İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.650.895
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Veziriazam Silahdar Ali Paşa, Osmanlı ordusunun başında olduğu halde Selanik'e doğru ilerliyordu. Uzun zamandır şirretlik eden Venediklilere haddini bildirecekti. Lakin meydan muharebesine cesaret edemeyen Venedikliler ortalarda görünmüyordu. Hepsi son derece müstahkem kalelere çekilmişlerdi. Ali Paşa, Kara Murat Paşayı stratejik bir kale olan Tinos ve Moron'un zaptı için gönderdi ve sonra Selanik'e ulaştı. Burada Osmanlı donanması ile buluştu. Sonra da Korint'e yürüdü. Burası son derece yalçın, yekpare bir kaya üzerinde heybetli bir kaleydi. Buna rağmen 12 saatte Osmanlıların eline geçti. Burada bir miktar asker bırakan Ali Paşa Annapolis'e yürüdü. 12 Temmuz 1715 günü muhasara başladı. Ordu kale önlerine geldiğinde gece olmuştu. Kalenin silüetiyle beraber daha geri de onu muhafaza eden tabyalar kabarık, siyah, müphem yığınlar halinde görünüyordu. Ali Paşa ordusunu yaymış, bir anda kuşatacak şekilde kale ve tabyalara yaklaştırmıştı. Öyle ki, "konma" işi yapıldığı zaman, muhasara da kendiliğinden gerçekleşecekti. Doğru su çok yorucu bir yolculuktan sonra bu usûl pek yerinde olmuştu.
Seyyid Yahyâ Efendi şöyle anlatmıştır: "Sultan Bâyezid Hân Câmi-i şerifi avlusunda, oyma ustalarından Kefelizâde İbrâhim Halebi adında bir zâtın dükkanında, ilim-irfân sâhibi, kıymetli zâtlar toplanıp sohbet ederlerdi. Arasıra Mehmed Emin Efendi de öğle namazından sonra o dükkanı teşrif eder, dostları ile çok kıymetli sohbeti olurdu. Bir gün yine böyle hoş bir sohbet sırasında medhedilen iyi vasıflı bir kâdı (hâkim) o dükkana geldi. Kâdıasker, bu kâdıya, bir meseleden dolayı dargın olduğu için, bir makâma tâyin edilmesi gerektiği hâlde ona; "Ben kâdıasker olduğum müddetçe, sana kadılık vazifesi vermem!" diyerek yemin ettiğini ağlayarak anlattı. Dükkanda bulunanlar bu hâdiseye çok üzüldü.
Cemâleddîn Geylânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. On ikinci asrın sonlarında İran’da Kazvin'de vefât etti. Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin sohbetinde ve hizmetinde bulunarak yüksek derecelere kavuştu ve icazet verilerek talebe yetiştirdi. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Muhyiddin-i İskilibi hazretleri, büyük velilerden olup, Şeyhulislâm Ebüssü'ûd Efendinin babasıdır. Doğum târihi ve yeri bilinmemektedir. 1514 (H.920) senesinde İskilip'te vefât etti.
Bu mübarek zat, vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Ebû Bekir Muhammed bin Hâmid hazretleri, Horasan'da yetişen evliyânın meşhûrlarındandır. Hicri üçüncü asırda Belh şehrinde yaşamıştır. Muhammed bin Hâmid hazretleri buyurdu ki:
Vaktiyle, cömertliği ile nam yapmış bir şeyh vardı. Bu yüzden de daima borçluydu. Dergahına gelen hiç kimseyi boş çevirmez, dertlerine derman olur, borçlarını öderdi. Bunu yapmak için de servet sahiplerinden onbinlerce altın dinar borç almıştı.Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ne güzel buyurmuşlar:"Pazarda iki melek daima dua eder; Yâ Rabbi, sen cömertlere ihsan eyle, hasislerin malını da helak et!"Bu mübarek zatın alacaklıları, paralarını istediler, alamayınca, bir zaman sonra onu rahatsız etmeye başladılar. Hatta işi hakarete kadar götürdüler. Bu yüzden mübarek, hastalanıp yatağa düştü. Alacaklılardan dördü bunu duyunca; "Adam, bizim paramızı ödeyemeden ölecek. Hemen gidip paramızı alalım" diyerek evine geldiler. Hasta yatağındaki mübareğe hakaretler etmeye başladılar. Onlara hiç cevap vermedi. Bu sırada sokaktan, helva satan bir çocuğun "Helvacııı..." sesi geldi. Mübarek, hemen bir talebesini gönderip helvacıyı çağırttı. Çocuğa,