Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.665.813
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Adamın biri Sadrazam Koca Râgıp Paşa'ya bir arzuhal vermiş; fakirliğinden bahisle, ihsanda bulunmasını istemişti. Râgıp Paşa, arzuhalin altına; "el-Kanâatü kenzün, lâ yefnâ: (Kanaat tükenmez bir hazinedir)" ibaresini yazarak, adama geri verdi. Arzuhalin sahibi, âlim ve nüktedân biriydi. O da ibârenin altına; "Bâ'de'l-ekli ve'ş-şürbi ve's-süknâ: (Yeme, içme ve barınaktan sonra)" cümlesini yazıp arzuhali Râgıp Paşa'ya tekrar takdim etti.Paşa, adamın bu hakimâne ve nüktedân hâlini takdir ederek, isteğinin yerine getirilmesi için emir verdi
1498 yılında Ümid Burnundan dolaşarak Hindistan'a ulaşmanın mümkün olduğunu farkeden Portekizliler, Kızıldeniz ve Atlas Okyanusunda Müslümanlara sıkıntı vermeye başladı lar. Sultan İkinci Bâyezid Han tarafından Portekizlilerin zararına mâni olmak için teknik ve stratejik malzemeyle birlikte Mısır'a gönderildi. Mısır donanmasını Osmanlı donanmasına benzer şekilde teşkilâtlandırdı. Basra Körfezi ve Kızıldeniz girişlerindeki stratejik noktaları zabtederek Hindistan Ortadoğu ticâret yolunu ele geçirmeye çalışan Portekizlilere karşı mücâdele etti. Gurab adıyla bilinen 50 çektiriden müteşekkil bir Mısır-Memlûk filosuyla çıktığı sefer, Yemen'de ortaya çıkan isyân sebebiyle neticesiz kaldı.
Nişancızâde Ahmed Efendi Kanuni ve İkinci Selim zamanı Osmanlı âlim ve kadılarındandır. 934 (m. 1527)'de İstanbul'da doğdu. 986 (m. 1578)'de hacdan dönerken, Şam'da vefât etti. "Beydâvi tefsirine ta'likât" isimli eserinde şöyle yazmaktadır:
Seyyid-i Sırdân hazretleri Anadolu velîlerindendir. Asıl adı Burhâneddîn’dir. 1165 (H.561) senesinde Afganistan’da Tirmiz'de doğdu. Belh'e giderek Sultân-ül-Ulemâ Behâeddîn Veled hazretlerine talebe oldu. Bütün ilimleri öğrendi ve mânevî yüksek derecelere kavuştu. Hocası, oğlu Mevlânâ Celâleddîn'in terbiyesini ona havâle etti. Talebesi Mevlânâ Celâleddîn ile birlikte Anadolu’ya hicret ederek Konya'ya geldi sonra Konya'dan ayrılıp Kayseri'ye yerleşti ve burada 1240 (H.638) senesinde vefât etti.
Selmân-ı Fârisi hazretleri, İslamiyetin doğuşundan önce İran'da İsfehân şehrinde dünyaya gelmişti. Mecûsi idi. İrân'da iken kiliseye girip Hristiyan oldu. Babasının kendisine zulmetmesi üzerine Anadolu'ya kaçıp, kiliselerde hizmet etti. Nihayet Şâm'a geldi. Medine'de âhir zamân Peygamberinin çıkacağını bir papazdan işitti. Âlim oldu. Resûlullahın Medine'ye hicret edeceğini öğrendi. Fakat oraya girerken, köle yaptılar. Bir Yahudi onu satın aldı. Daha sonra Medine'de başka birine sattı. Hicretten sonra, Medine'ye gelerek, Peygamber Efendimiz'de evvelce işitmiş olduğu alâmetleri gördü. Hemen imân etti. Çok hâlis Müslümân oldu...
Şam'ın fethinde, Müslümanların, tarihin şeref levhasına geçmesine sebep bir olay olmuştu. İslâmiyeti kendilerine ezeli düşman gören Batı için, ibretlik vesikalardan biri olan bu olay, şöyle meydana geldi:
Şam'ın fethinde, Hâlid bin Velid hazretleri, şehrin bir tarafından girdi. Kendisine karşı koyulduğu için, kılıç kullanarak şehirde ilerliyordu. Hedefi, o zaman için şehrin en büyük kilisesi olan şimdiki Câmi-i Emevi idi.