Velîlere Yakınlık, Insanı Allah'a Yaklaştırır
Ezher el-İsfehânî hazretleri büyük velîlerdendir. Filistin’de Remle'de otururdu. Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Türâb Nahşebî gibi büyüklerle görüştü. Muhammed bin Yûsuf el-Bennâ'nın talebesidir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.246.471
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ezher el-İsfehânî hazretleri büyük velîlerdendir. Filistin’de Remle'de otururdu. Cüneyd-i Bağdâdî, Ebû Türâb Nahşebî gibi büyüklerle görüştü. Muhammed bin Yûsuf el-Bennâ'nın talebesidir.
İspanyol ordusu 1518 sonbaharında, levendleriyle birlikte Oruç Reis'i Tlemsen kalesinde ablukaya almışlardı. Düşman devamlı takviye alıyordu. Cezayir umumi valisi Marki de Gomares de bizzat Tlemsen'e gelmiş ve savaşın idaresini eline almıştı. Oruç Reis bir defa huruç hareketi yapmış ve bu hareketinde 700 düşman askeri öldürmüş, 100 tanesini de esir almıştı.
Ancak kuşatma uzadıkça yiyecek ve cephaneleri tükenmiş, Oruç'un yanında sadece kırk levend kalmıştı. Gerisi şehid olmuşlardı. Bununla beraber bu kırk kahraman, başlarında Oruç Reis ile birlikte bir gece yarısı İspanyol askerlerinin ağır uykulu bir gaflet anında kaleden çıkıp muhasara hatlarını yarmayı başardılar. Fakat biraz sonra bunu farkeden İspanyollar, onları takibe başladılar.Paris şehrine mahsus bir oyun varmış ki opera derlermiş, acayip sanatlar gösterirler miş, büyük toplantı olurmuş. Kibar-ı şehr varırlar ve vasi dahi ekseriya varıp kral dahi arasıra gelirmiş.Bir gün entrodüktör, mahut kral tarafından bir hento getirip tebeamızla bizi alıp gittik. Vasi'nin sarayına bitişik bir yere vardık. Ol mahall-i mahsus opera için yapılmış. Rütbelerine göre herkesin oturacak yeri var. Bizi kral oturduğu yere götürdüler. Kırmızı kadife ile döşenmişti. Vasi dahi gelmiş, yerine oturdu. Erkekler ve kadınlar ile dolmuştu ve yüzden fazla enva-ı saz hazırdı.Akşama bir saat vardı. Her taraf kapalı olmakla birkaç yüz balmumu yanmış ve billur avizelerde dahi hesapsız mumlar yanmıştı. Ol mahal ziyade özentili yapılıp cümle trapzanları ve amudları ve dört duvarı ve sakfı sırma işlemeli olup ve gelen hanımlar dibalara ve cevherlere müstağrak olup mumların şu'lesinden bir halet-feza parıltı zuhur etmiştir ki tabir olunamaz. Karşımızda sazendeler oturduğu mahalde bir münakkaş büyük perde asmışlardı. Tamam yerleştikten sonra nagah ol perde kalkıp arkasından bir büyük saray zuhur eyledi. Sarayda oyuncular libas-ı mahsuslarıyla ve yirmi kadar perinevker murassa libas ve fistanlarıyla meclise tekrar ışık saçıp sazlar dahi hep birden musikiye başladılar. Bir miktar raks olunup ondan sonra operaya başladılar.
Ömer bin Muhammed Kalşâni rahmetullahi aleyh, hadis ve Mâliki mezhebi fıkıh âlimlerinin büyüklerindendir. Aslen Tunus'un "Bâce" kasabasındandır. 848 (m. 1444) senesinde vefât etti. Vefatından kısa bir zaman evvel bir dersinde şunları anlattı:
Abdülkâdir Cebâli hazretleri Tunus'ta yetişen fıkıh âlimlerindendir. 1122 (m. 1710)'da Tunus'ta vefât etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Takıyyüddin Cerrâi hazretleri, Hanbeli fıkıh âlimlerindendir. Şeyh Ahmed Bedevi'nin soyundandır. 825 (m. 1422) yılında Filistin'de Nablus şehrinin kasabalarından Cerrâa'da doğdu. İlk tahsilinden sonra Şam'a gitti, orada fıkıh ilminden icazet aldı. Hanbeli fıkhı üzerine ders ve fetva vermeye başladı, kadılık yaptı. 883 (m. 1478)'de orada vefat etti. Buyurdu ki:
Padişahlardan birine değerli bir gül fidanı hediye edilir. O da bunu bahçıvanına verip bahçeye dikmesini, gül açılınca da kendisine haber vermesini ister. Aylar sonra nihayet gül açılır. Fakat gayet iri ve son derece güzel bir gül. Bah çıvan onu hayranlıkla seyrederken, bir bülbül gelip gül fidanına konar ve başlar ötmeye. Bahçıvan önce onu kıvmak ister, fakat bülbülün yanık yanık ötüşü onu etkilemiştir. Sonunda bahçıvan, padişahı çağırmak için yerinden kalkınca, bülbül ürker ve gülü paramparça eder. Buna çok üzülen bahçıvan, korkarak padişaha durumu haber verir. Fakat padişah:-Üzülme, der, bu dünya etme bulma dünmyası, ona da kalmaz.Bahçıvan padişahın bu sözü ile rahatlamıştır. Bir zaman sonra bahçıvan, biryılanın o bülbülü yuttuğunu görür ve padişaha gelerek:-Keramet gösterdiin efendimiz, dünya o bülbüle de kalmadı.-Merak etme, o yılana da kalmaz.