Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.294
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Haziran 1680'de vezir olan Fâzıl Mustafa Paşa, 1683'te Niğbolu sancağı da verilmek sûretiyle Silistre (Özü) vâlisi ve Lehistan serdarı oldu. Lâkin veziriâzam Kara Mustafa Paşanın katli üzerine bu da gözden düşerek aynı yıl serdarlıktan azlolunup, emekli edildi. Kendisine Azaz ve Kilis sancakları arpalık olarak verildi. 1684 sonlarında Sakız muhâfızlığına gönderilen Mustafa Paşa, 1686'da Boğaz muhâfızı olup, kapıkulu ocaklarının cephede isyânı ve İstanbul'a hareketleri sırasında sadâret kaymakamlığıyle İstanbul'a dâvet olundu (1687). Bu sırada pâdi şah bulunan Sultan Dördüncü Mehmed Hana karşı orduda bir isyan hareketi meydana gelmişti. Bu isyan ateşinin önüne geçilemediğinden, ordu daha İstanbul a girmeden alınan tedbirlerle Dördüncü Mehmed Han hal edilip yerine kardeşi İkinci Süleymân Han pâdişah yapıldı.
Mücâhid Bahâdır şöyle anlatır: "Fâtih Sultan Mehmed Han zamânında bir sefere katılmıştım. Bir kale muhâsara edilmişti. İslâm askerleri düşman kalesine tırmanıyor lardı. Ben de bir yerden burçlara doğru tırmanmaya başladım. Kale burcuna yaklaştığım sırada, önüme bir kaya parçası çıktı. Bu kaya parçası yüzünden yerimden oynıyamıyor dum. O sırada aklıma Emir Sultan geldi ve cânu gönülden; "Ey Emir Sultan! Bana yardım eyle! Beni bu belâdan kurtar!" diye yalvardım. Birdenbire karşımda bir nûr şelâlesi gördüm. İçinden yeşil elbiseler giyinmiş bir zât belirdi. Bana engel olan taşın üstüne geldi. Üstündeki elbisesini sarkıtıp; "Ey Gâzi! Elbiseye tutun! Sakın korkma!" dedi. Ben de; "Yâ Allah!" deyip, tutundum ve engeli aşmış olarak kendimi kalenin içinde buldum. Emir Sultan hazretlerinin elini öpüp, ayağının tozuna yüzümü sürmek istediğimde, gözümden kayboldu. Nereye gittiğini de anlayamadım."
Şeyh Abdülhay Celveti hazretleri, Anadolu'da yetişen evliyâdandır. Edirne'de doğdu. Babası Celvetiyye tarikatı şeyhlerinden Saçlu İbrâhim Efendidir... Babasının Edirne Selimiye Câmii vâizi iken 1660'ta vefâtı üzerine, bu câminin vâizliğine ve tekke şeyhliğine tâyin edildi. 1686'da İstanbul'un Kadırga semtindeki Sokullu Mehmed Paşa Zâviyesine, iki sene burada kaldıktan sonra, Eminönü Yeni Câmi vâizliğine getirildi. 1691'de Aziz Mahmûd Hüdâi Tekkesine şeyh olarak tâyin edildi. Bu vazifesinde ömrünün sonuna kadar kaldı. 1705 (H.1117) senesinde vefât etti. Aziz Mahmûd Hüdâi Tekkesinin yakınında Halil Paşa Türbesine, Halil Paşazâde Mahmûd Beyin yanına defnedildi...
Şeyh Rükneddîn Semerkandî hazretleri Mâtürîdi kelâm âlimidir. Semerkand’da doğdu. Bağdat’a giderek Müstansıriyye Medresesi’nde İbnü’s-Sââtî’nin derslerine devam ederek icazet aldı. Sonra Şam’a giderek Zâhiriyye ve Nûriyye Medreselerinde müderrislik yaptı. 701 (m. 1301)’de orada vefat etti. “Akaidü’ş-Şeyh Rükniddîn es-Semerķandî” isimli eserinde şöyle buyuruyor:
Reb'i bin Harrâş hazretleri Tâbiinin büyüklerindendir. Hadis âlimlerindendir. Kendisine kadar gelen hadis-i şeriflerden bazıları, muteber hadis kitaplarında onun rivayeti ile yer almaktadır...
NE ZAMAN BİR MUSÎBET GELSE!..
Nureddin Cerrahi, çocukluğundan beri anasına karşı büyük bir sevgiyle doluymuş. Hem ne türlü, âdeta aşka benzer bir sevgiymiş bu! Büyüyüp geliştiği zaman Nureddin Cerrahi'yi anası irşad etmiş. Nureddin Cerrahi, doğumundan dört yüz yıl evvel müjdelendiği gibi, İbrahim Düssuki'nin sırrını taşıyan olgun, dolgun bir insan olarak âlem halkı içinde parladıktan bir süre sonra, anasının huzuruna vararak - Bana izin verde hacca gideyim. Şeriatın bana farz kıldığı görevimi yapayım" demiş. Annesi bu isteği yerinde görmüş, genç Nureddin de hazırlıklara başlamış. Lazım olan parayı tedarik ettikten sonra bir gün anacığına veda ederek, evden hacca götürecek olan kervanın sahibine giderken yolda iki gözü iki çeşme sel sel ağlayan bir adam görmüş.