Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.584.399
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Ayşe Osmanoğlu, babası Sultan Abdülhamid Hân dönemini anlatıyor:
'31 Mart 1901 Kurban Bayramında Dolmabahçe Sarayı'na gitmiştik. Bayramlaşmayı seyretmek için locaya yerleşmiş, seyre dalmıştık. Aniden şiddetli bir yer sarsıntısı başladı. Saray yıkılıyor zannıyle korkup titremeye başladım. Hepimiz yerlerimize mıhlanmış gibi kalıp, 'Allah! Allah!' diye bağırmaya başladık. Bu sırada, ortadaki büyük âvizenin orta kısmı şiddetli bir gürültü ile yere düştü. Gürültünün şiddetinden birbirimize sarılıyor, aramızda bayılanlar oluyordu. Bu sırada aşağıdan, Müezzin Abdullah'ın gür ve tesirli sesiyle okumaya başladığı ezân, kulaklarımıza aksetti. Cenâb-ı Hakka duâ edip sığındık. O zaman 'Aman, Efendimize bir şey oldu mu?' diye pencerelere koştuk. Salon karmakarışık olmuştu. Hiç kimse yerinde yoktu. Babam, yalnız başına, tahtının önünde kılıcına dayanmış, ayakta duruyor, Ezân-ı Muhammedi'yi dinliyordu. Yavaş yavaş herkese sükûnet geldi. Babam metânetle tahtına oturdu. Muâyede (yâni, bayramlaşma) başlasın!' emrini verdi. Âvizenin düşen parçasının 700 kilo olduğunu söylediler. Allaha şükür, bundan başka zâyiat olmadığı gibi, kimsenin burnu bile kanamadı...'
Ahmed Vefik Paşa, Sultan Abdülaziz Han devrinde Osmanlı Devletinin Paris büyükelçisi dir. Fransa İmparatoru III. Napoléon'un saltanat arabasının eşini yaptırır ve Paris'de onunla dolaşır. Fakat ortalık alt üst olur. Arabayı görenler, "İmparator geliyor" diye elleri ayaklarına dolanır. Durumu kendisine anlatmağa cesaret edemezler, fakat İmparatora bildirirler. Saray dan, kendisine, nezaket icabı olarak bu arabayı kullanmaması rica edilir. Paşa cevabında:-Derhal!... Kullanmaktan hemen vazgeçerim. Ama bir şartım var. İstanbul'daki Fransız büyükelçisi, Boğaziçi'nde gezinti yapmak için Padişahımızın kayığının eşini yaptırmış, onunla caka satarmış. Sefirleri o kayığı kullanmaktan vazgeçsin, ben de bu arabaya binmeyeyim."Bunun üzerine İstanbul'daki Fransız sefiri bu nezaketsiz hareketinden hemen vazgeçer, Paşa da arabayı sefaretin ahırına çektirir.
Mehmed Murâdî Efendi Osmanlı devletinde yetişen velîlerdendir. Seyyid olup soyu Peygamber efendimize ulaşır. Aslen Buhârâlıdır. Babasının vazîfeli bulunduğu sırada 1683 (H.1094) senesinde İstanbul'da doğdu. Küçük yaştan itibâren ilim tahsîline başladı. Şam’a giderek Abdülganî Nablüsî gibi âlimlerden de okuyup, sohbetlerinde bulunarak, aklî ve naklî ilimlerle birlikte tasavvuf yolunda da yetişti.
Onsekizinci Osmanlı Sultanı İbrahim Han'ın babası I. Ahmed Hân, annesi Mahpeyker Kösem Sultan'dır. Ağabeyi IV. Murad'dan sonra tahta geçen İbrahim Han'ın yaptığı ilk icraatlarından biri, Emir-Gûne adlı İran asıllı bir Şii'yi öldürtmek oldu. Çünkü bu adam, Osmanlı Sarayına içki, kumar, eğlence gibi kötülükleri sokmaya çalışıyordu. İşte bu adamın taraftarları Sultan İbrahim Han'a "Deli" adını taktılar. Ne yazık ki, bugün bile bazıları, Sultan İbrahim'e "Deli" diyor. Halbuki ondan yüzlerce yıl sonra yaşamış Rus Çarı Petro, gerçekten deli idi. Yaptığı hizmetlerden dolayı, milleti ona "Büyük Petro" demiştir...
Ubeydullah bin Hüseyin Kerhi hazretleri, Hanefi fıkıh âlimlerindendir. [260] senesindedoğdu, 340 [m. 952]'ta Bağdâd'da vefât etti. Muhtasar kitabında buyuruyor ki:
Muinüddin-i Çeşti hazretleri vefat ederken talebelerine şu nasihatleri yaptı: Biliniz ki, şu dört şey tasavvufun esâslarındandır: 1- Bu yolda yürümek arzusunda bulunan bir sâlik, aç ve fakir olsa da, hâlinden şikâyetçi olmamalı, dışarıdan tok ve hâli vakti yerinde görünmelidir. 2- Fakirleri maddi ve mânevi olarak doyurmalıdır. 3- Allahü teâlânın ihsân ettiği nimetlere şükredemediği, O'na lâyık ibâdet yapamadığı ve âkıbetinin nasıl olacağını bilemediği için, dâimâ üzgün bir hâlde bulunmalı, fakat başkalarını üzmemek için dışarıdan çok neşeli, mesûd ve memnun görünmelidir. 4- Kendisine eziyet ve sıkıntı verenleri affetmeli; insanlara karşı lüzumlu olan nezâket ve sevgiyi her zaman göstermelidir...