Günahtan Sakınan Cesur, Hâinler Ise Korkak Olur!
Bennân Hammâl hazretleri meşhur velîlerdendir. Bütün ömrünü Mısır'da geçirdi. Cüneyd-i Bağdâdî ve zamânın âlimleriyle sohbet etti. 928 (H.316) senesinde Mısır'da vefât etti. Çok kerametleri görüldü.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.443.223
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Bennân Hammâl hazretleri meşhur velîlerdendir. Bütün ömrünü Mısır'da geçirdi. Cüneyd-i Bağdâdî ve zamânın âlimleriyle sohbet etti. 928 (H.316) senesinde Mısır'da vefât etti. Çok kerametleri görüldü.
Molla Fenâri hazretleri, 1419 (H.822) yılında, ilk defâ Hicaz'a gidip hac yaptı. Hacdan dönerken, Mısır Sultânı Melik Müeyyid, Mısır'da kalarak ders vermesini ricâ etti. Bir müddet kalıp, ders okuttu. Birçok ulemâ ve evliyâ ile sohbet etmiş ve çeşitli meseleleri muhâsebe ve müzâkere etmişlerdir. Bu yolculuğu esnâsında Kudüs-i şerifi de ziyâret etmişti. Çelebi Sultan Mehmed Hân dâvet edince, Bursa'ya geldi. Bu haccında Medine-i münevverede iken, orada vefât eden büyük veli Şâh-ı Nakşibend'in halifesi Muhammed Pârisâ'nın cenâze namazında bulundu.
Birinci Dünyâ Savaşı'nda İngilizler, İslâm dünyâsını parçalayıp yutmak için çok kesif bir câsusluk ve propaganda faâliyetlerine girişmişlerdi. Bu çalışmalar sonucunda Hint Müslümanlarının aşırı dostluk ve bağlılıklarına mukâbil Arap dünyâsında bâzı çözülmeler başlamıştı. Birçok Arap liderlerine Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla kurulacak devletlerden taçlar vadedilerek ayrılık telkin edilmekteydi...
Muhammed bin Ahmed el-Utbî hazretleri Mâlikî fıkıh âlimidir. Endülüs’te (İspanya) Kurtuba’da (Cordoba) doğdu. Buradaki tahsilinden sonra Mısır ve Tunus-Kayrevan’da Mâlikî fıkıh âlimlerinden fıkıh ilmi öğrendi. Memleketine dönerek talebe yetiştirdi. 255 (m. 869)’da vefat etti. “el-Utbiyye” isimli eserinde şöyle buyuruyor:
Şihâbüddin Gamri Şâfii mezhebi âlimlerinden ve büyük velilerdendir. Mısır'da Kâhire ile Dimyât arasında bulunan Mahalle beldesinde doğdu. Mekke-i mükerremede Ebü'l-Feth el-Merâgi gibi âlimlerin sohbetlerinde bulundu. 1499 (H.905) senesinde Kâhire'de vefât etti. Yazmış olduğu kıymetli eserlerden "Resâil-ül-Gamriyye" isimli kitabında şöyle nakleder:
Tokatlı Ahizâde Yusuf Efendi, Sultan II. Bayezid devri fıkıh âlimlerinden olup İstanbul'a gelerek tahsilini tamamladıktan sonra çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. Fatih'te Darüşşafaka Caddesi'nde bulunan Ahizâde Camii'ni yaptıran Yusuf Efendi, 905 (m. 1500)'de vefat etti ve buraya defnedildi. En önemli eseri, Merginâni'nin Şerhu'l-Vikâye'sine yazdığı haşiye olan Zahiretü'l-cukbâ'dır. Bu eserde şöyle yazmaktadır:
Birinci Cihan Harbi seneleri. Yokluk dizboyu. Rize. Anzer, halkın kendi tabiri ile Ancer. Dünyaca balı ile meşhur olan Ancer. Binlerce poleni ve şifayı içinde barındıran balıyla meşhur Ancer. Kış. Yaylacılık yapan Ancerlilerin bir kısmı aşağıya Rize'ye şehre inmemiş, kışlamışlar. Yazdan yığdıkları otlarıyla, mallarını kışdan çıkarıp, bahara eriştirmenin çabası içindeler. Evet hepsinin mal tabir ettiği koyunları, sığırları var, tektük birkaç tanesinin de kara kovanı var. Şifa niyetine ilaç niyetine küçük bir kavanozu dolduracak kadar balları olurdu çoğunun. O da kış bitmeden tükenir giderdi. Meryem. Lezgilerin kızı Meryem. Yeni gelin, beyini cepheye göndermiş. O da o kış yayla da kışlamış. Sabaha kadar kar yağmıştır. Tam kürekle yolu açayım deyip, kapıya yönelmekte iken, kapısı çalınır. Kapıyı açar. İhtiyar bir adam selam verir ve: -Kızım, ben Aşağı Ancerdenim, gelinim aş eriyor, canı bal çekti, Allah rızası için, bir iki kaşık bal verirmisin?