Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.666.848
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Çanakkale kara savaşlarında, 31. Alayın 10. bölüğünün kumandanı Üsteğmen Şevket Kumkale ve Orhaniye Tabyalarında görevlendirilmişti. Düşman Donanmasının yoğun topçu ateşi desteği ile karaya çıkan Anzak askerleri, Orhaniye Tabyasını tahrip etmek için saldırıya geçti. Üsteğmen Şevket, erlerine fazla kayıp verdirmemek için açık araziden geçireceği bölü ğüne şu emri verdi: "Arkadaşlar, ben şimdi karşıya sıçrayacağım. Bu yolu salimen geçersem, oradan size nasıl hareket edeceğinizi bildireceğim. Eğer ki geçerken vurulursam, cesedimi kendinize siper yaparak yaparak hücuma devam edin. Orhaniye'yi alın ve beni o tabya içine gömün."Bunları dedikten sonra emir eri ve borazancı askeri de alarak açık araziden hücuma geçti. Ama ne geçiş... Çok hafif bir yara ile beirlediği yere ulaşmıştı. Bölüğüne de verdiği işa retlerle, onları da kayıpsız olarak yanına ulaştırdı. Onuncu bölük oradan, düşman siperleri üzerine "Allah Allah" nidalarıyla öyle bir hücuma geçti ki, düşman askerleri kaçmaktan başka çare bulamadılar. Düşman büyük kayıp vermişti. Ölenlerin cesetlerini siperlerde bıraktılar.
Birinci Dünyâ Savaşı'nda İngilizler, İslâm dünyâsını parçalayıp yutmak için çok kesif bir câsusluk ve propaganda faâliyetlerine girişmişlerdi. Bu çalışmalar sonucunda Hint Müslümanlarının aşırı dostluk ve bağlılıklarına mukâbil Arap dünyâsında bâzı çözülmeler başlamıştı. Birçok Arap liderlerine Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla kurulacak devletlerden taçlar vadedilerek ayrılık telkin edilmekteydi...
Şerif Mehmed Efendi Yirmidördüncü Osmanlı Şeyhülislâmıdır. 975 (m. 1568)'de Bursa'da doğdu. 1024 (m. 1615)'de İstanbul'da vefât etti. Bir dersinde, tövbe hakkında şunları anlattı:
Ali bin Muhammed Kalsâdi hazretleri Mâliki mezhebi fıkıh ve hadis âlimlerindendir. 815 (m. 1412)'de Endülüs'te (İspanya) Besta (Baeza) şehrinde doğdu. 891 (m. 1486)'de Cezayir'de Becâye şehrinde vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Bahaeddin Efendi Nakşibendi-Hâlidi şeyhlerindendir. 1257 (m. 1831)'de Konya'ya bağlı Bozkır'ın Karacahisar köyünde doğdu. Şeyh Muhammed Kudsi'nin büyük oğludur. Babasının tedris ve irşadı ile yetiştikten sonra Konya'ya gitti. Bekir Sami Medresesi'ne müderris oldu. 1324'de (m. 1906) Konya'da vefat etti. Bir sohbetinde şunları anlattı:
Ankara'nın Zülfazl (günümüzde Solfasol deniyor) köyünden çok temiz, çok saf bir genç, askere gidiyormuş. Babasından kalma bir kaç altını, anasından kalma birkaç mücevheri varmış. Delikanlının derdi asker dönüşü evlenmek; servetini içine koyduğu küçük sandığını emanet edeceği, güvenip, bırakacağı kimseciği de yok. Düşünüyor, tasınıyor, acaba ne yapsam, diye sızlanıyor... Derken, bir gece rüyasında Hacı Bayram'ı görmez mi? "A! be Selim cik, ne düşünüp duruyorsun getir sandığını, bana bırak!" diyor. Selim oğlan, ertesi günü, sevine sevine Ankara'ya geliyor, doğru türbedarın önüne dikiliyor, hal, keyfiyet böyle, böyle... diye meseleyi anlatıyor. Türbedar da uyanıklardanmış, gece o da haberini almışmış. Getiriyorlar sandığı, Hazretin başucuna bırakıyorlar. Sandık deyince, öyle koca bir şey sanılmasın, ancak bir çanta kadar.