Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.604.114
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
20 Cemaziyelevvel (29 Mayıs) Salı sabahı ezan ve namazdan sonra, Türk ordusunun büyük ve tarihi hareketi başladı. Ordu, hem kara, hem de denizden bütün cephelerden harekete geçti. Toplar, hep birden şehir üzerine çevrilerek ateşlendi. İlk hamlede iki bin merdivenle 50 bin yiğit ileri atılmış, harbin en şiddetli anında, Akşemseddin ile Molla Gürani ateş hattına girerek, gazâ yolunda şehidlik mertebesine ulaşmayı taleb ile askere önderlik edip örnek olmuşlardı. Bizzat genç hükümdar dahi, askeri tehyic edici sözlerle, elinde kılıç ile Topkapı gediğine saldırmıştı. Bu sırada Ulubatlı Hasan adındaki muazzez nefer, tekbirlerle Topkapı suruna sancak dikti. Böylece İslâm dilâverlerinin ve Oğuz kavminin, asırlardan beri hayal ettigi mukaddes bir rüya gerçekleşiyordu. Ulubatlı, Hz. Peygamberin müjdesine mazhar olarak 30 kadar arkadaşıyla şehâdet mertebesine ulaştı.
Osmanlı Devleti zamanında serhat diyarlarına "genç adamlar memleketi" denirdi. Çünkü serhat gazileri düşmanla durmadan mücadele eder, memleket sınırlarını her türlü tehlike ve saldırıdan uzak bulundurmak için daima can alıp can verirlerdi. Bu yüzden de ihtiyarlık denilen derde uğramadan genç yaşta şehitlik mertebesine ererlerdi. Onların bu fedakarlık ve yiğitlilik barajı sayesinde Osmanlı vatandaşları mesut ve rahat yaşarlardı.Serhatler daimi savaş bölgesiydi. Bu yüzden serhat kaleleri her zaman efsanevi menkıbelere şahit olurdu. Bunlar bazen düşman eline geçer ve bir süre öyle kalır, sonra yine Osmanlılar tarafından zapt olunurlardı. Düşman eline geçen kaleler için elçilerle görüşülürken "Kralınızda emanet olan Padişah kalesi" tabiri kullanılır ve bu suretle onun er geç geri alınacağı anlatılmak istenirdi.
Ebü’ş-Şeyh hazretleri hadîs âlimlerinin büyüklerindendir. Adı Abdullah bin Muhammed’dir. 274 (m. 887) senesinde doğdu. On yaşından itibâren hadîs-i şerîf dinlemeye ve ilim öğrenmeye başladı. Zamanındaki büyük âlimlerin derslerine devam ederek hadis rivayet etti. 369 (m. 973) yılında vefât etti.
Ahmed bin Câfer Sebti hazretleri evliyânın meşhurlarındandır. Ebû Abbâs Sebti diye tanınmıştır. 1130 (H.524) senesinde Fas'ta Sebte'de doğup, 1204 (H.601) târihinde Merrâkeş'te vefât etti. Menkıbeleri herkesin arasında yayıldı. Şihâb el-Mukri, Nefh-ut-Tayyib ismindeki eserinde, onun hayâtını anlatmış, büyük âlimlerin onu övdüğünü, en büyük velilik derecesinde bulunduğuna şehâdet ettiklerini bildirmiştir.
Mâlik bin Dinâr hazretleri, gençliğinde mal mülk sâhibi bir zengin yiğitti. Büyük veli Hasan-ı Basri hazretlerine talebe olunca, bütün mallarını ve parasını, fakir talebelere harcadı. Kalbinden Allahü teâlânın aşkından başka her şeyin sevgisini çıkardı. Ömrünün büyük bir kısmını Basra'da geçirdi. İyi halleri ve çok kerâmetleri görüldü. Güzel ahlâkı dillere destan oldu...
Bu mübarek zat buyurdu ki: "Âlim, bildiği ile amel etmediği zaman, yağmur damlasının yalçın kayadan kayması gibi, vaaz ve nasihati gönüllerden silinir gider."
Hz. Şeyh Ebû Hafs Ömer'den rivayet edilmiştir: Bir yiğit daima: «Ya Kadimü'l-İhsân İhsânüke'l-Kadim» diye dua edermiş. Salih bir zat da O'na, neden daima bu dua ile meşgul olup, başka zikir ve dua etmediğinin sebebini sorar, Yiğit ise şöyle anlatır: