İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.651.057
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Sultan II. Osman 22 Kasım 1617'de padişah olduğunda henüz 14 yaşındaydı. Fakat yaşı nın çok üzerinde bir olgunluğa sahip olan bu genç padişah, ecdadı gibi celadetli ve cesurdu. Tahta çıktığı senelerde, Avrupa'da söz sahibi bir devlet olan Polonya, Osmanlı sınırlarına saldırıyor, hatta bazı kaleleri ele geçiriyordu. Bunlardan en önemlisi de Hotin Kalesi idi. Bunun üzerine hemen sefere çıkılmasını emretti ve hazırlıklara başlandı.
1513 yılı baharında Batı Akdeniz sularında pervasızca dolaşan bir korsan gemisi. Güvertede orta yaşlı, kırmızı sakallı, yüzü deniz rüzgarlarıyla sertleşmiş, tecrübeli bir kaptan. Adı, Oruç, fakat leventleri ona Baba Oruç diyorlar. Muavinleri, Kazdağlı Salih ve ihtiyar Süleyman Reisler. Bir hafta kadar İtalya sahillerinde dolaştıkları halde bir tüccar gemisine tesadüf edemediler. Üsleri olan Cerbe adasında eli boş dönmek itibarlarını sarsacak. Sonra, Tunus sultanına vergi de verecekler.
Abdurrahmân İbn-i Ziyâd el-Gaysi hazretleri Şafii fıkıh âlimidir. 900 (m. 1495)'de Yemen'in Zebid şehrinde doğdu. Memleketinde ve Mekke'de Şafii fıkıh âlimlerinden ilim tahsil etti. Yemen'de fetva makamına getirildi. 975'te (m. 1568) Zebid'de vefat etti. Buyurdu ki:
Muhammed bin Nâsır es-Selâmi hazretleri Hanbeli mezhebi âlimlerindendir. Hafız (yüzbin hadis-i şerifi senetleriyle bilen), sağlam, güvenilir bir zât idi. 467 (m. 1074)'de doğdu. 550 (m. 1155)'de Bağdad'da vefât etti. Babası aslen Türk idi. Bir dersinde buyurdu ki:
Ebu Abdullah Esba bin Ferec, Hadis ilminde hafızdır. Yani yüz binden ziyade hadis-i şerifi ravileriyle birlikte ezbere biliyordu. Mısır'da birçok âlimden hadis öğrendi. Sonra Malik bin Enes hazretlerinden hadis öğrenmek için Medine-i Münevvere'ye gittiyse de, oraya gittiğinde Malik bin Enes hazretleri vefat etmişti. Orada Eşheb ile sohbet etti. Tekrar Mısır'a döndü ve kadılık vazifesine getirildi.
Büyük çoğunluğu, yüksek rütbeli Osmanlı devlet adamlarından meydana gelen Hacc kafilesi, Fahr-i Âlem, Resul-i Ekrem, Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizi ziyaret yolunda. Çölde günlerdir süren yorucu yolculuk bitmek üzere. Medine'ye yaklaştıkları bir gecede son defa mola verildi. Kafiledekiler kısa süre içinde yorgunluktan uykuya daldılar. Ancak biri var ki, günlerdir uyku görmeyen nemli gözleri ile ufuklara dalmış, iki cihan güneşi sevgili Peygamber Efendimizin hasretiyle yanmış, kavrulmuş, Yusuf Nâbi bu. O gece, Resulullah'a bu kadar yakın olmanın hazzı içerisinde yerinde duramayıp gezerken... O da ne! Devlet büyüklerinden birisi, ayağını Hücre-i Saadet istikametine doğru uzatmış uyumuyor mu?