Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.602.028
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Ağabeyi II. Bayezid'e karşı giriştiği saltanat kavgasını kaybeden Cem Sultan, 29 Temmuz 1482 günü Rodos limanına sığındı. Talihsiz şehzade için 12 yıl 7 ay sürecek ve ölüm ile kapanacak acı gurbet hayatı başlamış oluyorduRodos Şövalyelerinin Grand Maitre (Üstad-ı Azam)'ı Pierre d'Aubusson, daha önce imzaladığı bir senetle, Cem'e istediği zaman adadan ayrılabilme hakkını tanımıştı. Ne var ki bu taahhüdünü ve şeref sözünü derhal unuttu. Şehzadeyi Hristiyan dünyasının emelleri için Osmanlılara karşı bir silah olarak kullanacaktı. Nitekim Papaya yazdığı mektupta ele geçen bu fırsattan faydalanılmasını ve Osmanlıları Avrupa'dan atmak için harekete geçilmesini tavsiye ediyordu.
1300'lü yılların başı: Yer Bursa. Tahtta Niğbolu Kartalı Yıldırım Bayezid, Kadılık postunda ise, Molla Şemsüddin Fenari oturuyor. Padişah bir konuda şahitlik ekmek üzere mahkemede, Kadı huzurunda... Evvela hüviyet tespiti. Ardından Emir Sultan'ın gürül gürül sesi: "Hünkarum: Teri cemaat baisi cerh idüğün şuyu bulmağilen... şehadetün caiz değildir." Yani: "Namazlarını cemaatle kılmadığın söylentisi çıktığı için şahitliğini kabul etmiyorum." Osmanzade Taib'in "Hadikatüsselatin" isimli eserine göre: "Hünkar, sarayı hümayünları pişgahında bir camii şerif bina idüb evkatı hamsede cemaate müdavemet buyurdular." Evet ya: Padişah sarayının avlusuna bir cami yaptırdı ve beş vakit namazını burada cemaatle kılmaya başladı. Ancak ondan sonra şahitliği kabul edilmiş olmalı. "Bağımsız yargı", meğer ne anlama geliyormuş? Yıl 1393...
Abdullah bin Hüseyn Nâsıhî hazretleri Hanefî fıkıh âlimidir. 373 (983)’de Buhara’da doğdu. Buradaki büyük âlimlerden fıkıh ve hadis ilmi tahsil etti. Buhara kadılkudâtlığı yaptı; ders ve fetva verdi. 447’de (m. 1055) Buhara’da vefat etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Anadolu'da yetişen büyük velilerden olup 1746 (H.1159) senesinde İstanbul'da vefat eden ve Beşiktaş'ta Sinan Paşa Câmii yanında kabri bulunan Neccârzâde, dünyaya gelmeden önce babası İbrâhim Efendiye rüyâsında bir zât; "Allahü teâlâ sana sâlih bir evlâd verecek. Bu evlâdın âlim ve ârif bir zât olacak. Çok evliyâ ve sâlih Müslüman yetiştirecektir. Doğduğu zaman ismini Mustafa koyunuz ve iyi yetişmesi için çok gayret ediniz." demişti. Bunun üzerine o doğunca babası ismini Mustafa koydu. Yetişmesinde büyük bir dikkat ve titizlik gösterdi.
Baba Nimetullah Nahçıvâni, Osmanlılar zamânında yetişen İslâm âlimlerinden ve Nakşibendiyye yolunun büyük velilerindendir. Âzerbaycan'ın Nahçıvân şehrinde doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 1514 (H.920) senesinde Konya'ya bağlı Akşehir'de vefât etti. Türbesi, Baştekke yolu üzerindedir...
Bâyezid-i Bistâmi yağmurlu bir havada Cumâ namazına gitmek için evinden çıktı. Sağnak hâlde yağan yağmur, yolu çamur hâline getirmişti. Yağmur bitinceye kadar bir evin ihâta duvarına dayandı. Çamurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına sürerek temizledi. Yağmur yavaşlayınca câmiye doğru yürüdü. Bu sırada aklına bir mecûsinin duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek;