Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.239
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Kanuni Sultan Süleyman Han zamanında Avrupalı yazarların Osmanlılara karşı büyük bir ilgisi vardı. Bunlardan imkan bulabilenler İstanbul'a gelmişler ve hatıralarını yazmışlardı. Bu yazarlardan biri de Fransız asilzadelerinden Baron de Tosqueville'dir. Baron, İstanbul'un birçok mahallesini gezmiş ve Osmanlı aile ve cemiyet hayatı hakkında birçok bilgi aktarmıştı. İşte bunlardan birkaçı:"Evleri hemen hemen ahşap. Çoğu bir giriş avlusu ile kendi iç dünyasına açılır. Türk sokakları, mahalle adını verdikleri bir birimde bütünleşiyor. Mahallenin güvenliği, yine mahalle li tarafından, semtlerin sosyal bir parçası olan kollukçularca tesis edilmiş.
Sultan II. Mahmud, çocukların Kur'ân-ı Kerim öğrendikleri mektebi gezerken içlerinden bir küçük dikkatini çeker ve yaklaşarak sorar:
" Sen sınıfın kaçıncısısın?Küçük, cevap verir:
" İnsana kendini medhetmek düşmez efendim, hocama sorun. Padişah cebinden bir altın çıkarır ve küçüğe uzatır; fakat o almaz, babasının "nereden buldun?" diye kendisini sıkıştıracağını ileri sürer.
" Padişah verdi, dersin, diye akıl verince de şu karşılığı verir:
" Padişah verseydi böyle az vermezdi, der efendim!Bu defa elini cebine sokup avuç dolusu altın çıkaran hükümdar;
" Sen hakikaten sınıfın birincisiymişsin, diyerek avuç dolusu altını cüz çantasının içine boşaltmak zorunda kalır
Abbasi Halifesi Mütevekkil, salih bir kimse idi. Bir gün, sırçadan, camdan yapılmış olan, alt ve üst tarafından su akan sarâya girmişti. Yakın adamları ve nedimleri, sohbet dostları da yanında idi. Oturup sohbet ederlerken, güldü. Yanında bulunanlar, "Allahü teâlâ seni hep güldürsün, ey mü'minlerin emiri, gülmenizin sebebi nedir?" dediler.
Şeyh bin Abdullah hazretleri evliyânın meşhurlarındandır. 1585 (H.993) senesinde Yemen'in Terîm şehrinde doğdu. Küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Birçok âlimlerden fıkıh ilmini öğrendi. Yemen'de birçok evliyânın meclisinde bulundu. Kâdiriyye, Şâziliyye, Cebertiyye, Sühreverdiyye, Rifâiyye, Kâzerûniyye, Ehdeliyye gibi, tasavvuf yollarında icâzet aldı. İnsanlara hak yolun bilgilerini öğretmeye başladı. Hindistan'a hicret edip orada talebe yetiştirdi. 1631 (H.1041) senesinde Devletâbâd’da vefât etti. Bir gün şöyle nasîhat etti:
Fâtih Sultan Mehmed Han, Avrupa'nın kapısı olan Belgrad'ı fethetmek için 13 Haziran 1456 günü kusatmıştı. Muhasara sâdece kara tarafından baslamıstı. Bu yeterli değildi, zirâ kalenin nehir yolu ile irtibâtı devam ediyordu. Macarların "milli kahraman"ı Hunyadi Yanoş gelmeden önce kaleye girmek lâzımdı...
Kâdı Yâkûb şöyle anlatır:
Birgün Şam'da bir mescidin kenarındaydım. Orada bir köprü vardı. Hava çok sıcaktı. Abdullah el-Yuneyni, abdest almak için dereye indi. O sırada bir nasrâni, şarap yüklü katırı ile köprüden geçiyordu. Katır bir ara ürktü ve yük yere yıkıldı. Çevrede başka kimse yoktu. Abdullah el-Yuneyni, yukarı çıkıp bana; "Yükü yüklemeye yardım et!" dedi.