Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.584.647
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Fatih Sultan Mehmed, Avrupa'nın kapısı olan Belgrad'ı 13 Haziran 1456 günü kuşatmıştı. Kale yarımada şeklinde, Tuna ve Sava nehirlerinin birleştikleri yerde olup, çok iyi bir şekilde tahkim edilmişti. Hristiyanlar, Orta Avrupa'nın kapısı ve kilit noktası olan Belgrad'ın müdafaası için büyük hazırlıklar yapmışlardı. Muhasara sadece kara tarafından başlamıştı. Bu yeterli değildi, zira kalenin nehir yoluyla irtibatı devam ediyordu. Macarların kendisini milli bir kahraman olarak gördükleri Hunyad gelmeden önce kaleye girmek lazımdı.
Dinimiz, bülûğa ermeden önce çocuklara dini ve dünyevi bilgilerin verilmesini emretmektedir. Ecdadımız buna çok dikkat ederdi. Bunun en güzel örneğini, Sultan II. Mahmud Hân'ın, ülkenin her tarafına gönderdiği bir ferman teşkil eder. Bu fermanda şöyle deniyor: "Dini vecibeleri öğretmek ve seçeceği mesleğin bilgilerine sahip kılmak babaların çocuklarına karşı ilk vazifesidir. Ne yazık ki, bir zamandan beri birçok ana ve baba bunu unutarak, çocuklarını daha beş-altı yaşında kazanç hırsı ile sanat sahiplerinin yanına çırak olarak veriyorlar veya başıboş bırakıyorlar. Çocukluk çağında câhil kalanlar ise, bülûğ çağlarında hem kendileri için, hem de memleket için dert oluyorlar. Bu, iki dünyada cezâyı gerektiren bir ihmaldir. Sizlere emrediyorum ki, bu ferman elinize değdiği anda, bölgenizde 6 yaşını bitirmiş ne kadar çocuk varsa bunları tesbit ediniz! Mevcut mahalle mektepleri yetmiyorsa bina ve hoca bularak mektepsiz çocuk bırakmayınız! Mektep çağında olduğu hâlde bu çocukları yanlarına alıp çalıştıranların şiddetle cezalandırılacaklarını ilân ediniz! Anasız ve babasız olanlarla, okumaya gücü yetmeyenlerin tahsilini devletin temin edeceğini ilân ediniz!.." Bu ferman, 1854'de Sultan Abdülmecid Hân ve 1873'de Sultan Abdülaziz Hân tarafından da tekrarlanmıştır
Helvacı Baba ismiyle meşhur olan Yakup Efendi, Silifke’nin Zeyniye köyünde doğdu. Gördüğü bir rüya onun bir yolculuğa çıkmasına ve İstanbul’a gelmesine vesile oldu. İstanbul’a geldiğinde Pir Ali Aksarayî hazretleri ile tanışan Helvacı Baba, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Şehzade Camiinde dersler verdi. Padişah, Vefa ile Şehzade Camii arasında bir dergâh yaptırarak Helvacı Yakup Efendiye verdi. Burada çok talebe yetiştirdi. Her Cuma namazı çıkışında cemaate irmik helvası dağıttırdı. Rivayete göre irmik helvası dağıttığı kazan o gün hiç bitmezmiş. Helvacı Yakup Efendi H 997 (M 1588) yılında vefat edince o her Cuma bitmeyen kazan da bitmiş…
Şeyhülislâm Behâeddîn Zekeriyyâ hazretleri büyük âlim ve velîlerdendir. 1169 (H.565) senesinde Hindistan'da Mültân şehrinde doğdu. 1266 (H. 665) senesinde orada vefât etti. Namazını Hâce Nizâmüddîn-i Evliyâ kıldırdı. Bağdât'a gelip o zamânın büyük velîlerinden Şihâbüddîn-i Sühreverdî hazretlerinin talebelerinden oldu. Kısa zamanda hocası tarafından icâzet verilerek memleketi olan Mültân'a gönderildi.
Takıyyüddin Cerrâi hazretleri, Hanbeli fıkıh âlimlerindendir. Şeyh Ahmed Bedevi'nin soyundandır. 825 (m. 1422) yılında Filistin'de Nablus şehrinin kasabalarından Cerrâa'da doğdu. İlk tahsilinden sonra Şam'a gitti, orada fıkıh ilminden icazet aldı. Hanbeli fıkhı üzerine ders ve fetva vermeye başladı, kadılık yaptı. 883 (m. 1478)'de orada vefat etti. Buyurdu ki:
Abdullah-i Ensâri hazretleri Evliyânın meşhûrlarından ve Hanbeli mezhebinin büyük fıkıh âlimlerindendir. Kerâmetleri pek çoktur. Vâzlarında Ehl-i sünneti müdâfaa eder, mezhebsizlik ve bid'atlerin kötülüğünü anlatırdı. Allahü teâlâya kavuşmak yolunda yürümek isteyenlerin, evliyâya ve hakiki din âlimlerine çok bağlı olmasını isterdi. Bu yolda ilerleten vâsıtaların, onlara olan tam muhabbet ve bağlılık oduğunu söylerdi. O büyüklere dil uzatanların zavallılıklarını her defâsında ifâde eder ve; "Yâ Rabbi! Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve sana kavuşmayan onları tanıyamıyor. Yâ Rabbi! Her kimi felâkete düşürmek istersen, onu dostlarının, evliyânın ve gerçek İslâm âlimlerinin üzerine atarsın." buyurmuştur.