Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.546.106
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Emir Timur, birçok zaferler kazandıktan sonra Suriye üzerine yürümüştü. Mısır-Memlük orduları onun karşısında duramayıp yenildiler. Halep, Hama ve Sam, Emir'in eline geçti. (1401) Mısır'da devletin ileri gelenleri ve kadılar, daha fazla zarar görmemek, aman istemek için Timur Han'a bir heyet göndermeğe karar verdiler. Önce, kadı İbn-i Haldun'a meseleyi sundular. O da Timur'a başvurmayı münasip gördü. İbn-i Haldun'u heyete reis ve sözcü seçtiler. Sonra İbn-i Haldun murahhas oldugu halde Şam'a, Emir Timur'un katına geldiler. Huzura çıktıklarında korku ve heyecan içindeydiler. Emir Timur onların oturmalarına izin verdi; Güler yüzle önlerinden geçti. Her birini dikkatle gözden geçirdi. İbn-i Haldun'un kılık ve kıyafetini görünce o heyet içinde mümtaz bir şahsiyet olduğunu anladı. O diğerlerinden farklıydı. Emir, onunla konuşmağa başladı. Sonra Emir, elçilere ziyafet verdi. İçlerinden bazıları kibarlık gösterip verilen etten yememişti. İbn-i Haldun yiyenlerdendi.
Sultan IV. Murad Hân, kızını Melek Ahmed Paşa'yla evlendirir. Sultan hanım ve eşi Melek Ahmed Paşa; Boğaziçi'nde Kuzguncuk'ta otururlar. Her yıl tekrarladıkları bir âdetleri vardı. Konaklarındaki fazla eşyâyı, her Ramazan kendi kapu halkına haraç-mezad satmak!... Bu garip mezad'ın iştirakçileri de pek sevinirlerdi. Aldıkları eşyaya karşı vereceklerini, seve seve edâyâ çalışırlardı. Belli günde, münâdi mezadçı bağırır:-Bir altın sahan!... Haydi bir kapaklı, altın sahan..Yok mu tâlibi?-Kaça?...Kaça?...-Bir yetim okutmaya. Hadi bir yetim okutmak isteyen yok mu? İki yetim... Üç yetim... Arttırma başlar. En fazla tâlibine "Altın sahan" verilirdi. Münâdi, "Murassa" mücevherli bir kılıç gösterir. Gözler kamaşır. Böyle böyle yetimler okutulur, dullar korunur, garibler gözetilir; Yasinler, Hatimler indirilir... Dünya ve Âhıret seâdeti yaşanılırdı.
Mekkeli müşrikler Bedir'in intikamını almak için Medine önlerine gelmişlerdi. Fakat o da ne? Karşılarında bir hendek görerek şaşkına döndüler! Resûlullah efendimiz şehrin etrafına çepeçevre hendek kazdırmıştı... Müşrik ordusunun bu hendeği aşması mümkün görünmüyordu. Medine kuşatması bu şekilde bir ay devâm etti...
Düşman ordusu, bütün gücüyle şiddetli bir saldırıya geçti. Muharebenin iyice şiddetlendiği yirmi ikinci gün, müşriklerin en azılılarından Amr bin Abdûd, hendek kenarlarına gelip meydana er istedi. Müslümanlardan hiç kimse Amr'ın davetine cevap vermedi. Amr, bir daha meydan okudu. Yine cevap alamadı. Yedi kere böyle oldu.
Filibeli Muslihuddîn Efendi Osmanlı âlimlerinden ve büyük velîlerdendir. 1502 (H.908) senesinde Bulgaristan’da Filibe'de doğdu. Zamânının âlimlerinden aklî ve naklî ilimleri tahsîl ettikten sonra Sofyalı Bâlî Efendinin dergâhına gidip, ona talebe oldu. Hizmetinde ve sohbetinde uzun müddet kalıp, feyiz aldı. İstanbul’a giderek talebe yetiştirdi. Onun sohbet ve ilim meclislerinde âlimler hazır bulunuyor ve istifâde ediyorlardı. Bir kısım âlimler ona talebe olup feyiz aldılar... Şeyhülislâm Ebüssü'ûd Efendi de bunlar arasındaydı. Vezîr-i âzam Sokullu Mehmed Paşa onun talebeleri arasındaydı. Osmanlı pâdişâhı Kânûnî Sultan Süleymân da ona muhabbet edip, sohbet meclislerinde bulundu. Bâzen de saraya dâvet edip, sohbetleriyle şereflenirdi. 1573 (H.981) senesinde İstanbul'da vefât etti.
Abdurrahmân el-Kayravâni hazretleri, On üçüncü yüzyılda Kuzey Afrika'da yetişen velilerden ve Mâliki mezhebi âlimlerindendir. 1208 (H. 605) senesinde Tunus'un Kayravân şehrinde doğdu, 1300 (H. 699) senesinde yine orada vefât etti...
Eshab-ı Kiramdan birinin evine bir yerden bir koyun başı gelmişti. Evde başka yiyecekleri de yoktu. Hanımına onu hazırlamasını söyledi. Pişirdiler, hazırladılar; tam yiyecekleri zaman bir komşu gelip: " Günlerden beri açız. Bize verecek bir şeyiniz yok mu? dedi. Onlar yemeye hazırlandıkları kelleyi verdiler. Kelleyi alan sahabi eve götürdü, sevinç içinde çocukları ile yiyeceği bir sırada başka bir komşu bu sefer onlara gelip: " Günlerden beri açız, bize verecek bir şeyiniz yok mu? dedi