Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.649.330
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Yavuz Sultan Selim Hân'ın sırdaşı ve yoldaşı olan, birçok dil de bilen ve âlim bir zat olan Hasan Can'a, birgün Sultan der ki:-Bu gece rüyâmda Muhammed Bahşi hazretlerini gördüm. Beyaz bir elbise giymiş, yolcu luğa hazırlanıyordu.Hasan Can, gayriihtiyâri olarak cevap verir:-Âhıret yolculuğu olsa gerektir.Sultan'ın bu cevâba canı sıkılır. -Sen bilmez misin? Rüyâlar tâbire bağlıdır. Eğer şeyh hazretlerine birşey olursa, sakın gözüme gözükme! Çok geçmez, Muhammed Bahşi hazretlerinin vefât haberi gelir. Hasan Can hâl ehli dir, telâşlanmaz. Sultan'a der ki; -Araştıralım. Eğer benim tâbirimden sonra vefât ettiyse cezâya râzıyım. Ama önce vefât etti ise, Sultanım bu fakire bir hediye verse gerek.Araştırmalar sonunda Hasan Can haklı çıkar. Sultan, kaftanını çıkarır, bir kese altın la birlikte hediye eder. Hasan Can kaftanı alır, parayı da fakirlere dağıtıp sevâbını Muham med Bahşi hazretlerinin rûhuna hediye eder.
Sultan İkinci Murâd Hân, Molla Ayas'ı şehzâdesi Mehmed'e hoca tâyin etti. Birkaç sene Fâtih Sultan Mehmed Hâna ilim öğreten Molla Ayas, Zeynüddin Hâfi hazretlerinin talebe lerinden Abdüllatif Makdisi'nin talebesi olan Tâcüddin İbrâhim Karamâni'nin hizmetine girdi. Onun kalblere şifâ, gönüllere devâ olan mübârek bakışlarını üzerinde hissetmek, bulunmaz sohbetlerinden istifâde etmek için gayret gösterdi. Sıkı riyâzetler çekti. İlâhi cezbelere, feyzlere kavuştu. Ledünni ilminde üstâd oldu. İnsanlara doğru yolu öğretmek vazifesi verildi. Bursa'ya yerleşti. Ömrünün sonuna kadar orada kaldı. Pekçok talebe yetiştirdi. Talebelerinin geçimini de kendisi karşılar, Allahü teâlânın kendisine ihsân ettiği maldan, ihtiyâç sâhiplerine bol bol ikrâmda bulunurdu. Dünyâ ve dünyâ ehlinden ayrılıp, bütün varlığı ile Allahü teâlâya yöneldi. Vakitlerini ilim öğrenmek ve öğretmek, Allahü teâlâya ibâdet etmekle geçirirdi. İnsanlara sık sık nasihatlerde bulunur, Allahü teâlânın dinini öğrenip, O'nun rızâsına kavuşmak için gayret etmelerini tenbih ederdi.
Zileli olan Abdurrahmân Efendi, Kastamonu'ya gelerek Şeyh Şâbân-ı Veli tekkesinde Mustafa Çelebi Efendiden dersler aldı. 1660'da Şeyh Mustafa Çelebi'nin vefâtı üzerine Şâbân-ı Veli tekkesinde irşâd makâmına oturdu. Bir taraftan talebe yetiştiriyor, diğer taraftan halka vaaz ve nasihatler vererek Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmeye devâm ediyordu.
Abdurrahmân Efendi, sabah namazını kılar, kuşluk vaktine kadar talebelere ders verirdi. Sonra evine gider, öğle namazı vaktinde tekrar gelip namazı kıldırırdı. Namazı kılınca bir saat halka vaaz ve nasihat eder sonra talebelerine ders vermeye devâm ederdi.
Burhânü'ş-şeria hazretleri Hanefi fıkıh âlimidir. Asıl adı Mahmûd bin Ahmed Mahbûbi olup, 673 [m. 1274] de Moğol istilasında yüzlerce âlim ile birlikte şehid oldu. (Vikâye) kitabı meşhurdur. Bu kitabında buyuruyor ki:
Hacı Emin Mehmed Efendi, Osmanlı âlimlerindendir. Enderûn-ı Hümâyunda yetişip hazine-i hümâyun katibi, sonra müderris oldu. Çeşitli şehirlerde kadılık yaptıktan sonra Anadolu Kadıaskeri oldu ve 1226'da (m. 1811) vefat etti. Buyurdu ki:
Vaktiyle bir kasabada, kayınvalidesiyle birlikte yaşayan bir gelin vardı. İkisinin de kişiliği tamamen farklıydı. Sık sık kavga edip tartışırlardı. Evde huzur kalmamış, bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından, annesi ile karısı arasında kalan koca için de, ev cehennem haline gelmişti.Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan gelin, doğruca babasının eski bir arkadaşı olan yaşlı bir aktara gitti ve derdini anlattı. İlim ve marifet sahibi olan yaşlı aktar, ona bitkilerden yaptığı bir karışım hazırladı ve üç ay boyunca hergün azar azar, kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyledi. Zehir az az verilecek, böylece kaynanayı gelininin öldürdüğü belli olmayacaktı. Yaşlı aktar gelin hanıma, kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için, kaynanasına çok iyi davranmasını, ona en güzel yemekleri yapmasını söyledi.