İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.651.703
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Sene 1669. Veziriazam Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa, Girit'te aylardır alınamayan Kandiye kalesi önlerinde. Kaleyi kuşata Osmanlı askerinin mühimmat ve yiyecek ikmali, Hanya'dan gemilerle getiriliyor ve Kandiye önlerindeki Çanak limanına indiriliyordu. Vene dikliler, Osmanlı askerinin Çanak limanından ikmal yaptıklarını öğrenince 12 gemilik bir filo ile orasını abluka altına aldılar. Fazıl Ahmed Paşa, hemen Memizade Mehmed Paşa kuman dasında 12 gemiden müteşekkil bir filoyu oraya göndererek kuşatmayı kırmak istedi. Fakat bunu haber alan Venedikliler, Çanak limanına takviye olarak 20 gemi daha gönderdiler. Bun dan Memizade Mehmed Paşanın haberi yoktu ve düşman kuvvetlerini 12 gemiden ibaret zannediyordu.
Avustralya'nın Melburne şehrinden İstanbul'a gelerek Osmanlı hizmetine girmiş olan Doktor Charles S. Ryan, Plevne muharebelerin de, Osmanlı ordusunda Operatör Binbaşı olarak vazife yapmış ve IV. Mecidi, Plevne ve Harp madalyaları kazanmıştı. Daha sonra Fransa'ya gitmiş, I. Dünya savaşı sırasında orada bulunmuş ve Generalliğe kadar yükselmişti. Fakat göğsüne taktığı Osmanlı şeref madalyalarını bir an bile çıkarmamıştı. Daha sonra memleketine döndü ve 23 Ekim 1926'da Melburne'deki evinde, göğsünde Osmanlı madalyaları takılı olduğu halde vefat etti. Charles S. Ryan, hatıralarında Osmanlı askeri nin üstün vasıflarını anlatır. Bunlardan biri şöyledir:
Ebû Hâzım A'rec hazretleri Tâbiînin büyük âlim ve evliyâlarındandır. 757 (H.140) yılında vefât etti. Ebû Hâzım hazretlerine birisi gözlerin şükrü nedir?" diye sordu. Ebû Hâzım hazretleri şöyle cevap verdi: "Onlarla hayır (iyilik) gördüğün zaman bakar, şerri (kötülük) gördüğün zaman, bakmazsın." "İki kulağın şükrü nedir?" diye sordu. Cevâbında; "İyilik işitirsen dinlersin, kötülük duyduğun zaman dinlemezsin." "İki elin şükrü nedir?" diye sorunca; "Onunla senin olmayan şeyi alma. Haram işleme" buyurdu.
Asıl adı İskender olan Hazreti Zülkarneyn, Kur'ân-ı kerimde bildirilen, mübârek bir zâttır. Peygamber veya evliyâdandır. Doğuya ve batıya gittiği için "Zülkarneyn" denildi. Yâfes'in soyundandır. Hızır aleyhisselâm bunun kumandanlarından ve teyzesinin oğlu idi...
Bazı âlimlerin rivayetine göre Mekkeliler kitap ehli olan Yahudilere adam gönderip Peygamber Efendimizi çetin bir imtihandan geçirmek için, birkaç soru hazırlayıp göndermelerini istemişlerdi. Onlar da şu üç şeyden sormalarını tavsiye etmişler: Ruh, Eshab-ı Kehf ve Zülkarneyn... Bunun üzerine âyet-i kerime inmiştir. (Kehf 83-98)
Abdullah bin Mübarek, bir gün yolda gidiyordu. Önünde birkaç koyunla bir çoban çocuk gördü. Ona acıdı ve; "Zavallı, çocuklukta çobanlık yaparsa, büyüdükte Allahü teâlânın ibâdet ve mârifetine nasıl erişir?" dedi. Sonra kendi kendine; "Gideyim, ona Allahü teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim." deyip, çocuğun yanına geldi ve:
-Evlâdım, Allahü teâlâyı bilir misin? buyurdu.
Çocuk:
-Kul nasıl sâhibini bilmez?" dedi.
-Allahü teâlâ'yı ne ile biliyorsun?
-Bu koyunlarımla.
-Bu koyunlarla, O'nu nasıl bilirsin?