Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.547.878
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
III. Ahmed Han devrinde Fransa'ya büyükelçi olarak gönderilen Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi, bu ülkede kadınların hükmünün geçtiğini, çünkü itibarlarının erkeklerde yüksek olduğunu söyler. Ve ilave eder:"İstedikleri ne ise işlerler ve murat ettikleri yere giderler. En âlâ Beyzade, onların en aşağısına haddinden ziyade riayet ve hürmet eder."Çelebinin seyahatnamesinde yazdığına göre, Osmanlı elçilik heyeti, Fransa'ya ayak basışından itibaren adeta kadın kafilelerinin hücumuna maruz kaldı. Hele Ramazan ayı geldiğinde bu ilgi büsbütün arttı. Seyahatnamede bu olay şöyle rivayet edilmektedir:
Fatih, Rumeli Hisarı gibi, Bizans'ın boğazını sıkacak dev eseri, üçbuçuk ayda tamamladı. Başta kendisi olmak üzere bütün Vezirler sırtlarında taş taşıdı. Dürüstlükle, harcından çalınmadan yapılan eser, 550 senedir dimdik ayakta. 17 Ağustos'ta moloz yığını olan binaların mimar ve mühendisleri bundan ders almalıdır! Çeşitli yalanlarla suçladıkları fethin babası, din ayrımı gözetmeksizin Rum, Ermeni ve Yahudilere inanç ve icrai sanat hürriyetini tattıran insandır. 52 günlük bir muhasaradan sonra, Türk askerleri İstanbul surlarından, coşkun bir sel gibi akıyordu. Bizans halkı ise, ölüm korkusu ile Ayasofya'da toplanmışlar ve gaipten bir kurtarıcı bekliyorlardı.
Kefevi Hüseyin Efendi, aslen bugünkü Kırım'da bulunan Kefe'dendir. 1010 (m. 1601)'da Mekke'de vefât etti...
Memleketinde zamânının âlimlerinden akli ve nakli ilimleri tahsil etti. Daha sonra İstanbul'a gelip Medine-i münevvere kadısı Dâvûd-zâde Efendi'nin hizmetinde bulunup, ilim tahsil etti ve onun yanında mülâzım (stajyer) olarak vazife yaptı.
Muhammed Rebhâmi hazretleri Hindistan'da yetişen fıkıh âlimlerindendir. Dokuzuncu asrın sonlarında vefât etti. En meşhur kitabı olan Rıyad-un-nâsihin ismindeki eserini, 835 (m. 1432) senesinde yazdı. Bu eserinde buyuruyor ki:
Akçakoca, Sakarya mıntıkasına ve İzmit taraflarına yaptığı akınlarla buralarda bazı kaleleri fethetmiş, Ayan Gölü (Sapanca) çevresini de alarak, orasını kendisine karargah yapmıştı. Daha sonra Ermeni Pazarı ve Kandıra'yı zaptetmiş ve aşiret beylerinden Konuralp ile Aydos ve Samandıra'yı almışlardır. Samandıra Kalesi Akçakoca'ya mülk olarak verilmiştir. İzmit ile Üsküdar arasındaki bütün Türk muvaffakiyetleri bu Akçakoca ile Gazi Abdurrahman'ın faaliyetleri sayesinde temin edilmiştir.
Akçakoca'nın vefatı 1326'dan sonra olup kabri Kandıra'da bir tepe üstündedir. Bunun adına nisbetle İzmit vilayetine "Kocaeli" denilmiştir.
Dünya hayatında hiç kimseye iyilik yapmamış, bencil bir adam ölünce, cehennem kapısında bir melek karşıladı. Melek adama şöyle seslendi: "Hayatta iken tek bir gün bile birisine iyilik yaptıysan buraya girmeyeceksin. Varsa söyle!"