Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.402
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Çanakkale savaşı'ndayız. Mülazım Emin , çiçeği burnunda bir harbiye'li. Mektebi bitir miş, cepheye sürülmüş. Gönderildiği alay, ateş hattında kırılıyor, ama ne kırılıyor, gençler yiğitler biçiliyor. Bir zaman, geriden ikmal getirerek işi idare etmek istiyorlarsa da gün oluyor, ikmalde yetmiyor. Alaydan arta kalanları derleyip, toplayıp İzmir'in Alipınar köyüne getiriyor lar. Acemiler gelecek , alay tamamlanacaki talim görecek ve yine cepheye sevkedilecek... Alay tamamlanırken, durumun nezaketi gereği, alışılmış kurallara pek aldırılmıyor, eli silah tutan herkes toplanıp Alipınar'a getiriliyor. Gelenlerin içinde Hacı Mesud da var. Yaşlıca, sessiz, sadasız, kendi halinde bir habeş. Trablusluymuş. Mülazım Emin'in Konyalı Aziz Çavuş diye bir çavuşu var, nedense bu Hacı Mesud'u hiç sevmiyor. Her sabah Emin Efendi'ye tekmil verirken sayıyor, döküyor, sözün sonunu" Bir de, hiç bir işe yaramayan şu pis Arap var" diye bitiriyor.
1915 senesi Sonbaharının serin yağışlı günlerinden biri. I. Dünya Savaşı bütün cephelerde devam ediyor. Vatanın her tarafında barut ve kan kokusu. Yiğitlerin biri ölüyor bini yetişiyor. İhtiyarı, genci savaşıyor, didiniyor ve yurdumuza düşman çizmesi basmasın diye el açıp Allah'a dua ediyor. Cepheye durmadan takviye kuvvetleri gidiyor. İşte o kuvvetleri götüren tren, Bilecik istasyonunda beklemektedir. Askerlerin hepsi sakin, belki bir daha geri dönmeyecekler. Ama şehid olma inancı gönüllerine huzur veriyor.
Damadzâde Feyzullah Efendi 95. Osmanlı şeyhülislâmıdır. 1112'de (m. 1700) Bursa'da doğdu. Tahsilini tamamlayıp Galata, Bursa ve İstanbul Kadısı, sonra Anadolu ve sonra Rumeli Kadıaskeri oldu. 1168'de Şeyhülislâm tayin edildi. 1175 (m. 1761)'de vefat edince Sütlüce'de yaptırdığı dergâha defnedildi. Bir dersinde şunları anlattı:
Diyarbakırlı Mehmed Said Paşa Osmanlı edib ve valilerinden hakim ve fâzıl bir zâttır. 1832 (H. 1247)'de doğdu. Mülkiye tahsilinden sonra Elazığ, Maraş, Mardin, Siirt ve Muş valilikleri (mutasarrıflık) yaptı. Sultan 2. Abdülhamid Han kendisini tekrar Muş, sonra Mardin valiliğine getirdi. 1890'da (H. 1307) Mardin'de vefat etti. Mizân'ül Edeb, Divançe-i Es'ar, Nuhbet'ül Emsal ve daha birçok eseri vardır. En meşhur olan bir şiiri şöyledir:
Abdullah Hâdimi hazretleri, büyük İslam âlimi Muhammed Hâdimi'nin oğludur. Konya-Hadim'de doğdu. Tahsilini babasının medresesinde yaptı ve babasının vefatından sonra Hadim Müftüsü oldu. Ayrıca Nakşibendi yoluna intisab ederek hilâfet aldı. Abdullah Hâdimi 1192 (m. 1778)'de Hâdim'de vefat etti. Birgivi şerhlerinden olan "Şerh-u dibâceti'n-Netâic" isimli eserinde şöyle yazmaktadır:
Nasuhi Efendi, Osmanlı evliyasının büyüklerindendi. Lodosun şiddetle estiği fırtınalı bir günde talebeleri Nasûhi Efendiyi ziyârete gittiler. Bir miktar sohbet ettikten sonra, Harem İskelesine doğru geldiler. Sonra Nasûhi Efendi; "Harem' den Galata'ya cenâze namazına kim gider?" dedi. Orada bulunanlar; "Ey Sultanımız! Bu fırtınalı havada karşıya geçmek mümkün müdür?" dediklerinde; "Aslına sonra vâkıf olursunuz. Sevâba ihtiyâcı olan gider." buyurdu.