Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.648.739
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Hafız Mehmet Akkoyunlu sarayının mescidine bakan kendi halinde bir müezzindir. Ancak onda öyle bir ses vardır ki, bülbüller bile imrenir. Kâh volkanlar gibi coşar, kâh akar sular gibi. O yanık Kahire aksanı ile okumaya başladı mı, dinleyenler bir hoş olur. Cemaatin gözleri dolar, yanaklardan sıcak damlalar kayar. Şah İsmail'in fitne kaynattığı günlerde doğu Anadolu'da cinayetler, baskınlar birbirini izler, halk canından bezer. Geceleri kapı sürgüler, camlara kepenk çekerler. Havada tarifi zor bir ağırlık vardır. Hani sıkıntı, kasvet karışımı bir şey. Kargaşa gitgide büyür ve gün gelir Akkoyunluları da sarar. Öyle çok cami yıkılır ve öylesine mâsum katledilir ki, görenler haçlı geçti sanır.
Ege denizinde Çeşme'nin karşısında bulunan Sakız adası, 1566'da Piyale Paşa tarafın dan fetholunmuştu. 1683 II. Viyana bozgunu bizim için tam bir felaket oldu. Orta Avrupa'da binlerce şehidin kanları pahasına alınan kaleler ve şehirler, birbiri arkasına elimizden çıkıyor du. Belgrad bile düşman eline geçmişti. Acaba bu bozgun daha ne kadar sürecekti? Denizlere de yayılacak mıydı? Barbarosların, Turgut Reislerin, Piyalelerin karşısında kaçacak delik arayan Venedikliler, şimdi Anadolu sahillerine baskınlar yapıyor, kasaba ve köyleri talan ediyorlardı.
Muhammed Murâd Efendi, İstanbul'da yetişen âlim ve velilerdendir. 1788 (H.1203) senesinde doğdu. 1847 (H.1264) senesinde vefat etti. Kabri, Fatih-Çarşamba'daki tekkesinin yanında kurduğu Dâr-ül-Mesnevi bahçesindedir...
Büyük veli İbn-i Fârid hazretleri yaşadığı bir hadiseyi bizzat kendisi şöyle anlatır: Mısır medreselerinden birisine girmek istiyordum. O sırada medrese kapısında, bakkal olan yaşlı bir zâtın abdest aldığını gördüm. Fakat, kitaplarda bildirildiği gibi almıyordu. İçimden "Bu yaşa gelmiş usûlüne uygun bir abdest alamıyor" dedim. O anda yaşlı zât bana bakıp "Ey Ömer! Sana Mısır'da perdeler açılmaz! Senin istediğin Hicâz'da, Mekke-i mükerremede olsa gerek. Oraya git!" dedi. Bana ismimle hitap edince, onun evliyâullahtan olduğunu anladım. Meğer o, böyle abdest almakla hâlini setredip gizlermiş. Hemen huzûrunda diz çöküp "Efendim, ben nerede, Mekke-i mükerreme nerede?" dedim.
Şeyh Hubeyşi, Yemen'de yetişen Şâfii mezhebi fıkıh âlimlerinin büyüklerindendir. 1378 (H.780) senesinde vefât etti. Zamânında bulunan İslâm âlimlerinin önde gelenlerinden, yüksek bir zât idi. Çok talebe yetiştirdi. Bir ara kâdı oldu. Doğruluk ve takvâ üzere hareket ederdi. Verdiği kararlarda çok isâbet etmekle tanınmıştır...
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."