Moğol Askerlerini Şam'dan Uzaklaştıran Mübarek Zat
Ebü'l-Hasan Harîrî hazretleri büyük velîlerdendir. 1247 (H. 645) senesinde Şam'da vefât etti. Şeyh Ebû Ali Mağribî'nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi. Çok kerametleri görüldü.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.239.133
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebü'l-Hasan Harîrî hazretleri büyük velîlerdendir. 1247 (H. 645) senesinde Şam'da vefât etti. Şeyh Ebû Ali Mağribî'nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi. Çok kerametleri görüldü.
Kanuni Sultan Süleyman Han'ın 1543'de fethettiği Estergon Kalesi, 1595'de tekrar Avusturyalıların eline geçmişti. Sultan I. Ahmed Han, tahta çıkışının ilk yıllarında, Osmanlı Devletinin ileri karakolu olan bu çok önemli kalenin tekrar fethi için, Sadrazam Lala Mehmed Paşa'yı vazifelendirdi. 21 Mayıs 1605'de Davut Paşa sahrasından hareket eden Ordu-yu Hümayun, 29 Ağustos günü kaleyi kuşattı. Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem Lala Mehmed Paşa, bir harp divanı topladı.İlk sözü kendisi aldı:-Padişah Efendimizin Emr-i Hümayununu unutmayalım. "Ya Estergon'a girersiniz, ya Cennete" buyurmuşlardı. İmdi, tedbir ne ola?Buraları iyi tanıyan, Bosna Beylerbeyi Hüsrev Paşa:-Devletlû Vezirim...dedi, bu kal'ayı düşürmek için yardım yollarını kesmek gerektir. Bunun için etrafındaki kal'aların fethi şarttır.
Yavuz Sultan Selim zamanında, İran şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor Sultan Selim'e.
Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor.
Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor.
Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor.
Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!
Ayasolug Çelebisi Mehmed Efendi, Hanefi mezhebi fıkıh ve tefsir âlimidir. Aydın'ın Selçuk (Ayasolug) ilçesinde doğup yetişti. Bursa'ya gitti. Molla Yegân'dan ilim tahsil etti. Hicri dokuzuncu asırda Bursa'da vefât etti. Vefatından kısa bir zaman evvel bir dersinde buyurdu ki:
Ali bin Sai hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Mısır’da ikamet etti. 330 (m. 941) yılında burada vefât etti. Ebû Ca’fer-i Saydalanî’nin talebesidir. İbn-i Sai buyurdu ki:
Ebü'l-Berekât Hakkâri hazretleri, Doğu Anadolu evliyâsının büyüklerindendir. Miladi 12. ve hicri 6. asrın sonlarında Hakkâri'de vefât etti. Laliş köyünde amcasının inşâ ettirdiği ve kendisinin medfûn olduğu zaviyeye defnedildi...
Ebü'l-Berekât, küçük yaşta yüksek ilim sahibi âlimlerin meclislerine devam etti. Gençliğinin baharında ilimle doldu. Kalbi Allah aşkı ile yandı.
Şeytan hizmetçi kılığına girmiş ve yirmi sene Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri'nin yanına gidip gelmişti. Bir türlü gönlüne vesvese vermeye, ona istediklerini yaptırmaya muvaffak olamamıştı. Birgün:
- Ey Üstad! Yoksa siz benim kim olduğumu biliyor musunuz? dedi.
Hazreti Cüneyd:
- Sen lanetli İblissin. İlk geldiğin andan beri seni tanıyorum, buyurdu.
Şeytan:
- Ey Sultanü'l Muhakkikin! Sizin kadar yüksek dereceye ulaşan başka bir büyük zat tanımıyorum. Yirmi senedir size hiçbir isteğimi yaptırmaya muvaffak olamadım, dedi.
- Defol mel'un! Şimdi de beni kendini beğenme hastalığına düşürerek mahvetmek mi istiyorsun! Yirmi senede yapamadığını yirmi saniyede mi yapacaksın? Yıkıl karşımdan! diye bağırdı.