Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.603.784
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Tarihçi Peçevi, kitabında şöyle bir hadise nakleder:Memlektim olan Peç kasabasından Bosna'ya gitmem icab etti. Kasabamızda İdris Baba derler, kerametleri görülmüş bir zat vardı. Yola çıkmadan evvel onu ziyaret edip duasını alayım dedim:-Ben Bosna'ya gidiyorum. Bir şey ısmarlar mısın baba?-Ismarlarım ya!... Oraya gidince Bosna Beylerbeyi Hasan Paşa'ya selam söyle. Şimdi sefere çıkmak üzeredir. Her nereye giderse yüzü ak olsun. Ervah, Evliya ve Büdela kendisine yardımcı ve onunla beraber dir. Hatta Hazret-i Ali askeri de onunla beraberdir, dedi. Orada, benim le beraber yola çıkacak olanlardan biri:-Bir nesne ister misin Baba, getirelim, deyince:-Hırkam eskimiştir. Bir hırkacık isterim, dedi.
Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın fethederek yadigar bıraktığı Bağdad, 89 yıl sonra İran'ın eline geçti. Bu sırada Osmanlı devletinin başında, henüz 12 yaşında bir çocuk olan 4. Murad bulunuyordu. Annesi Kösem Sultan, Vezir-i Azamlığa Hâfız Ahmed Paşa'yı tayin etmiş ve Serdar-ı Ekrem, yani başkumandan vazifesini de vererek, Bağdad'ı İran'ın elinden kurtarmak üzere sefere göndermişti. Hafız Ahmed Paşa, 29 Mart 1626'da kalabalık bir kuvvetle Bağdad kalesi kapılarına dayandı. Ancak bütün hücumları boşa çıkıyor, bir türlü kaleyi zaptetemeye muvaffak olamıyordu. Bu başarısızlığını, padişahın, Bağdad gibi çok mühim bir şehrin ehemmiyetini kavrayamadığı için, kendisine yeteri kadar asker vermemesine bağladı ve görünüşte kendi kendini eleştiren, fakat gerçekte padişahı tenkit eden bir şiir yazarak gönderdi:
Mâlik bin Dinâr hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Basra'da doğdu. 748 (H.131) târihinde orada vefât etti. Hasan-ı Basri hazretlerine talebe oldu ve evliyalıkta yüksek derecelere kavuştu. Çok kerametleri görüldü. Mâlik bin Dinâr hazretleri bir hâtırasını şöyle anlatır:
Abdullah bin Hâzır hazretleri evliyânın büyüklerinden ve hadîs âlimidir. Evliyâullahtan Yûsuf bin Hüseyin'in dayısı ve Zünnûn-i Mısrî'nin arkadaşıdır. İran'ın Rey şehrinde doğdu ve hicrî dördüncü asırda orada vefât etti. Bir sohbetinde şöyle anlattı:
Şerif Abdülhayy Haseni hazretleri son devir Hindistan âlimlerinden olup 1869'da Luknov'da doğdu. Serhend'de ilim tahsil ederek Nakşibendi-Müceddidi yolu icazeti aldı. Luknov'a dönerek Müceddidiye yolunu burada neşretti. 1923'te vefat etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Hükümdarlardan biri vezirine oğlunun hocasından yakınıyordu: - Ben istiyorum ki oğlum ilim öğrensin, benim yerime iyi bir hükümdar olsun, o ise devamlı müzikle, sesle, sazla meşgul Demek ki hocası buna iyi bir yön veremiyor. Vezir aynı görüşte değildi: - Hükümdarım hocanın elinde mucize yok. Çocuğun kabiliyeti neye ise hocası ancak onda ilerlemesine, olgunlaşmasına yardım edebilir İnsanın tabiatı değiştirilemez Terbiye yaratılışa tabidir.