı şöyle anlatır:"İstanbul'dan bazı mektupları hamil olduğum halde ulak olarak hareket ettim ve Gebze, İznik, Eskişehir üzerinden Akşehir'e yaklaştım. Sarplık içinde menzil beygirlerinin ağır yürüyüşü yüzünden o gece dağda kaldık. Sabah namazı için abdest alırken, alaca karanlıkta dağın içinden, cenk kıyafetleriyle heybetli bir süvari çıkageldi. Ama atı ve kendisi bitap... Hemen hakir (Evliya Çelebi):-Bu iyiye alamet değildir, düşüncesiyle endişelenmekle beraber, korku belası onu yanıma davet ettim. Bütün zebun görünüşüne rağmen yeri sarsan adımlarla yaklaştıysa da, kahvaltı soframıza oturmak istemedi. Ama ben:-Elbette bir lokmamızı yemelisin, deyince razı oldu. Sofra başına geçince, hemen sö zü açıp:-Dünya-Ahiret kardeşim ol...Devletten düşmüş bir yiğide benzersin. Atların dahi ze bun olmuş. Nerelisin? Adın nedir? Dediğimde şöyle cevap verdi:
Bayburt'lu şâir Zihni (1797–1859), bir işi için, Bâbıâli'deki bir daireye gitmiş. Sultan II. Mahmud'un kıyâfet inkılâbı icâbı memûrin artık Avrupâi kılık-kıyâfet giymekte, pek çoğunun sırtında İstanbulinler bulunmaktadır. Zihni ise hâlâ eski taşra kıyâfetleri içindedir. Memurlar bizimkini Cer mollalarından biri sanıp biraz alay etmek istemişler:-Hoca Efendi! Sen akıllı ve bilgili bir zâta benziyorsun. Hele söyle bakalım ben kaç yaşındayım?Sorunun ne maksada mebni olduğunu hemen kavrayan Zihni, oradakilerin âmiri durumundaki adama şöyle cevap vermiş:-Zât-ı âlileri, 30-35 civarında gösteriyorsunuz.Bu sefer diğer memurlar da, saf bir mollaya rastladıklarını vehmederek sormaya başlamışlar. Zihni, her birini münâsip şekilde 15-20 yaş gençleştirerek gönüllerini hoş etmiş.Böylece dairede ne kadar insan varsa yaşı söylendikten sonra âmir olan yaşlı zât tekrar sözü almış:-Efendi, ne güzel tahminlerde bulundunuz. Hemen herkesi tam isâbetle bildiniz. Sizde bu kabiliyet doğuştan mıdır, yoksa nasıl iktisab ettiniz?Sözün burasında Zihni, beklediği ânın geldiğini görüp cevabı yapıştırmış:-Hiç düşünmedim; ama rahmetli pederim baytar idi. Bakar bakmaz hangi hayvanın kaç yaşında olduğunu bilirdi. Gâliba ben de ondan tevârüs etmiş olmalıyım.
Hifa Hatun, Medine-i Münevvere'de güzelliği ve ahlâkı ile meşhûrdu. Tevekkül sahibi kazaya rızâ gösteren ve Resûlullah efendimize çok bağlı olup, her sözünü dinlerdi. Hep ahirete hazırlanıp, ona yarar ameller işlemeye çalışırdı...
İşte bu Hifâ Hatun, bir gün Peygamber efendimizin huzuruna gelerek şöyle dedi:
-Ey Allah'ın Resûlü! Bana beni Cennet'e götürecek bir iş (amel) öğret!
Kemâlüddîn İbn-i Zemlikânî hazretleri âlim ve evliyânın büyüklerindendir. 1269 (H.667) senesinde Şam’da doğdu. Şam’da birçok âlimden ilim öğrenip rivâyetlerde bulundu. Fıkıh, hadîs, usûl, tasavvuf, münâzara, edebiyât, nazım, nesir ve diğer birçok ilimde, zamânında bulunan âlimlerin büyüklerinden, önde gelenlerinden oldu. Mısır’a giderken Bilbîs şehri ile Kâhire arasında hastalandı. 1327 (H.727) senesinde vefât etti. Birçok eseri vardır. Bunlardan “El-Burhân fî İ’câz-il-Kur’ân” isimli kitabında şöyle anlatır:
Abdurrahman Echûri hazretleri, Maliki mezhebi fıkıh âlimlerindendir. Mısır'da Echur köyünde dünyaya geldi. Doğum tarihi belli değildir. İlk önce Kur'ân-ı kerimi ezberledi. Çok güzel okurdu. Daha sonra Kahire'de birçok âlimden Kıraat ve Fıkıh dersleri aldı ve Maliki fıkhında Mısır'ın sayılı âlimlerinden oldu...
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı fethettiğinde bir süre orada kalır. İdareyi eline alıp kendi hâkimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir. Bu sırada bir çadırda kalıyor. Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor. Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur. Lâkin ümitsiz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin, diğer tarafta basit bir cariye... Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz seviyeye ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir.