Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.548.173
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Osmanlı'nın son devir edebiyatçılarından olan, fakat derbeder ve serseri bir hayat sürdüğü için şiirlerini yayınlatamayan, bu yüzden de edebiyat sahasında pek tanınmayan Adana'lı Ziya Bey, Afyon Evkaf Müdürü iken, bir gün İstanbul'a geldi ve Sirkeci'de, cebi ve midesi boş bir şekilde dolaşmaya başladı. Açlık canına tak etmiş olacak ki, aç karnına düşünmektense, yok karnına başına geleceklere katlanmaya hazır olarak bir ciğer kebapçısına girdi. Kendisine esaslı bir ciğer ziyafeti çektikten sonra kebapçıya seslendi:-Bak usta, cebimde tek kuruş yok. Bu durumda herhalde döveceksin beni. Hadi elini çabuk tut, hesabımı gör de gideyim.-Yağma yok, dedi kebapçı, seni dövmekten ne kazancım olacak. Ama mutafağa geç, üç gün boyunca bulaşıkları yıka da ödeşelim.Adam dediğini yapacak. Kurtuluş yok. Ziya Bey bunu anlayınca hemen kalemini çıkardı ve bir kağıt parçası bularak yazdığı şu beyti, garson yamağına verip, o civardaki otellerden birinde kalan bir arkadaşına gönderdi:Dağladı aşçı diliyle, ciğerim yâresiniCiğerim pâresi, gel ver ciğerin pâresiniAz sonra para geldi ve Ziya Bey de bulaşık yıkamaktan kurtuldu.
Divan-ı Hümayun toplantı halindeydi. Cihan Padişahı III. Murad'da toplantıyı şeref lendirmişlerdi. Lalası Sadeddin Efendi sol tarafında oturuyorlardı...-Şu Vilayet-i Leh tahtının gene boşaldığını işittik. Tedbiriniz ne ola?...Padişah sualine ilk cevap Veziriazam'dan geldi:-Ferman Sultanımızındır Devletlûm...Yalnız şu hususu emen arzetmeliyim ki... bu taca erişmek için, Floransa Büyük Dukası ricada bulunur.-Yalnız o mu?-Hayır efendimiz...Velakin yıllık 1.000.000 Düka altını takdim ile arz-ı ubudiyyet eylemektedir. Hoca Sadeddin Efendi, Padişahtan izin aldıktan sonra:-Bu Düka cenapları, Alaman hanedanı mensuplarından değil mi?
Vaktiyle Horasan hükümdarlarından biri, saraydan bir hizmetçisini çağırır ve ona şöyle bir görev verir: -Al şu bir kese altını. Karşıda bir tekke var. Git onlara karış ve bir müddet aralarında kal. O tekkenin esrarını bana rapor et!
O hizmetçi gider ve dergâha varır. Bir müddet kalacaktır ama dergâhlarda misafirler üç günden fazla kalamazlar. Onun da fazla kalması lâzım. Fazla kalabilmesi için de derviş olmalıdır. Derviş de olmuştur. Ancak derviş olmak için derviş olmamış; fazla kalabilmek ve rapor alabilmek için derviş olmuştur...
Seyyid Muhammed Arizi, Ebü'l-Vefâ hazretlerinin babası olup, zamânının büyük velilerinden idi. Yaşadığı beldenin hâkimi, seyyidlere çok eziyet vermeye başlayınca, orayı terk ederek Beni-Nercis kabilesinin yaşadığı köye yerleşti. Bu kabilede yaşayanlar, dini yönden çok zayıf idiler. Seyyid Muhammed Arizi, akşam, yatsı ve sabah ezânlarını okuyarak, namaz kıldı. Ezân sesini duyan oradaki halkın, cenâb-ı Hakk'ın izniyle, kalbleri yumuşadı ve hepsi namaz kılmaya başladı. Oranın halkı Seyyid Muhammed Arizi hazretlerini göndermeyerek, beldelerinde yerleşmesini sağladılar.
Şumnulu Seyyid Fethullah Efendinin oğlu olan Osman Fadlı Efendi uzun yıllar İstanbul'da yaşadı ancak daha sonra Kıbrıs'a yerleşmiştir. Kıbrıs'ta "Kutup Osman" ismiyle bilinir. 1691 (H.1102) senesinde Kıbrıs'ın Magosa şehrinde vefât etti. Kabri Magosa'dadır.
Sultan Dördüncü Ahmed Han, Osman Fadlı Efendiyi çok severdi. Zaman zaman saraya dâvet eder, vaaz ve nasihatlerinden istifâde ederdi. Sultan bilemediği takıldığı mevzuları ona sorar, istişâre ederdi. Hattâ Ramazân-ı şerifte, iftarda Seyyid Osman Fadlı'nın önünden artan yemeklerinden bereketlenmek için ister, iftârını onunla yapardı...
Hükümdarlardan biri vezirine oğlunun hocasından yakınıyordu: - Ben istiyorum ki oğlum ilim öğrensin, benim yerime iyi bir hükümdar olsun, o ise devamlı müzikle, sesle, sazla meşgul Demek ki hocası buna iyi bir yön veremiyor. Vezir aynı görüşte değildi: - Hükümdarım hocanın elinde mucize yok. Çocuğun kabiliyeti neye ise hocası ancak onda ilerlemesine, olgunlaşmasına yardım edebilir İnsanın tabiatı değiştirilemez Terbiye yaratılışa tabidir.