Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.569.215
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Bazı tarihçilerin, kerametlerini yazdıkları Sultan I. Mustafa Han, bir gün sarayın bahçe sinde gezerken bostancıbaşıyı yanına çağırdı. İleride bir tümseği göstererek:"Şu tümseği kaz. Altında canlı bir kuzu bulacaksın. Onu al ve bana getir" dedi. Buna şaşıran bostancıbaşı çekingen davrandı. Padişah emrinde ısrar etti ve:"Bre, tümseği kaz dedik, emrimiz niçin dinlenmez?" deyince bostancıbaşı hemen kazma kürek bulup, istemeye istemeye orayı kazdı. Biraz sonra gördüğü şey karşısında şaşırıp kaldı. Toprağın altından, gerçekten de nazlı nazlı bakan canlı bir kuzu çıktı. Şaşkın lıktan kurtulmaya çalışarak kuzuyu kucağına aldı ve Padişaha getirdi. Sultan kuzuyu bir müddet okşadıktan sonra bostancıbaşıya vererek, "Al bunu besle" dedi.
Osmanlı Devleti zamanında Bursa'da yaşlı bir hanımın saati kaybolmuştu. Kadıncağız ertesi gün, doğru vilâyet konağına koştu. Vâli Ahmed Vefik Paşa'nın huzûruna çıktı. 'Vâli paşam, dedi. Benim baba yâdigârı bir saatim kayboldu. İşittim ki sizin sihirli bir gözlüğünüz varmış, onu gözünüze takınca bütün kayıp şeyleri görüp bulurmuşsunuz. Ne olur benim saatimi de bulun!' dedi.Vefik Paşa, hükûmete ve hükûmet adamına karşı duyulan bu saf ve temiz inancı sarsmak istemedi. Kadıncağıza saati iyice târif ettirdi. Sonra:'Peki hanım teyze. Sen şimdi git, yarın gel. Ben inşaallah bu gece saatini bulurum.' dedi. Sonra çarşıya bir adam gönderip târif edilene en yakın bir saat satın aldırdı. Ertesi gün gelen yaşlı kadına bunu teslim ederken:'Al saatini teyze. Yalnız saatine mukayyet ol. Bir daha kaybedersen bizim gözlük de artık işe yaramaz!' yollu tenbihte bulunmayı da ihmal etmedi.
Muhammed Cân, Abdullah-ı Dehlevi hazretlerinin halifelerindendir. Abdullah-ı Dehlevi hazretlerinden icâzet alınca Hicaz'a gitti. Muhammed Cân'ın yüksek hâlleri, Sultan Abdülmecid Hanın annesinin kulağına varınca, Vâlide Sultan onun için Mekke-i mükerremede, dergâh yapılmasını emretti. Bu dergâh yapılınca, Muhammed Cân, talebelerini yetiştirmeye burada devâm etti. 1849 (H.1266) senesinde Mekke-i mükerremede vefât etti...
Sûmâme bin Üsâl, Mekke ile Medine arasında, Yemâme mıntıkasında ikâmet eden Beni Hanife kabilesinin reislerinden idi. Bir ara, Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) huzûrlarına gelip, öldürme teşebbüsünde bulundu. Bunun üzerine Resulullah efendimiz onun kanının akıtılmasını mubah kıldı...
İbn-i Zafer Sakli rahmetullahi aleyh, tefsir, lügat, nahiv, ferâiz ve Mâliki mezhebi fıkıh âlimidir. Aslen Sakliye (Sicilya) adasındandır. Bu sebeple "Sakli" nisbet edildi. 497 (m. 1104)'de Mekke'de doğdu. 565 (m. 1170)'de Hama'da vefât etti. "Sülvân-ül-mutâ' fi rıdvân-il-etbâ" adlı eserinde, "Tevfiz ve Sabır"la ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
Timur Han'dan sonra yerine geçen oğullarından Şahruh, babası gibi alimlerle oturup kalkmaktan zevk alırdı. Şahruh'un çevresindeki ulemadan biri de Nimetullah Efendi idi. Aynı zamanda evliyadan olan Nimetullah Efendi'nin dilinden düşürmediği bir söz vardı: "Allah haramdan kaçanı korur" (Yani kişi haramdan kaçarsa Allah ona haram yedirmez, nasip etmez, demek istiyordu.) Bu sözü sık sık tekrar eder, bununla biraz da hükümdar ve adamlarını uyarmak amacı güderdi. Şahruh da bunun her zaman mümkün olmayacağını, insanın bazen bilmeden de harama el uzatabileceğini ileri sürerdi. Şahruh bir gün sarayında özellikle Nimetullah Efendi'yi ağırlamak üzere bir ziyafet düzenledi.