Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.540.747
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Oğlu Âbid Efendi'nin kaleminden Abdülhamid Hân'ın esâret hayatı..."... Selanik'e gidişimizle alâkalı olarak, zihnimde sadece, saraydan Sirkeci'ye yahut Selanik Gar'ından Alâtini Köşkü'ne kapalı bir araba içinde hareketimize dair belli-belirsiz bir hayâl kalmış. Karanlık bir arabada babamın karşısına oturduğumu ve siyah sakalını görür gibiyim... Alâtini Köşkü'ne girişimizde, annemin kucağındaydım... Annemin beni taşımaktan yorgun düştüğünün nasılsa farkına varan bir subay, sonradan Paşa olan Emniyet Genel Müdürü Albay Gâlip Bey, kucağından almak nezâketini gösterdi ve alırken de, 'Verin bana şu yılan yavrusunu!' dedi... Bu kahraman (!) zâbit, anlaşılan tam mânâsıyla bir centilmendi!.. Bunu söyleyen, Hareket Ordusu'nun genç ve toy subaylarından biri olsaydı affederdim; lâkin bu adam, o zaman albaydı ve en az kırk yaşlarındaydı... O arada Ali Fethi Bey de (yıllar sonrasının başbakanı Fethi Okyar), 'Zavallı çocuk!' diyerek beni kucağına aldı, gözünden bir damla yaş düştü.
Yavuz Sultan Selim Hân, "Mısır'ı fethettiğinde, cesâretini çok beğendiği Mısır ordusu başkumandanı Kurtbay'ı karşısına almış ve onunla harbin neticeleri hakkında uzun bir konuşma yapmıştı.Kurtbay, Yavuz'un muvaffak oluşunu şöyle izâh ediyordu:"Hünkârım, bizi yenen, sırf sizin yiğitliğiniz değil, ölüm saçan o dehşetli toplarınızdır. Memleketimizin elimizden çıkmasına onlar sebep oldu. Venedik'ten getirdiği topu, Mısır hükümetine satmak isteyen bir Berberi'yi bizim devlet adamlarımız:"Top, Hazret-i Peygamber Efendimiz'in kılıç ve ok kullanınız emrine aykırıdır, bid'attır, kullanmak câiz olmaz" diye reddetmişlerdi. O zaman Berberi bu fikre çok kızmış ve:"Yaşayan görecektir ki bu memleket, toplara sahip olan bir millet tarafından elinizden alınacaktır"diye bağırmıştı. Zaman Berberi'yi haklı çıkardı.Kurtbay'ın bu sözlerine Yavuz Sultan Selim Hân, şu karşılığı vermişti:"Kuvvet ve kudret Allah'ındır, bunda şüphemiz yok. Mâdem ki Kitab'a ve Sünnet'e bu kadar bağlıydınız, Resûlüllah Efendimiz'in "Silaha, aynı silahla mukâbele edin", meâlindeki emrine neden riâyet etmediniz? Resûl-i Ekrem Efendimiz'den bu yana 900 sene geçti. O zaman kılıç ve ok devri idi. Şimdi top devri...
Şerefüddin Şuayb Efendi Halveti tarikatının kollarından Gülşenî kolu şeyhlerinden olup Edirnelidir. 1329 (m. 1911)’de vefat ederek şeyhlik makamında bulunduğu Müslim Efendi dergâhına defnedildiler. “İzahu'l-Meram Fi Meziyyeti'l-Kelâm” isminde bir eseri vardır. Bu kitabında şöyle anlatır:
İbn-i Fergâni hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Türkistan'da Fergâne'de doğdu. Gençliğini Irak'ta geçirdi. Cüneyd-i Bağdâdi ve Ebü'l-Hüseyin Nûri hazretlerinin sohbetlerinde yetişti. Sonra Horasan beldelerinden Merv'e yerleşti. 932 (H.320) senesinde orada vefât etti. Merv'de çok talebe yetiştirdi. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Ahmed bin Ebü'l-Hayr hazretleri âlim ve evliyanın meşhurlarındandır. Yemen beldelerinden Zebîd'de doğdu. 1328 (H.729) senesinde aynı yerde vefât etti. Önce babasından, sonra âlimlerden ilim öğrendi. Hadîs-i şerîf ilminde üstün bir dereceye yükseldi. Kendisinden de Yemen'in âlimleri istifâde ettiler. Sohbetlerinde şöyle anlattı:
Mecmûatü'l-Ahzâb kitabında şöyle nakledilir: İmam Gazali hazretleri anlatıyor:
Kûfe ve Basra'da büyük bir tâûn hastalığı zuhur etti. Kûfe şehrinin ileri gelenlerinden Abdullah bin Hasan ve Ebul-Münzir, Hazret-i Ali'nin (radıyallahü anh) yanına geldiler. "Musallat olan hastalık yüzünden insanlar kırılıyor, cenazeleri defnetmekle meşgul olanlar kafi gelmiyor... Hatta vahşi hayvanlara yem olanlar var! Bize bir çare göster, himmet elini uzat. Ya Emirel-Müminin, şu sıkıntılı halimizde bize bir rehberlik yap" diye yalvardılar. Ali (radıyallahü anh) de onlara, birşeyler yazıp verdi. Buyurdu ki: