Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.567.939
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Fatih'in bilime olan hizmetlerine tanıklık eden anıtların en önemlisi, kuşkusuz camisinin etrafına yaptırdığı medreselerdir... Ancak ilk medrese eğitimi, fetihten hemen sonraki günlerde cami haline getirilen Ayasofya'da başlamış ve caminin yanındaki papaz odaları boşaltılarak öğrencilerin buralarda kalmaları sağlanmıştır. Molla Hüsrev'in başmüderrisliğe getirildiği bu ilk öğretim kurumunda, İstanbul'un ilk kadısı,Ayasofya'yı Cami olarak "tescil eden" Hızır Çelebi 'nin ilk müderrisler arasında bulunduğu görülmektedir. Bu sıralarda molla Zeyrek de müderris olarak Zeyrek camisinde derslere başlamıştır. (Türkiye Tarihi 2 s: 243) İşte İstanbul'da fetihten sonra öğretime başlayan ilk iki medrese bunlarrdır. Fatih medreselerinin yapımı bitince, Zeyrek'teki öğrenciler oraya taşınmış, Ayasofya'da ise öğretim sürdürülmüştür. Vakfiyesinde de belirtildiği üzere, Medaris-i Semaniye adı ile Fatih Camii'nin etrafında yapılmış olan bu yeni kuruluş, sekiz medrese ve her medresenin arkasında Tetimme adı verilen daha küçük sekiz medreseden oluşmaktadır. Ayrıca müderris ve öğrencilerin yararlanması için bir kitaplık, bir Darüşşifa ve bir de misafirhane bulunmakta idi. medreselerin her birinde "akli" ve "natli" bilimlerde birer müderris, Daruşşifada ise hangi ulustan olursa olsun iki hekim, bir göz hekimi, bir cerrah ve bir de eczacı görevlendirilmişti. Hekimlerin hastaları günde iki kez ziyaret etmeleri şart koşulmuştur.Fatih döneminde üzerinde durulması gereken önemli bir kuruluş da hızla geliştiği görülen bir yüksek okul niteliğindeki Enderun Okulu'dur. Bu kuruluş içinde askerlik, yöneticilik,güzel sanatlar bölümleri olduğu gibi, ayrıca bir de hastane bulunmakta idi. tanzimat dönemine kadar yaşadığı görülen Enderun Okulu'nda Galata Sarayı,Eski Saray ve Edirne Sarayı gibi sarayların orta dereceli saray okullarını bitirenler kabul edilmekte idi.
Sultan Dördüncü Mehmed Han, Vâlide Turhan Sultan, vezirler ve âlimlerin açılışında hazır bulunduğu Yeni Câmideki ilk Cumâ vâzını yapan (1664) Vâni Mehmed Efendi, çeşitli beyannâmeler yayınlayarak Osmanlı Devletine karşı çıkan, bu beyannâmeleri bütün dünyâ Yahûdilerine göndermeye çalışan, kendisinin Mesih olduğunu iddiâ eden meşhur dönme Sabatay Sevi'nin yargılandığı yüksek divânda üye olarak bulundu. Sabatay Sevi kendisinin Mesih olmadığını ve yaptıklarını inkâr ve Müslüman olduğunu ilân etti. Mehmed Efendi ismini aldı. Onun Müslüman olmuş görünmesiyle ilgili olarak Vâni Mehmed Efendi; "Bu adamın Müslümanlığı kalbi hisler ve ihlâs ile kabul ettiğine kâni değilim. Fakat dinimiz şüpheyi reddeder ve kişinin imânı üzerinde hüküm ancak cenâb-ı Hakk'ındır. Bu itibârla ihlâsla Müslüman olmasını niyâzdan başka şey yapamam." dedi.
1682 yılında Sadrâzam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana'daki Haçlı orduları karşısında bozguna uğradığında, Vâni Muhammed Efendi ordu şeyhiydi. Bunun için ordunun dönüşünde Bursa'da KestelKöyüne sürgün gönderildi. Kestel'de büyük bir câmi ve mektep yaptırdı. 1684'te Kestel'de vefât etti.Boğaziçindeki Vaniköy Câmiini de yaptırdı. Bu semt ismini Vâni Efendiden almıştır ve Vâniköy denmiştir.
Çelebi Sultan hazretleri Anadolu'yu aydınlatan meşhûr velilerdendir. Isparta-Eğirdir'de doğdu. 1494 (H.900) de orada vefat etti. Seyyid olup, babası Piri Halife Sultan, İran'ın Hoy şehrinden, hocası Şeyhülislâm Berdei hazretleriyle birlikte Eğirdir'e geldi. Şeyhülislâm Berdei'nin kızıyla evlendi ve bu evlilikten Çelebi Sultan doğmuştur. Pekçok kerâmeti ve menkıbeleri olup biri şöyledir:
Seyfeddin Âmidi hazretleri kelam ve usûl-i fıkıh âlimidir. 551'de (m. 1155) Âmid'de (Diyarbakır) doğdu. İlk tahsilini burada yaptıktan sonra Bağdat'a gitti. Orada tahsilinin tamamlayıp Aziziye Medresesinde
müderrislik yaptı. 631 (m. 1233)'de orada vefat etti. Bir dersinde şöyle anlattı:
Şehzade Ömer Faruk Efendi, Son Halife Abdülmecid Efendi'nin oğluydu. İstanbul'da, 1898'de doğdu. Almanya'da Potsdam Askeri Akademisi'ni bitirdi, ilk dünya savaşında Verdun Cephesinde savaştı, sonra Türkiye'ye döndü ve Sultan Vahideddin'in kızı Sabiha Sultan ile evlendi. Ömer Faruk Efendi, 1919'da henüz 21 yaşındayken Fenerbahçe Kulübü'nün başkanlığına seçildi. Başkanlığı, 1924 Martı'na; hanedanın bütün mensuplarıyla beraber Türkiye'den sürgüne gönderilmesine kadar devam etti...
Vaktiyle, cömertliği ile nam yapmış bir şeyh vardı. Bu yüzden de daima borçluydu. Dergahına gelen hiç kimseyi boş çevirmez, dertlerine derman olur, borçlarını öderdi. Bunu yapmak için de servet sahiplerinden onbinlerce altın dinar borç almıştı.Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ne güzel buyurmuşlar:"Pazarda iki melek daima dua eder; Yâ Rabbi, sen cömertlere ihsan eyle, hasislerin malını da helak et!"Bu mübarek zatın alacaklıları, paralarını istediler, alamayınca, bir zaman sonra onu rahatsız etmeye başladılar. Hatta işi hakarete kadar götürdüler. Bu yüzden mübarek, hastalanıp yatağa düştü. Alacaklılardan dördü bunu duyunca; "Adam, bizim paramızı ödeyemeden ölecek. Hemen gidip paramızı alalım" diyerek evine geldiler.