Allahü Teâlâdan Iyilik Umarak Can Veriniz
Şeyban bin Abdurrahmân hazretleri Tebe-i tabiînin meşhûrlarından olup hadîs, nahiv ve kırâat âlimidir. Basra’da doğdu. 164 (m. 780)’da Bağdâd’ta vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.448.747
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Şeyban bin Abdurrahmân hazretleri Tebe-i tabiînin meşhûrlarından olup hadîs, nahiv ve kırâat âlimidir. Basra’da doğdu. 164 (m. 780)’da Bağdâd’ta vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Sultan IV. Murad 1638 senesi Ekim ayında, daha önceden İran'ın işgal ettiği Bağdad kalesini muhasara etti. Bir gün Dicle kenarında iken:
"Bağdad'ı fethetmeden İmam-ı Azam hazretlerinin türbesini ziyaret etmekten utanırım" diyordu. Her akşam siperleri geziyor ve askerin moralini takviye ediyordu. Hendekler dolmuş, kale duvarları birçok yerden yıkılmış olup yürüyüş zamanı geldiği halde yapılmıyordu. Muhasaranın 37.ci günü Vezir-i Azamı huzuruna çağırıp niçin nihai hücum yürüyüşünün yapılmadığını sordu. Vezir-i Azam:
"Padişahım sabroluna. Sonunda şehir fetholunacak, yürüyüşe zaman vardır. Askeri acele ile kırdırmayalım" dedi. Padişah:
"Senin namın, dilaverliğin ve şecaatin bu mudur? Tehirin manası nedir?" diye sorunca Vezir-i Azzam:
"Ben canımı padişaha feda etmişim. Tayyar kulunuz ölmekle bir şey olmaz. Allahü Teâlâ kaleyi bize ihsan eylesin" dedi ve ertesi gün kaleye hücuma kalkışıldı. Bazı kuleler ele geçirilerek bayrak dikildi. Tayyar Mehmed Paşa, elinde kılıç, yakınındaki bir kuleye hücum eden askerleriyle birlikte savaşıyordu. Kale düşmek üzereydi. O anda bir tüfek kurşunu gelip Vezir-i Azam Tayyar Mehmed Paşa'nın alnına isabet etti ve oracıkta şehid düştü. Padişah bu hadiseyi duyunca çok üzüldü ve:
"Ah Tayyar!... Bağdad gibi yüz kaleye değerdin" dedi.
1821'li yıllarda Mora'da isyan eden Rumlara, Avrupa'nın Düveli muazzaması kol kanat gerdiler. Bozulan Türk ordusunun, eski günlerine döndürülmesi mümkün görül meyince, Yeniçeri Ocağı Vak'a-yı Hayriye ile ortadan kaldırıldı. Yerine modern eğitimleri sistem olarak benimsemiş birlikler kuruldu. Osmanlı ihraç mallarının, yabancı Tüccarlar tarafından ucuza kapatılmasını önlemek ve ekonomik kalkınma için, İkinci Mahmut tarafından, Yed-i Vahid himaye usulü yürürlüğe kondu. Bu kararla, çıkarları pek zedelenen İngilizler, Osmanlı devletinin başına 1828-1829 Rus Harbi belasını tebelleş ettiler. Bu arada zayıf bir eğitim görmüş olan Mustafa Reşid Paşa, Londra elçiliğine gönderildi. Paşa bu görevi esnasında, Osmanlı devletini düze çıkarma çalışmalarını, İngilizlerle ortaklaşa yaptı. Dönüşünde Paşa, dışişleri bakanı oldu. 1838'de İngilizlerle Balta Limanı anlaşmasını bizzat imzaladı. Bu anlaşma, Türk ekonomisinin yıkılışını hazırladı. Anlaşma on maddelikti. İşte hükümlerin özeti:
Mâlik bin Dinâr hazretleri, gençliğinde mal mülk sâhibi bir zengin yiğitti. Büyük veli Hasan-ı Basri hazretlerine talebe olunca, bütün mallarını ve parasını, fakir talebelere harcadı. Kalbinden Allahü teâlânın aşkından başka her şeyin sevgisini çıkardı. Ömrünün büyük bir kısmını Basra'da geçirdi. İyi halleri ve çok kerâmetleri görüldü. Güzel ahlâkı dillere destan oldu...
Bu mübarek zat buyurdu ki: "Âlim, bildiği ile amel etmediği zaman, yağmur damlasının yalçın kayadan kayması gibi, vaaz ve nasihati gönüllerden silinir gider."
Ebü'l-Meâli hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 822 (m. 1419)'da Kudüs'te doğdu. 905 (m. 1499)'da aynı yerde vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Osman Efendi, günümüzde Bulgaristan sınırları içinde bulunan Nevrokop denilen yerde, on sekizinci asrın sonlarında yaşamıştır. Önce Halveti, sonra Edirne'de Kâdiri yolunu öğrendi. Daha sonra Anadolu'ya seyâhate çıktı. Anadolu'ya gelince, Nakşibendi yolunda olan bir zâta misâfir olmuştu. "Benim baştan beri bu yola arzum vardır. İlk niyetim bu yola girmekti. Acabâ beni bu yolun müntesibleri arasına kabûl ederler mi?" diye düşünürken, misâfir olduğu zât onu talebeliğe kabul etti ve Nakşibendi yolunda da yetişti. İcâzet alıp memleketine döndü. Orada talebe yetiştirirken vefat etti. Kabri Nevrokop'ta dergâhının içindedir...
Şeyh Osman Efendi, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Muinüddin-i Çeşti hazretleri vefat ederken talebelerine şu nasihatleri yaptı: Biliniz ki, şu dört şey tasavvufun esâslarındandır: 1- Bu yolda yürümek arzusunda bulunan bir sâlik, aç ve fakir olsa da, hâlinden şikâyetçi olmamalı, dışarıdan tok ve hâli vakti yerinde görünmelidir. 2- Fakirleri maddi ve mânevi olarak doyurmalıdır. 3- Allahü teâlânın ihsân ettiği nimetlere şükredemediği, O'na lâyık ibâdet yapamadığı ve âkıbetinin nasıl olacağını bilemediği için, dâimâ üzgün bir hâlde bulunmalı, fakat başkalarını üzmemek için dışarıdan çok neşeli, mesûd ve memnun görünmelidir. 4- Kendisine eziyet ve sıkıntı verenleri affetmeli; insanlara karşı lüzumlu olan nezâket ve sevgiyi her zaman göstermelidir...