Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.541.789
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Hafız Mehmet Akkoyunlu sarayının mescidine bakan kendi halinde bir müezzindir. Ancak onda öyle bir ses vardır ki, bülbüller bile imrenir. Kâh volkanlar gibi coşar, kâh akar sular gibi. O yanık Kahire aksanı ile okumaya başladı mı, dinleyenler bir hoş olur. Cemaatin gözleri dolar, yanaklardan sıcak damlalar kayar. Şah İsmail'in fitne kaynattığı günlerde doğu Anadolu'da cinayetler, baskınlar birbirini izler, halk canından bezer. Geceleri kapı sürgüler, camlara kepenk çekerler. Havada tarifi zor bir ağırlık vardır. Hani sıkıntı, kasvet karışımı bir şey. Kargaşa gitgide büyür ve gün gelir Akkoyunluları da sarar. Öyle çok cami yıkılır ve öylesine mâsum katledilir ki, görenler haçlı geçti sanır.
Sultan Abdülaziz Han, 30 Mayıs 1876 günü, birkaç tane insafsız ve muhteris devlet adamının şahsi hesapları uğruna tahtan indirildi. Bunların başında "Kinim Dinimdir" diyen Serasker (Genel Kurmay Başkanı) Hüseyin Avni Paşa buluyordu. Bununla da kalmayan ihtilalciler, Padişahı ve hanımı Nesrin Kadınefendiyi bir sandala bindirerek Dolmabahçe Sarayından Topkapı Sarayına naklettiler. Bu esnada Hüseyin Avni Paşa, mücevher sakladığını zannederek, onları almak gayesiyle Nesrin Kadınefendinin şalını, Padişahın gözü önünde çekip alarak hakaret etti. Kadınefendi, omuzları açık bir şekilde getirilmesi sebebi ile ve uğradığı hakaretin tesiriyle hastalandı. Daha sonra Sultan Abdülaziz'in 4 Haziran günü şehid edilmesi üzerine şoka girerek 11 Haziran'da vefat etti.
Beyzâde Mustafa Efendi Osmanlılar zamânında İstanbul'da yetişen velilerdendir. Şimdi Gürcistan'da bulunan Ahıska'da doğdu. İstanbul'da Sahn-ı Semân Medreselerinde okudu. Tahsilini tamamladıktan sonra Fâtih Medresesine müderris tâyin edildi. Bu sırada Nakşibendi büyüklerinden Hâfız Muhammed Efendinin sohbetlerine devâm ederek kemâle ulaştı. Murâd Molla'nın Fâtih'te yaptırdığı Nakşibendi Tekkesine şeyh tâyin edildi. 1785'te hacca gitti. Dönüşte Cidde yakınlarında yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefât etti...
Beyzâde Mustafa Efendinin, Geyve müftisine yazdığı nasihat dolu mektubu şöyledir:
Ebû Bekr Cüzcâni hazretleri kelam ve Hanefi fıkıh âlimlerindendir. Horasan'da Cûzcân'da doğdu. İlk tahsilinden sonra Bağdad'a giderek zamanın büyük âlimlerinden fıkıh ve kelam dersi aldı. Ebû Nasr İyâdi ile Ehl-i sünnet itikadı mezheb imamlarından Ebû Mansûr Mâtüridi hazretleri, Cûzcâni'nin en meşhur talebeleridir. Cûzcâni hazretleri, dokuzuncu yüzyılın ikinci yansında vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Mevlevî Sebnehlî hazretleri büyük velîlerden olup Hindistan'da Sebnehl’de doğdu, On dokuzuncu asrın başlarında orada vefat etti. Delhi’ye giderek Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerine talebe oldu. Evliyâlık yolunun son makamlarına kadar yükseldi. Ondan ve dolayısıyla Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretlerinden icâzet alıp, Sebnehl beldesinde talebe yetiştirmeye başladı. Vazifeye başladığı sırada, hocası Mazhar-ı Cân-ı Cânân, ona bir mektup yazarak buyurdu ki:
"Abayı yakmak." Bu tâbir mecâzen, "birine âşık olmak, tutulmak, gönül vermek" gibi mânâlar ihtivâ eder. Dervişler arasında birilerinin aşkının büyüklüğünden bahsedilecekse eskiden, "Ooo! Abası hayli yanıktır!" gibi ifadeler kullanılırmış.Eski tekke mimarimizin kompleksi içinde; bir mescid veya câmi, ortada şadırvanı olan bir avlu ve avluyu çevreleyen derviş hücreleri, büyükçe bir dershâne, mutfak, kiler, ambar v.s. bulunduğu bilinmektedir. Bilhassa kış aylarında dershânenin ocağı harlı ateşle yakılarak dervişânın burada toplanmaları sağlanır, böylece hem iktisat yapılmış, hem de uzun saatler mürşidden istifade ve istifâza etmeleri temin edilirmiş.