Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.605.995
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Kanuni Sultan Süleyman'ın üç oğlu vardı. Babaları oldukça yaşlanmış ve üstelik hasta idi. Bu sebeple, ondan sonra kimin tahta çıkacağı meselesi konuşulmaya başlanmıştı. Osmanlı adetlerine göre, en büyük oğul, babasının vefatından sonra tahta çıkardı. Fakat, Kanuni Sultan Süleyman'ın babası Yavuz Sultan Selim, bu geleneğe aykırı olarak, en küçük kardeş olduğun halde, ihtilal yaparak, zorla tahta çıkmıştı. Bu yüzden, Kanuni'nin oğulları da böyle bir endişe içine girmişlerdi. En büyük kardeş olan Selim'in, Celal bey isminde bir nedimi vardı. Bir gün ona:-Halk ve asker benim için ne düşünüyor? diye sordu.Celal bey, biraz çekingen bir tavırla:-Efendim, asker, kardeşiniz Mustafa'yı, halk da diğer kardeşiniz Bayezid'i tercih ediyor. Sizin isminiz hiçbir yerde geçmiyor, dedi. Bunun üzerine Selim:-Asker Mustafa'nın, babam Bayezid'in padişahlığını istesinler. Allahü teâlâ isterse saltanat Selim'e kalacaktır. Cevabını verdi.
Hattat Mehmed Râsim Efendi anlatır; "Cennetmekân Üçüncü Ahmed Hânın vefâtın dan sonra, şöyle bir rüyâ gördüm. Geniş bir sahrada orduyu hümâyûn kurulmuştu. Bir tepe üzerinde de sultanlara mahsûs bir çadır, çadırın etrafında ise büyük bir kalabalık vardı. Kalabalıktan bir kişiye yaklaşıp; "Bu ordunun kumandanı kimdir?" diye sordum. O da; "Âhir zaman Peygamberi Muhammed aleyhisselâmdır." dedi. Cehennem'e götürülecek bâzı kimseler bu büyük çadıra götürülüyor, buradan şefâat edilirse Cehennem'den kurtuluyordu. Yine birisine; "Peygamber efendimiz nerede bulunuyor?" diye sorduğumda; "Tepedeki büyük çadırda" dedi.
Mudurnulu Mehmed Efendi, Osmanlı âlimlerindendir. Bolu-Mudurnu'da doğdu. 1141 (m. 1729)'da Bursa'da vefat etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Mensûr ibn-üs-Sem’ânî hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 426 (m. 1035)’de Horasan’ın Merv şehrinde doğdu. 489 (m. 1096)’da orada vefat etti. Buyurdu ki:
Hamdûn-ı Kassâr hazretleri fıkıh, hadis ve tasavvuf âlimlerindendir. Evliyânın büyüklerinden olup, veciz sözleri, tatlı ve tesirlidir. 884 (H.271)te Nişâbûr'da vefât etti. Hamdûn-ı Kassâr'ın yüksek derecesi, güzel hâlleri ve hikmetli sözleri yayılınca, bâzı büyük zâtlar kendisine mürâcaat edip; "Artık konuşunuz, halka nasihat ediniz" diye ısrâr ettiler. Kendini buna lâyık görmeyip; "Bir kimse, sustuğu zaman din bozulur, konuştuğu zaman bozukluk kalmaz ise, böyle bir zâtın konuşması doğru olur. Bizim gibilerin halka nasihat etmesi uygun olmayıp, kalplere tesir etmez. Kalplere tesir etmeyecek sözü söylemek, ilmi hafife almak ve dini küçümsemek olur" buyurdu.
Trablusşam Nakib-ül-eşrâfı Şeyh Abdülfettâh Zağbi Efendi, Yûsuf Nebhâni hazretlerine şöyle anlatmıştır:
Bir defâsında bir arkadaşımız hastalanmıştı. Abdullah ibni Şeyh Hıdır ez-Zağbi'yi de yanımıza alıp ziyâretine gitmek istedik. Onu götürmekten maksadımız hastanın bereketlerinden istifâde ederek şifâya kavuşması idi. Ancak gitmek istemedi. Çok ısrar edince kabûl edip bizimle geldi. Hastanın yanına vardığımızda, şiddetli hastalığından hiç bir eser kalmadı. Ayağa kalkıp bizi karşıladı. "Hoş geldiniz." deyip konuştu. Ziyâreti yapıp yanından ayrıldık. Ayrılıp giderken yolda Şeyh Abdullah hazretleri; "Ben ölüyü diriltemem." dedi. Bu sözüyle ziyâretine gittiğimiz kişinin öleceğine işâret etmişti. Dedim ki: