Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.665.735
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
1893 yılında, İstanbul'un ticaret merkezi olan kapalıçarşı yakınlarındaki Vezir Han içindeki dükkanlardan birindeyiz. Konya'dan gelen kumaş tüccarı Ahmet Sabri efendi, devamlı olarak mal aldığı bezzaz Hayri efendi ile sıkı bir pazarlıktan sonra, bazı malların siparişlerini verdi. Bu arada namaz vakti de yaklaştı. Misafir tüccar, abdest hazırlığı yapmak için, yakındaki Atik Ali Paşa camiine gitti. Önce helaya girmesi gerekiyordu. Caminin helasına geldiği sırada birisi heladan çıktı ve hemen o girdi. Biraz sonra dışarı çıktığında kapıda bir kimse onu bekliyordu ve büyük bir telaşla helaya girdi, fakat hemen dışarı çıkarak Ahmet Sabri efendiye yaklaştı:-Efendi, dedi, sizden önce bu helaya ben girmiştim. Para kesesini kapının arkasına asmıştım, fakat çıkarken unutmuşum. On dakika sonra aklıma geldi, geri döndüm. Şimdi içeri baktım, fakat keseyi göremedim. Acaba siz mi aldınız?
1578 yılı Ağustos ayının 9. Cumartesi günü idi. İran Şahı 30.000 kişilik kalabalık bir orduyu Osmanlı sınırına göndermişti. Hedef Erzurum'du. Sadrazam Lala Mustafa Paşa, Erzurum beylerbeyi Özdemiroğlu Osman Paşa'yı İran üzerine sefere memur etti. O da Derviş Paşa'yı düşman kuvvetleri hakkında istihbarat yapması için küçük bir öncü kuvvetle, İranlıların karargah kurduğu Çıldır civarına gönderdi. Yanında üç yüz kadar asker bulunuyordu. İran ordugahına yaklaştığı zaman, onların gayet dağınık vaziyette ve ani bir hücumla dağıtılabilecek bir durumda olduğunu gördü. Yapabileceği iki tercih vardı. Ya düşmana saldıracak, yada geri dönecekti. Bu takdirde askerin maneviyatı bozulacaktı.
Ebû Abdullah Huzâi hazretleri meşhur hadis âlimlerindendir. 231 (m. 846) Mihne hadisesinde, Kur'an-ı kerime "Mahluk" demediği için Abbasi Halifesi Vâsık tarafından idam edildi. Hazret-i Ali'nin (radıyallahü
anh) fazileti hakkında şu hadis-i şerifi nakletti:
Âşık Paşa, Anadolu'da yetişen Türk şâir ve mutasavvıflarının meşhûrlarındandırdır. 670 (m. 1272) târihinde Kırşehir'de doğdu. Babası Muhlis Paşa, Osman Gâzi'nin maiyetinde, âlim, faziletler sâhibi ve Ehl-i sünnet i'tikâdında bir zât idi...
İbn-i Şeyh Cemâleddîn hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 628 (m. 1231) senesinde Filistin-Nablus’ta doğdu. İlim tahsili için çok memleket ve şehir dolaştı. Birçok âlimden hadîs-i şerîf dinledi ve fıkıh öğrendi. 697 (m. 1298) senesinde Şam’da vefât etti. “El-Bedr-ül-münîr fî ilm-it-ta’bîr” adındaki eseri meşhûrdur. Bu kitabında şöyle nakleder:
Vaktiyle bir kasabada, kayınvalidesiyle birlikte yaşayan bir gelin vardı. İkisinin de kişiliği tamamen farklıydı. Sık sık kavga edip tartışırlardı. Evde huzur kalmamış, bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından, annesi ile karısı arasında kalan koca için de, ev cehennem haline gelmişti.Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan gelin, doğruca babasının eski bir arkadaşı olan yaşlı bir aktara gitti ve derdini anlattı. İlim ve marifet sahibi olan yaşlı aktar, ona bitkilerden yaptığı bir karışım hazırladı ve üç ay boyunca hergün azar azar, kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyledi. Zehir az az verilecek, böylece kaynanayı gelininin öldürdüğü belli olmayacaktı. Yaşlı aktar gelin hanıma, kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için, kaynanasına çok iyi davranmasını, ona en güzel yemekleri yapmasını söyledi.