Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.541.676
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Tayyarzade Ata Bey, "Enderun Tarihi" kitabında Sultan III. Selim Han ile ilgili şöyle bir hadiseyi nakleder:
III. Selim Han gayet cesur, silahşörlükte de hüner sahibi bir kimseydi. Zaman zaman tebdil-i kıyafet ederek halkın arasına karışır, istek ve şikayetlerini öğrenirdi. Bir gün tersane kahyası kıyafetiyle akşam vakti Sultanahmed civarına çıktı. Maiyetindekiler de kalyoncu neferi gibi giyinmişlerdi. Sultanahmed Camiinden aşağı Sokollu Mehmed Paşa yokuşundaki tenha yerlerden aşağı inerlerken bir kadın feryadı işittiler. Hemen oraya yöneldiler. Yeniçeri tulumbacılarından bir zorba, bir kadının yolunu çevirmiş;-Yürü benimle! Diye zorluyordu. Kadın da;-Kardeşim! Ben ehl-i namus bir kadınım. Evim Küçükayasofya'da. Çocuğum hasta. Eczaneden ilaç aldım. İşte elimde. Evime dönüyorum. Bana ilişme. Mahalleme gel sor... diye feryad ediyordu. Tulumbacı ise sarhoş, gözü kararmış, küfürler savurarak bıçağını çekmiş, tehdide başladı. Kadın, o anda oraya yetişen, kalyoncu kıyafetindeki padişah ve maiyetini farketti ve onlara:-Aman kaptan ve kalyoncu din kardeşlerim!... beni bu herifin elinden halas edin diye yalvarmaya başladı.Bunun üzerine tulumbacı işi daha da azıttı ve yatağanına el atıp padişahın üzerine yürüdü. Fakat silahını henüz yarısına kadar çıkarmağa bile vakit bulamadan, Sultan Selim kılıcını çekerek adamı belinden ikiye böldü. Ertesi gün de Babıâli'ye şu tezkereyi gönderdi:"Sokollu Mehmed Paşa yokuşunda maktul olan tulumbacıyı ben öldürdüm. Veresesi var ise şer'an mahkemeye hazırım"18. asır sonlarından itibaren Osmanlı sultanları, gerek cuma selâmlığında gerekse diğer hususi zamanlarda halkın arasına çıktıklarında, halktan herhangi bir dileği olanlar, yazdırdıkları arzuhalleri havaya doğru kaldırır ve yüksek sesle, "Pâdişâhım çok yaşa!" derlerdi. Bunun üzerine hükümdârın yakınlarından biri o arzuhâli alır, saraya varıldığında alâkalı mercie vererek icâbının yapılmasını temin ederdi.Sultan II. Mahmud merhum bir bayram günü vükelâ ve maiyyetiyle birlikte Divanyolu'nda at sırtında ilerliyordu. Kalabalığın arasından bir adamın bütün enerjisini sesine toplayarak bağırdığı duyuldu:" Pâdişâhım çok yaşa!.. Pâdişâhım çok yaşa!..
Seyyid Ahmed-i Kebir, evliyânın meşhurlarından ve Seyyid Ahmed Rufâi hazretlerinin torunlarından veya talebelerindendir. Onunla karıştırılmaması için kendisine Kûçek (Küçük) denilmiştir. Ancak "Seyyid Ahmed-i Kebir Rufâi" şeklinde tanınmıştır...
Seyyid Ahmed-i Kebir Rufâi'nin türbesi Ladik'tedir. Yedi yaşındayken babası vefât etti. Dayısı Mensûr Betâihi onu himâyesine aldı. Yakın alâka gösterip meşhûr âlimlerden ders aldırıp, iyi bir ilim tahsili yaptırdı...
Şemsüddîn Muhammed Şâzilî hazretleri Mısır'da yetişen büyük velîlerdendir. Önce medresede ilim tahsil etti. Medrese arkadaşlarından biri de, meşhûr muhaddis İbn-i Hacer Askalânî'dir. Sonra tasavvufa yöneldi. Vilâyetin bütün makamlarını geçmiş, ilmiyle âmil, yüksek hâller sâhibi bir kimse idi. Ebü'l-Hasan-ı Şâzilî hazretleri buyurdu ki: "Benden sonra, Mısır'da Muhammed Hanefî ismiyle meşhûr bir zât gelecek, bu ülkenin fâtihi olacak, kendisi büyük şân sâhibidir. O, benim beşinci halîfem olacaktır."
Niksârlı Muhyiddin Efendi Osmanlı âlimlerindendir. Tokat'ın Niksar ilçesinde doğdu ve tahsilini burada tamamladı. Sultan İkinci Bâyezid Hân tahta geçtiğinde İstanbul'a davet etti. Ayasofya'daki tefsir derslerinde Sultan da hâzır bulunurdu. Bir dersinde şunları anlattı:
Hazreti Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) eshabıyla oturmuş sohbet ediyordu. Bir kadın sahabe Resulullah'ın huzuruna telaşla girerek:
- Ya Resûlallah! Şu anda kocam ölüm dçşeğinde, belki biraz sonra ölmüş olacak... Yalnız yanında kelime-i şehadet getirdiğimi anladığı ve kendiside getirmeye çalıştığı halde şehadet kelimesi getiremiyor. Kocamın imansız gitmesinden korkuyorum. Bu hususta bir yardımınızı bekliyorum, dedi.
Hazreti Peygamberimiz:
- Kocan sağlığında ne gibi kötü harekette bulunurdu? diye sordu.