Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.649.019
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Viyana seferine çıkan Osmanlı ordusu, Budapeşte önlerine gelmiş, şehri kuşatmıştı. O gün, civarda dolaşan bir yaancı yakalandı ve doğruca Veziriazam İbrahim Paşa'nın huzuruna çıkarıldı. İbrahim Paşa adama Hırvatça sordu:-Sen kimsin?-Kralım Ferdinand'ın subayıyım efendimiz.-Demek casusluk niyetiyle geldin. Ne öğrenmek istersin?-Vazifem, ordunuz hakkında bilgi toplamaktı.Yakalanan casus, en azından hapsedilir. Ama İbrahim Paşa gülerek:-Var istediğin bilgiyi topla, dedi ve emir subayına dönüp, casusa istediği her şeyin gösterilmesini emretti. Alman subayı böylece âdeta misafir muamelesi gördü. Osmanlı ordugahını baştan başa dolaştı, askeri birlikleri inceledi. Sonra tekrar huzura çıkarıldı. İbrahim Paşa onu salıverirken:-Haydi git, dedi, gördüklerini kralına anlat!... anlat ki, karşısındaki ordunun yenilmez olduğunu anlasın ve bu savaştan vazgeçsin.
Sultan Abdülhamid Han'ın son senesinde İttihad ve Terakki Partisi iktidarı ele geçirince, halkı padişah aleyhine çevirmek ve kendi partilerine üye yapmak için çalışmalara başladılar. Bunlardan Dr. Nazım, Aydın'a giderek, tütün tüccarı sıfatıyla beldenin ileri gelenleriyle görüşü yordu. Bu arada meşhur efelerden Çakıcı Mehmed Efe'nin yanına da gitti. Sohbet esnasında Efe'ye:"Sultan Abdülhamid devlete hainlik ediyor. Bilhassa ortalığı hafiyelerle doldurdu. Bunla rın hemen dağıtılması lazım" demesi üzerine Efe, Nazım Bey'e dönerek:"Padişah memlekete hainlik etmez. Hafiye işine gelince, ben bir eşkıyayım. Dağda geze bilmem için jandarmaalrın hareketlerinden haberdar olmam lazım. Bu köylerde benim yirmi den fazla hafiyem var. Eğer onlar olmasa ve bana zamanında haber iletmeseler, bir gün bile bu dağlarda dolaşamam. Benim gibi bir eşkıyanın hafiyeye ihtiyacı oluyor da bu devletin padişahının niçin olmasın. Onun da hafiyeleri olmasa, bir gün bile bu devlet ayakta kalamaz. Bana böyle münasebetsiz laflar etmeyin ve derhal burayı terkedin" diyerek Nazım Bey'i kovdu
Evliyânın büyüklerindendir. Belh şehrinde doğdu. Doğum târihi kesin belli değildir. Hâtim-i Esâm, Şakik-i Belhi'nin talebesi, Ahmed-i Hadraveyh'in hocasıdır. 237 (m. 852) senesinde Vaşcer'de vefât etmiştir.
Kendisine "Esâm" (kulağı duymaz) denilmesinin sebebi şudur: "Birisi onunla konuşurken kazayla yellendi. Hâtim-i Esâm o şahıs utanmasın diye "Yüksek sesle konuş, ancak yüksek sesle konuşulanları duyabiliyorum" dedi. Bu yüzden ona Esâm denilmiştir.
Kutb-i Rabbâni hazretleri evliyanın meşhurlarındandır. İsmi, Muhammed olup 1260 (H. 658)'de Hindistan'ın Pânipüt şehrinde doğdu. Küçük yaşta Şerefüddin Ebû Ali Kalender hazretlerinin terbiyesine verildi. 1363 (H.765) yılında orada vefât etti. Birçok kıymetli eser de yazdı. "Fevâid-ül-Füâd" kitabında şöyle buyurmaktadır:
Emir Sultan, âlim ve ilim menbaı olan Buhârâ'da yetişti. Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere'de ilim tahsil etti. Medine-i münevvereye yerleşmek ve ömürlerinin sonuna kadar orada kalmak niyetindeyken, bir rüyâ gördü. Rüyâsında Peygamber efendimiz ile hazret-i Ali yanyana oturmuşlardı. Yanlarına vardı ve diz çöküp oturdu. Hazret-i Ali ona; "Ey oğlum! Sana cenâb-ı Hak tarafından ceddin Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetini, takvâ yoluyla öğretmen için Rûm iline gitmen işâret olundu. Önünde giden nûrdan üç kandil belirecek, o kandiller nerede gözünden kaybolursa orada kalacaksın. Mezârın da orada olacak" dedi. Emir Sultan uykudan uyanınca; "Demek ki takdir-i ilâhi böyle" diyerek yola çıktı. Hazret-i Ali'nin dediği gibi, üç kandil ona kılavuzluk etti. Bursa'ya geldiği zaman, önündeki nûrdan üç kandil, pınar başında üç servi civârında fakirler için tahsis edilmiş eski bir kilisenin yanında kayboldular. Böylece Emir Sultan Bursa'ya yerleşti.