Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.565.496
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Fâtih Sultan Mehmed Hân hazretleri, Topkapı Sarayı'nı yaptırdığında burası şimdiki gibi büyük binâlardan müteşekkil değildi. Ama Hz. Fâtih buradaki bir odayı, hazine odası adıyla müze yaptırmayı ihmâl etmemişti. Burada hem ata yâdigârı silahlar, hem de kıymetli mücevherât muhâfaza edilirmiş. Dünyada henüz modern müzecilik anlayışı gelişmeden kurulan bu Osmanlı müzesinin, Yavuz Sultan Selim Hân'dan sonraki en kıymetli eserleri hiç şüphesiz Mukaddes Emânetler olmuştur.Hz. Fâtih'in hazine odasında çok kıymetli bir mücevherât koleksiyonu olduğu bilinmektedir. Hatta müsâfir elçilere ve hükümdarlara bu oda gezdirilir ve bu koleksiyon gösterilmiş.
Kırkpınar, tarihi ve coğrafi gerçeklerle tamamen uyum içinde ve binlerce yılda hâsıl olan, milli vicdandan doğan bir anânevi kutlamadır. Zaman, Osmanlı'ya Anadolu'nun dar geldiği, gözünü Ahmet Yesevi hazretlerinin işaretiyle Avrupa'ya diktiği 1350'li yıllardır. Orhan Gazi'nin şehzadesi Sultan Süleyman, Sarı Saltuk ve Ahmet Yesevi hazretlerinin menkıbeleri, Peygamber efendimizin İstanbul'un fethiyle ilgili müjdesiyle büyümüştür. Avrupa'ya geçmek, İstanbul'u fethetmek ateşiyle yanmaktadır. Ancak, o da İstanbul'un fethinin, Trakya'nın fethinden geçtiğini iyi bilmektedir.
Çelebi Sâlih Efendi, İstanbul'da yetişen evliyâdandır. 1203 (m. 1788) senesinde, İstanbul'un Karagümrük semtinde doğdu. 1296 (m. 1879) senesinde İstanbul'da vefât etti. Bu mübarek zat, Fâtih civârında, Tahtadâra Dergâhı'nda Mesnevi-yi şerif okuturdu. Bu eserden bazı ibretli sözler:
Ebü'l-Abbâs Ahmed İbnü'd-Delâi hazretleri hadis hafızıdır. 393'te (m. 1003) Endülüs'te (İspanya) Meriye (Almeria) yakınlarındaki Delâye (Dalias) köyünde doğdu. İlim tahsili için gittiği Mekke'de sekiz yıl kalarak pek çok âlimden hadis ve fıkıh dersleri aldı. Endülüs'e dönen İbnü'd-Delâi, Meriye Camii'nde ders vermeye başladı. 478'de (m. 1085) Meriye'de vefat etti. Namazın faziletleri hakkındaki şu hadis-i şerifleri nakletti:
İlmî Abdürrezzâk Ali Efendi Anadolu evliyâsındandır. 1842 (H.1258) yılında Erzurum'da doğdu. İbrâhim Paşa Medresesi müderrislerinden Solakzâde Ahmed Tevfik Efendiden tahsil görerek icâzet aldı. Tahsîlini tamamladıktan sonra Ahmediyye Medresesinde ders okutmaya başladı. Babasının vefâtından sonra Nakîb-ul-eşrâf oldu. Bu sırada evliyadan Şeyh Hakkı hazretlerinin hizmetinde bulundu. 1907 (H.1325)'de Erzurum'da vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Mahmûd Paşa, evinde bir dâvet tertib etti. Dâvete, hurûfi yolunda olan sapıklar da çağırıldı. Fahreddin Acemi de perde arkasına saklanmış, onları dinliyordu. Sohbet ilerleyince, Mahmûd Paşa, kendilerini çok sevdiğini ve her dertlerini çekinmeden kendisine açabileceklerini söyledi. Vezirin bu aşırı sevgi ve muhabbetinden dolayı onu kendisinden zanneden bu kimseler, fırkalarının iç yüzünü anlatmaya başladılar. "Her testi içine konulanı sızdırır" sözü gereğince sapıklıklarını ve küfürlerini açıkladılar. Hattâ:"Allahü teâlâ (hâşâ) Fadlullah'a (Hurûfilik bozuk yolunun kurucusu olup, 1393 senesinde Timûr Hanın oğlu Mirân Şah tarafından öldürülmüştü.) hulûl etmiştir." dediler.