Kalb Ve Ruh, Cisim Değil, Cevherdir
İbrâhim Reyyâhî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimidir. 1180 (m. 1766)’da Tunus’un Tesfûr denilen bölgesinde doğdu. 1266 (m. 1850)’de Tunus’ta vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
16.575.347
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
İbrâhim Reyyâhî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimidir. 1180 (m. 1766)’da Tunus’un Tesfûr denilen bölgesinde doğdu. 1266 (m. 1850)’de Tunus’ta vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Yavuz, sert mizaçlı olduğu kadar şair ruhluydu. Birçok şiirleri vardır. Bu yüzden şiir ile ifade edilen duygulara ehemiyet verirdi. Mısır'ın fethinden sonra uzunca bir müddet Kahire'de kalınması, devlet erkanının ve askerin canını sıkmaya başladı. Fakat bu durumu padişaha bildirmeye kimse cesaret edemiyor du. Birgün çok sevdiği Kemalpaşazade Ahmed Efendi ile konuşurken:-Mısır'da ve asker arasında neler oluyor?-İyilik, Sultanım. Yalnız dün Nil nehri kenarında iki askerin şöyle bir türkü söylediklerini duydum:
Kanuni kumandasındaki Osmanlı ordusu Viyana önlerinde bir an geri püskürtülünce, o zamana kadar sessiz duran kiliselerin çanları sevinçle çangırdamaya başladı. Kanuni Sultan Süleyman, esir olan Avusturya ordusu bayraktarı Von Sedlitz'den bunun sebebini sordu. Von Sedlitz:"Sizi geri püskürtmenin verdiği sevinçtir" cevabını verdi. Bozgu nun verdiği acıya rağmen Kanuni, Von Sedlitz'in bu cesaretinden hoşlandı. Bu sebepten ona ve arkadaşlarına iftihar elbisesi giydirerek:"Artık serbestsiniz" dedi ve gitmelerine izin verdi.
Muhammed Mazhar hazretleri Hindistan'ın büyük velilerindendir. Ahmed Said-i Fârûki hazretlerinin en küçük oğludur. 1832 (H.1248) senesinde Hindistan'ın Delhi şehrinde dünyâya geldi. Ahmed Said hazretlerinden tasavvufu öğrendikten sonra, zâhiri ve bâtıni, tasavvufi ilimlere dâir eserleri okudu. Kısa zamanda bu ilimlerdeki tahsilini tamamladı, kemâle geldi. İngiliz işgalinden sonra babası ve diğer yakın akrabâları ile birlikte, Hicaz'a hicret ettiler. Babası vefât edince, onun yerine geçerek Medine-i münevverede talebe yetiştirmeye başladı. 1883 (H.1301) senesinde Medine-i münevverede vefât etti. İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin Mektûbât-ı Şerif'ini çok okumak ve okutmak, onun güzel âdet ve edeblerinden idi. Bir sohbetinde şöyle okudular:
Abdürrahîm Ebnâsî hazretleri Şafiî mezhebi fıkıh âlimidir. 829 (m. 1426) yılında Kahire’de doğdu. 891 (m. 1486)’da vefat etti. Zamanındaki pek çok âlimden rivayette bulundu. Onlardan ilim aldı. Bir dersinde buyurdu ki:
Alî bin Muhammed Sehâvî hazretleri tefsir ve kıraat âlimidir. 558 (1163)’de Mısır’ın Sehâ beldesinde doğdu. İlim tahsili için İskenderiye’ye gitti. Tefsir ve kıraat sahasında büyük bir âlim oldu ve Şam’a giderek çok talebe yetiştirdi. 643’te (m. 1245) orada vefat etti. Bu mübarek zat, bir dersinde vebâ hastalığı ile ilgili şöyle buyuruyor:
Bir zamanlar Bağdad'da çok zeki ve bilgili, Şenn adında bir adam yaşamaktaydı. Bu adam bir gün kendisi gibi bilgin ve akıllı bir kız bulup evlenmek için atına atlayıp yola çıktı. Yolda bir adama rastladı. Adam köyüne gidiyordu. Şenn de adama katılıp birlikte yolculuk etmeye başladılar. Şenn adama sordu: - Ben mi seni yükleneyim, yoksa sen mi beni yüklenirsin? Adam: - Bu nasıl söz? İkimiz de atlıyken birbirimizi nasıl yükleniriz? diye cevap verdi.Biraz ilerleyip köye yaklaştıklarında, Şenn biçilmiş ekinleri görünce tekrar sordu:- Bu ekinler yenmiş mi yenmemiş mi?