Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.544.320
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Osmanlı devlet adamlarından Rüstem Paşa vezir olmayı arzu edip bunun için uğraşırdı. Fakat bâzı kimselerin aleyhinde çalışması sebebiyle Teke sancağına tâyin edilip, merkezden uzaklaştırıldı. Teke'ye vazifeli olarak gidince Isparta'ya da uğradı. Orada zamânın meşhur velisi, büyük mürşid Şeyh Burhâneddin hazretlerinin şöhretini duydu. Bu zâtı tanımak ve sohbetinde bulunmak için Eğridir'e ziyâretine gitti. Sohbetinde bulunup duâsını aldı. Şeyh hazretleri kendisine iltifat gösterdi. Bu tanışmadan sonra dergâhına sık sık gidip sohbetinde bulunurdu. Yine bir gece dergâha misâfir olmuştu. Bu ziyâretinde Rüstem Paşaya vezir olacağını iki defâ müjdeledi. Rüstem Paşa çok arzu ettiği vezirlik için ümit kesilmişken böyle bir müjdeye çok sevindi. O zâtın duâsını ve himmetini aldıktan sonra günden güne devlet kademelerinde yükselmeye başladı. Sonunda vaziriâzam oldu. Burhâneddin hazretlerinin verdiği müjde gerçekleşince ona muhabbeti ve bağlılığı iyice arttı.
II. Viyana bozgunundan sonra, Avusturyalılar bütün Macaristan'ı istila etmişlerdi. Kısa zamanda, çok geniş topraklar elimizden çıkmış, Venedik donanması da bazı Ege adalarına asker çıkarmıştı. İşte bu kara günlerde tahta çıkan Sultan II. Süleyman, felaket halini alan bu bozgunun önüne geçmek için çaba sarfediyordu. Tahta çıkışından bir kaç ay sonra, Belgrad kalesi de düşman eline geçti. Bunun üzerine Padişah, bizzat ordunun başında sefere çıktı. Edirne'ye geldiklerinde hastalanarak yatağa düştü...Cihan Sultanı ağlıyordu..."Belgrad düşmüş!...9 katlı Belgrad kalesini düşman kaplamış..." dedikleri zaman, Koca Padişah II. Süleyman gözyaşlarını tutamadı.
Ebû İshâk el-Fezâri hazretleri, İslâm âlimlerinin büyüklerindendir. Kûfe'de doğdu. Şam'a geldi ve orada hadis ilmini öğrendi. İmâm-ı Evzâi'nin sohbetlerine devam etti. Beyrut ve civarında bulundu. Sonra Bağdâd'a gitti...
Abdülkâdir Cibâlî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimidir. Tunus’ta doğdu. Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Zeytûne Medresesi müderrislerinden ilim öğrendi. Birçok ilimde yüksek derecelere kavuştu. Cibâlî, ilim tahsilini tamamladıktan ve icâzet (diploma) aldıktan sonra, birçok yerde ders verdi. Sonra Zeytûne Câmii’ne müderris olarak tayin edildi. 730 (m. 1341)’de Tunus’ta vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Burhâneddin ibn-i Firkâh hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimidir. 660 (m. 1262)'de doğdu. 729 (m. 1329)'de Şam'da vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki
Bir gün Yalova'dan İstanbul'a bir gemi gidiyordu. İstanbul'a yaklaştıkları sırada, şiddetli bir rüzgâr esmeye, dalgalar gittikçe büyümeye, gemiye şiddetle vurmaya başladı. Dalgaların vuruşundan tahtalar gıcırdıyordu. Gemi, koca denizde bir o tarafa, bir bu tarafa yalpalıyor, devrilecek gibi oluyordu. Yolcular ne yapacaklarını şaşırdılar. Herkes geminin bir tarafına birikince, tehlike daha da büyüdü. Kaptan, yolcuları teskin etmeye çalışıyor ve herkesin yerinde oturmasını tavsiye ediyordu. Herkes birbiriyle helâlleşiyor ve şimdiye kadar işlediği günahlarına tövbe ediyordu. Bâzıları da, kurtulmaları için adakta bulunuyordu. Yolcuların arasındaki bir genç, Fâtiha-i şerife ve İhlâs sûrelerini okuyarak, hâsıl olan sevâbı; Peygamber efendimizin, Eshâb-ı kirâmın, evliyânın, âlimlerin ve zamânın velilerinden Üftâde hazretlerinin rûh-ı şeriflerine hediye etti. Sonra da; "Yâ hazret-i Üftâde! Himmetinizi, yardımınızı istirhâm ediyorum." dedi. O anda, uzaklardan bir karaltı peydâ oldu. Yaklaştıkca, bunun bir insan olduğunu, suyun üzerinde süratle kendilerine doğru geldiğini gördüler. Onun yürüdüğü yerlerde dalgalar hemen sâkinleşiyordu. Nihâyet o zât geminin yanına geldi ve gemiyi eliyle bir mikdâr tuttuktan sonra, geminin önünden yürümeye başladı. Yürüdüğü yerlerde deniz durgunlaşıyordu. Bir müddet sonra gözden kayboldu. Kaptan, o kimsenin su üzerinde gittiği istikâmete göre, geminin dümenini ayarladı. Bir müddet sonra, selâmetle sâhile vardılar. Herkes bu hâdise karşısında şaşırıp kaldı. Sâdece o delikanlı şaşırmamıştı. Yolcular sâhile çıktıklarında, bir kimse karşılarına çıkıp onlara; "Ey yolcular! Üftâde hazretlerinin selâmı var. Sağ olduğum müddetçe, bu sırrı kimseye söylemesinler diye bana emretti." dedi.