Hüseyin Hilmi Işık

(Rahmetullahi Aleyh)

Türkiye Gazetesi

e-Gazete (Bugün)

Türkiye Gazetesi

Bizim Sayfa (Bugün)

Toplam Ziyaretçi

16.999.004

Huzur Pınarı

Caliyet-ül Ekdar

Dinimiz İslam

Silsile-i Aliyye Büyükleri

Dört Mezhepten Birine Uymamak Câiz Değildir

Leblebicioğlu Feyzî Efendi son devir Osmanlı din âlimlerindendir. 1839 (H.1255) senesinde Çorum'da doğdu, 1909 (H.1327) senesinde aynı yerde vefât etti. Memleketindeki çeşitli âlimlerden okuyarak tahsîlini tamamladı. İskilipli Arapzâde Mehmed Emin Efendiden icâzet aldı. Tasavvufa karşı alâka duydu. Nakşibendiyye yolunun Hâlidiyye koluna intisâb edip kendini tasavvufta da yetiştirdi. Çorum'da müderrislik ve müftülük yaptı. Bir dersinde şunları anlattı:

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

1001 Osmanlı Hikayesi

Tüm Yazılar

Fatih’in Ruhaniyeti

Hâfız İsmâil Paşa, Ömer Rızâi hazretlerinin zaman zaman ziyâretine gider ve duâlarını istirham ederlerdi. 1805 yılında Sadâret makâmına geldikleri zaman bir gün Sultan Üçüncü Selim Han; "Seksen bin asker hazır eyledim. Tuna boyuna göndermek murâdım dır." diye emir buyurdular. Bu emri alan İsmâil Paşa derhal Şeyh hazretlerine gelerek durumu bildirdi ve teveccühleri ile hayır duâlarına mazhar olmak istedi. Lâkin Ömer Rızâi hazretleri hiç bir söz beyan etmedi. O gece rüyâlarında hazret-i Ebû Eyyûb el-Ensâri hazretlerinin türbe-i şeriflerine dâvet olundu. Vardıklarında kıbleyi şerife karşı oturan iki muhterem zât gördü. Onlar da Ömer Rızâi Efendiyi gördüklerinde; "Gel yâ Şeyh Ömer! Bizleri bilir misin? Ben Fâtih Sultan Mehmed 'im bu da oğlum Bâyezid'dir. Sultan Selim oğlum Tuna cihetine asker göndermek ister. Ancak şimdi vakti değildir. Terk eylesün. Fesâda sebeb olur, haber ver." diye emir buyurdu. Ömer Rızâi hazretleri bu vakayı derhal İsmâil Paşaya yazarak haber verdi. Bunun üzerine harp ilânın dan vazgeçildi. Ancak 1806 da sadârete getirilen İbrâhim Hilmi Paşa döneminde Rusya'ya harp ilânı ile çıkan savaş ülke içinde fitne çıkarmak isteyen Nizâm-ı Cedid düşmanlarını harekete geçirdi. Kabakçı Mustafa adındaki bir âsinin liderliğinde kısa zamanda büyüyen isyan, Üçüncü Selim Han'ın tahttan indirilmesine ve nihâyet şehid edilmesine kadar vardı.

Vehbi Tülek

Gördün Değil Mi?

Vehbi Tülek

Ali Onbaşi

Vehbi Tülek

Bir Dirhem Bal İçin

Vehbi Tülek

Sultan II. Mahmud'a, o zamana kadar hiç yemediği "Keçiboynuzu"nu çok medhettiler. Padişah da bu kadar övülen bu meyveyi merak etti ve:-Getirin bakalım nasıl bir şeydir! Dedi.Bu emir üzerine getirilen keçiboynuzlarından birini ağzına aldı, fakat biraz çiğnedikten sonra attı. Yanındakiler:-Niçin attınız efendimiz, diye sorunca:-Bir dirhem bal için beş çeki odun çiğneyemem! Cevabını verdi.

Kanuninin Atinin Üzengisi

Vehbi Tülek

Seni Dervişliğe Kabul Edemem

Vehbi Tülek

İngiliz Elçisinin Sultan Abdülhamid’e Hayranliği

Vehbi Tülek

KinalizÂde Ali Çelebi

Vehbi Tülek

Allah İçin Beni Yukari Çikartin!

Vehbi Tülek

Ateş Pahasi

Vehbi Tülek

İstanbul'un Fethi Ve İnsan Haklari

Vehbi Tülek

Yolumuzu Aydınlatanlar

TÜM YAZILAR

Biz, Senin Sâlih Amelleriniz

Seyyid Ahmed Kuşâşi hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 991 (m. 1583)'de Medine-i münevverede doğdu. 1071 (m. 1661)'de orada vefât etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

Kabirde Ölüye Azap Vardır

Vehbi Tülek

İbn-ül-Bezri hazretleri Şafii fıkıh âlimlerindendir. 471 (m. 1078)'de Cizre'de doğdu. 560 (m. 1165)'de Cizre'de vefât etti. Bir dersinde, ahiret hâlleri hakkında şunları anlattı:

Müslüman Kardeşini Sevindirmek

Vehbi Tülek

Benim Ecdadım En Iyi Insanlardır

Vehbi Tülek

Saçaklızâde Mehmed Efendi Osmanlı tefsir, hadis fıkıh âlimidir. Maraş'ta doğdu. 1145 (m. 1732)'de aynı yerde vefât etti. "Risale fi imân-ı vâlideyy Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)" isimli eserinde şöyle yazmaktadır:

Taylesanizade Abdullah Efendi

Vehbi Tülek

Ebû Bekr Vâsıtî

Vehbi Tülek

Maksat, Allahü Teâlanın Rızâsına Kavuşmaktır

Vehbi Tülek

Sedîdeddin Kaşgârî

Vehbi Tülek

Süfyân-ı Sevrî Ve Ihlaslı Bir Genç...

Vehbi Tülek

Saîd Bin Fîrûz Tâî

Vehbi Tülek

Dini Hikayeler

TÜM YAZILAR
Gül Yaprağı

Gül Yaprağı

Vaktiyle, yol üzerinde bulunan bir dergahın dervişleri, yoldan geçen herkesi misafir kabul ediyordu. Burada hiç konuşulmuyordu. Dervişler anlatmak istediklerini kalben ifade ediyorlardı. Bir gün dergahın kapısına bir yolcu geldi. Yolcu kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada, misafir geldiğini dervişler firaset yoluyla anlıyorlardı, o yüzden kapıda tokmak yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki derviş, kapıda duran yolcuya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yolcu, dergahta kalmak istiyordu. Derviş içeri girdi, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yolcuya uzattı. Bu, yeni bir misafiri kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yolcu dergahın bahçesine girdi, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. Derviş kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.

Vehbi Tülek

Vehbi Tülek

Karşılık Beklemiyorum

Vehbi Tülek

Yürüdüğü Yerde Deniz Durgunlaşiyordu

Vehbi Tülek

Fani Dünya

SelÂmetle Gidip Gel

Üç Kandil

Allahü Tealadan Bir An Gafil Olmayasin

Hazret-i Üftade’nin Yardimi

Yoksa Hizir Olduğunu Söylerim

Delik Kova

Vehbi Tülek

Annenin Hizmete İhtiyaci Var

Vehbi Tülek

Terbiye Yaratilişa Bağlidir

Vehbi Tülek

İftiranin Neticesi

Vehbi Tülek

Arafatta Görüşürüz

Vehbi Tülek

Allahü Tealadan Bir An Gafil Olmayasin

Vehbi Tülek