Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.544.217
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Çelebi Sultan Mehmed, Osmanlı İmparatorluğunun ikinci kurucusudur. Çünkü Ankara savaşında mağlup olan Osmanlı devleti dağılma tehlikesi geçirmişti.İşte bu sıralarda, Osmanlı devletini en çok uğraştıran, Karamanoğulları olmuştu. Çelebi Mehmed 1413 yılında tahta çıktı. Dost düşman bütün hükümdarlar tebrik ettiler. Gelen elçilere:-Biz de sulh içinde yaşamak isteriz. Velakin her devlet aynı şekilde davranmalıdır. Bu söylediklerimi, krallarınıza hükümdarlarınıza bildiresiniz, dedi.Fakat az zaman sonra Karaman üzerine sefer yapmağa mecbur kaldı. Çünkü adaşı Karamanoğlu Mehmet Bey, fırsattan istifade Bursa kalesini kuşatmıştı.
Üçüncü Ahmed Han, Patrona Halil ayaklanması sonunda tahttan çekilince, Şehzâde Mahmud, 2 Ekim 1730 günü Osmanlı sultânı oldu. Üçüncü Ahmed Hanın tecrübe ve tavsiye lerinden istifade etti. İlk icrâatı, Lâle Devrinde yapılan ilim, kültür ve sanat eserlerinin tahribini durdurmak oldu. Âsi Patrona Halil'i ve zorbaları imhâ ettirdi. İstanbul'da emniyet ve asâyişi sağladı. Ülkede huzur dolu, mesud günler başladı. İçişlerini düzelten Sultan Birinci Mahmud Han, doğuda hududa saldıran İran Safevileri ile, batıda Avusturya ve Rusya'ya karşı tedbir aldı.
Ebü'l-Hasen Kâsım Şâşi hazretleri, Şafii mezhebinin meşhûr fıkıh âlimlerindendir. 400 (m. 1010) yıllarında Semerkand'da vefât etmiştir. Bir dersinde buyurdu ki:
Füâdî Ömer Efendi Osmanlı âlim ve velîlerindendir. Kastamonu’da yetişen büyük velî Şeyh Şâbân-ı Velî hazretlerinin kurduğu Şâbâniyye yoluna mensuptur. 1559 (H.966) senesinde Kastamonu'da doğdu. Şâbân-ı Velî dergâhı şeyhi olan Abdülbâkî Efendiye talebe olup hizmet etmeye başladı. Onun vefâtı üzerine hocasının yerine geçen Muhyiddîn Efendinin sohbetlerine devâm etti. Muhyiddîn Efendinin vefâtından sonra Şâbân-ı Velî Dergâhına postnişîn seçildi. 1636 (H.1046) senesinde Kastamonu’da vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Seyfeddîn Menârî, Şâh-ı Nakşibend hazretlerinin yetiştirdiği büyük velîlerdendir. Taşkend ile Semerkand arasında bulunan Menâr köyünde doğdu. On beşinci asrın başlarında vefât etti. Şâh-ı Nakşibend vefât edinceye kadar sohbet ve hizmetinden ayrılmadı. Şâh-ı Nakşibend hazretleri, vefâtına yakın bu kıymetli talebesine, kendisinin vefâtından sonra Alâüddîn-i Attâr'a bağlanmasını, onun hizmet ve himmet kanatları altında bulunmasını işâret etti. O da hocasının vefâtından sonra, Hâce Alâüddîn'in hizmetine girdi.
Nureddin Cerrahi, çocukluğundan beri anasına karşı büyük bir sevgiyle doluymuş. Hem ne türlü, âdeta aşka benzer bir sevgiymiş bu! Büyüyüp geliştiği zaman Nureddin Cerrahi'yi anası irşad etmiş. Nureddin Cerrahi, doğumundan dört yüz yıl evvel müjdelendiği gibi, İbrahim Düssuki'nin sırrını taşıyan olgun, dolgun bir insan olarak âlem halkı içinde parladıktan bir süre sonra, anasının huzuruna vararak - Bana izin verde hacca gideyim. Şeriatın bana farz kıldığı görevimi yapayım" demiş. Annesi bu isteği yerinde görmüş, genç Nureddin de hazırlıklara başlamış. Lazım olan parayı tedarik ettikten sonra bir gün anacığına veda ederek, evden hacca götürecek olan kervanın sahibine giderken yolda iki gözü iki çeşme sel sel ağlayan bir adam görmüş.