Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.650.294
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
1960 yılında Milli Birlik Komitesi üyesi Ahmet Er, Libya'daki Türk sefâretine 'Devlet Müşaviri' olarak tayin edilir. kendileri zaman zaman Libya'da seyahate çıkarlar. Bunlardan birinde, mihmandarı, geçtikleri kasabada yaşlı ve meşhur bir şeyhin bulunduğunu, onu ziyaret etmenin faydalı olacağını söyler. Ve giderler. Oldukça ıssız bir yerde, bir ağacın gövdesine yaslanmış olan 80 yaşlarında, beyaz sakallı ve â'ma olduğu ilk bakışta belli olan Şeyh'i görürler. Ahmet Er kendisini takdim eder. Türk olduğunu da söyleyerek elini öpmek için müsaade ister. Bunun üzerine Şeyh, Ahmet Bey'e hitâben:" Ben senin elini öpmeliyim, der.Ahmet Bey'in "Estağfirullah" demesine fırsat bırakmadan onun elini öper. Bilmukabele, muhatabı da onun elini öper. Bunu müteâkip Şeyh, Ahmet Er'e:" Hangimiz kazançlı çıktık? diye sorar. Er:" Ben kazançlı çıktım; çünkü, pir-i fâni bir Müslüman ulusunun elini öptüm, der. Şeyh, hafifçe gülümser ve şu cevabı verir:" Hayır ben kazançlıyım; çünkü sen, çölde fakir ve nâçiz bir Müslüman'ın elini öptün. Ben ise şanlı, şerefli Osmanlı'nın elini öptüm.
Osmanlı devletinin duraklama devri yılları. Yapılan savaşlar, askerin disiplinsiz davra nışları yüzünden ya, büyük masraflar edilerek zorla kazanılıyor, ya da mağlubiyetle neticeleni yordu. 1645 yılında Girit adası, Venediklilerden alındı, fakat bundan sonra uzun süren kara ve deniz savaşları başladı. 1647'de bir Venedik donanması Çanakkale boğazını kapattı. O devirde, Barbaros'un yetiştirdiği denizciler den kimse kalmamıştı. İstanbul'dan hareket eden donanma yı hümayun Çanakkale'ye geldi ve kuşatmayı yararak Ege denizine açıldı. Sonra da Venedik donanmasına arkadan saldırarak geri çekilmesini sağladı. Fakat bu savaştan sonra Ege'de bir Venedik filosu ile yapılan savaşta şehit düştü. Bunu fırsat bilen Venedikliler, Çanakkale boğazını tekrar abluka altına aldılar.
Ahmed Semerkandi hazretleri evliyânın büyüklerindendir. On dördüncü asrın sonlarında vefât etti. Zâhiri ilimlerde Zeynüddin-i Hafi'nin derslerinde yetişip, kalb ilimlerinde ve tasavvuf yolunda da Hâce Alâüddin-i Attâr hazretlerinin sohbetlerine devâm etmekle ilerledi. Hâce Ubeydullah-i Ahrâr hazretleri ile de görüşüp, onun da mânevi feyiz ve bereketlerine kavuşan Derviş Ahmed, Hirat'ta bir câmide vaaz ederdi. Sohbetlerinde şöyle anlattı:
Ahmed Hansevi hazretleri evliyanın büyüklerindendir. Hindistan'ın Pencab bölgesinin Hansi şehrinde doğdu ve oraya yetişti. Bir camide hatiplik yaparken, Feridüddin Genc-i Şeker ile tanışınca, her şeyi terk etti. Onun sohbetlerinde üstün derecelere yükseldi. Miladi on üçüncü asrın başlarında Hansi kasabasında vefat etti. Vefatından sonra kendisini rüyada gördüler. Hâlini sordular. "Beni kabre koydukları zaman, iki azap meleği geldi. Arkalarından iki melek daha geldi. "O, akşam namazından sonra kıldığı iki rekât namaz ve farz namazdan sonra okuduğu Âyet-el-kürsi hürmetine bağışlandı." dediler." buyurdu.
Teğmen Muzaffer'in alayında kamyon ve otomobil lastiği ile diğer birtakım malzemelere ihtiyaç vardı. Bunlar ise ancak İstanbul'dan sağlanabilirdi. Muzaffer Teğmen, becerikli bir İstanbul çocuğu olduğundan, karagâh, gerekli malzemenin temin ve mübâyaasına onu memur etti...
Muzaffer Teğmen, hemen yola çıktı ve aradı, uğraştı, nihayet Karaköy'de bir Yahûdi'de istediklerini buldu. Malzemeyi bulmuştu, fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi, bir çaresini bulmak lâzımdı. Tüccar Yahûdi'ye dedi ki:
Bir gün Yalova'dan İstanbul'a bir gemi gidiyordu. İstanbul'a yaklaştıkları sırada, şiddetli bir rüzgâr esmeye, dalgalar gittikçe büyümeye, gemiye şiddetle vurmaya başladı. Dalgaların vuruşundan tahtalar gıcırdıyordu. Gemi, koca denizde bir o tarafa, bir bu tarafa yalpalıyor, devrilecek gibi oluyordu. Yolcular ne yapacaklarını şaşırdılar. Herkes geminin bir tarafına birikince, tehlike daha da büyüdü. Kaptan, yolcuları teskin etmeye çalışıyor ve herkesin yerinde oturmasını tavsiye ediyordu. Herkes birbiriyle helâlleşiyor ve şimdiye kadar işlediği günahlarına tövbe ediyordu. Bâzıları da, kurtulmaları için adakta bulunuyordu. Yolcuların arasındaki bir genç, Fâtiha-i şerife ve İhlâs sûrelerini okuyarak, hâsıl olan sevâbı; Peygamber efendimizin, Eshâb-ı kirâmın, evliyânın, âlimlerin ve zamânın velilerinden Üftâde hazretlerinin rûh-ı şeriflerine hediye etti. Sonra da; "Yâ hazret-i Üftâde! Himmetinizi, yardımınızı istirhâm ediyorum." dedi.