Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.566.840
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Osmanlı pâdişâhı Sultan Selim Han Mısır'ı zaptettiği zaman, Cumâ namazını Ezher Câmiindekıldı. Cumâ namazını kıldıran hatib için yüz altın bağışladı. Bunu önceden öğrenen hatib, ogün Cumâ namazını kıldırma sırası kendisinde olan diğer hatib arkadaşından izin almıştı.Nöbetini devreden hatib, diğer arkadaşının altınlara kavuştuğunu görünce, söylenmeyebaşladı. O sırada orada bulunan Abdülvehhâb-ı Şa'râni aralarına girip, nöbetini veren hatibe;"Üzülme! Allahü teâlâ bunu sana kısmet etmemiş." dedi. O da; "Rızkımın kesilmesine buarkadaşım sebeb olduğu için kızıyorum." dedi. Abdülvehhâb hazretleri de; "O sebeb oldugörünüyorsa da, aslında sebeb o değildir. Arkadaşın ilâhi kudretin bir âletidir. Âleti kimhareket ettiriyorsa, hüküm onundur. Yoksa âletin değildir. Senin böyle söylemen, sopa iledövülüp de, sopayı vurana değil sopaya kızan adamın hâline benziyor. Hani sen her Cumâhutbelerinde; "Vallahi veren de Allahü teâlâdır, alan da. Yükselten de Allahü teâlâdır,alçaltan da..." demez miydin? Şimdi niçin bunun tersine göre hareket ediyorsun?" deyince, ohatib; "Üstâdım! Huccet ve isbâtlarınla beni susturdun." diyerek oradan ayrıldı.
Ağabeyi Süleymân Şahın Rumeli fetihleri sırasında vefât etmesi üzerine Şehzade Murad Osmanlı tahtına veliahd tâyin edildi (1359). Kısa bir müddet sonra da babasının vefâtı üzerine Bursa'ya davet edilip Osmanlı tahtına geçti. (1360).Sultan Murâd Han, ilk iş olarak devletin başşehri Bursa'da lüzumlu tâyin ve icrâatlarda bulundu. Şehzâdeler meselesini halletti. Önce, Karadeniz Ereğlisi ve Ankara fethedildi. Lala Şâhin Paşayı ilk serdar ve sadrazam yaptı. Bursa kâdısı Çandarlı Halil Paşayı da kazasker tâyin etti. Devletin içişlerini hallettikten sonra, Anadolu'dan Rumeli'ye yöneldi. 1361'de Çorlu, Keşan, Dimetoka, Pınarhisar, Babaeski, Lüleburgaz ve 1362'de Edirne fethedildi. Bizans Devletinin İstanbul'dan sonra ikinci önemli şehri olan Edirne'nin fethi, Türkler'in Avrupa'ya kesin olarak yerleşmelerini temin etti. Trakya'da stratejik bir mevkide bulunan Edirne, Osmanlı Devletinin Rumeli'ndeki fetihlerinde bir askeri harekât noktası oldu. Her geçen gün şehrin imar faâliyetleri artarak; genişledi. Ardından sıra ile; Gümülcine, Zağra, Yenice ve Filibe fethedildi. Rumeli'nde fethedilen Avrupa topraklarına, Osmanlı iskân siyâsetince, Türk-İslâm ahâlisi yerleştirildi. Bu arada Osmanlının âdil idâresinden memnun kalan Hıristiyan ahâli de seve seve Türklerin hâkimiyeti altına girdiler.
Osman Bedreddin Efendi Anadolu'da yetişen büyük velilerdendir. 1858 (H.1274)'de Erzurum'da doğdu. Tabur imâmlığı yapması sebebiyle Palu'ya tayini çıktı. Burada Mahmûd Sâmini hazretlerinin sohbetiyle şereflendi ve kısa zamanda tasavvufta yetişip kemâle erdi; on sekiz günde icâzet aldı. Vazifesi sebebiyle üç-dört sene Palu'da kaldı. Bu arada hocasının sohbetlerinde bulundu. Daha sonra vazifesi icâbı askeri taburla birlikte Dersim'e gitti. 1909 senesinde emekliye ayrılıp Harput'a yerleşti. Bundan sonra tamâmen ilimle meşgûl oldu. (H.1340) senesinde Harput'ta vefât etti. Vefâtından birkaç gün evvel vasiyetini yazdı.
Muhaşşi Sinân Efendi Osmanlı devletinde yetişen âlim ve velîlerdendir. 1487 (H.893) senesinde Tokat iline bağlı Erbaa ilçesi Bidevî köyünde doğdu. İlk tahsîlini Tokat’ta yaptıktan sonra, Amasya, Bursa ve İstanbul'da medreselerde meşhur âlimlerden ilim öğrendi. Müderrislik ve kadılık yaptı. Ebüssü'ûd Efendi vefât ettiği zaman Şeyhülislâmlığı teklif ettikleri hâlde kabûl etmemişti. 1578 (H.986) senesinde İstanbul'da vefât etti.
Habib bin Zeyd hazretleri,
Eshab-ı kiramın büyüklerindendir. Babası Zeyd bin Asım el-Ensari, Resulullaha Akabe'de biat eden ilk yetişkinler arasında idi. Annesi Nesibe binti Ka'b (Ümmü Ümâre) müşriklere karşı silah kullanan ilk hanımdı. İşte, Habib bin Zeyd böyle bir evde, böyle bir annenin terbiyesi ile yetişti. Çok küçük olması sebebiyle katılamadığı Bedir ve Uhud savaşları dışındaki savaşlara iştirak etti. Onun dinindeki, davasındaki metanet ve sebatı dillere destandı...
Hükümdarlardan biri, fakir bir kadının arsasına bir saray yapılmasını emretti. Arsa hükümdarın sarayına yakındı. Arsanın bedelini de ödemiyordu. Zavallı kadıncağızın bu arsasından başka hiçbirşeyi de yoktu. Ne yapsın, ne etsindi? Bu müşkilatı halletmesi için kadıya gitti. Hükümdarı şikayet etti. Zamanın Şeyhü'l-İslam'ı meseleyi dinleyip kadının haklı olduğuna hükmettikten sonra, hükümdara hiçbirşey söylemeden bir tane kazma ve kürek bir de çuval alarak geldi. Kadının arsasını kazıyor sonra da bu toprağı kürekle çuvala dolduruyor du. Bu işleri yaparken hükümdar da sarayından bu durumu seyrediyor ve kendi kendine: