Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.968
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
1960 yılında Milli Birlik Komitesi üyesi Ahmet Er, Libya'daki Türk sefâretine 'Devlet Müşaviri' olarak tayin edilir. kendileri zaman zaman Libya'da seyahate çıkarlar. Bunlardan birinde, mihmandarı, geçtikleri kasabada yaşlı ve meşhur bir şeyhin bulunduğunu, onu ziyaret etmenin faydalı olacağını söyler. Ve giderler. Oldukça ıssız bir yerde, bir ağacın gövdesine yaslanmış olan 80 yaşlarında, beyaz sakallı ve â'ma olduğu ilk bakışta belli olan Şeyh'i görürler. Ahmet Er kendisini takdim eder. Türk olduğunu da söyleyerek elini öpmek için müsaade ister. Bunun üzerine Şeyh, Ahmet Bey'e hitâben:" Ben senin elini öpmeliyim, der.Ahmet Bey'in "Estağfirullah" demesine fırsat bırakmadan onun elini öper. Bilmukabele, muhatabı da onun elini öper. Bunu müteâkip Şeyh, Ahmet Er'e:" Hangimiz kazançlı çıktık? diye sorar. Er:" Ben kazançlı çıktım; çünkü, pir-i fâni bir Müslüman ulusunun elini öptüm, der. Şeyh, hafifçe gülümser ve şu cevabı verir:" Hayır ben kazançlıyım; çünkü sen, çölde fakir ve nâçiz bir Müslüman'ın elini öptün. Ben ise şanlı, şerefli Osmanlı'nın elini öptüm.
Eski Ramazan iftarlarının bize mahsus güzel âdetlerinden biri de "diş kirası"dır. Misafirler, hane sahibine veda ederken bir miktar para veya hediye verilerek uğurlanırlar. Diş kirası denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, ağzınızı iftar sahibinin damak zevkine kiralamış olmanızdır. Tabii işin doğrusu, Ramazan ayının cömertlik ve hayır duygularını şahlandırması dır.Sultan Abdülaziz'in sadrazamlarından Yusuf Kamil Paşa, cömertliği ile ünlüydü. 1868 yılı Ramazan ayının 8. gününe rastlayan 3 Ocak günü, bugün Edebiyat ve Fen fakültelerinin bulunduğu yerdeki konağında verdiği iftar yemeğine, Sultan Abdülaziz teşrif ettiler. Sadece kuş sütünün eksik olduğu ziyafetten sonra, diş kirası olarak, altın bir tepsiye tepeleme yığılmış kağıt tomarları padişaha takdim olundu. Bunlar, Kamil Paşanın sahip olduğu bütün mam ve emlakin senet ve tapularıydı. Ancak bu diş kirası tekliften öteye geçmedi. Çünkü Sultan Abdülaziz, "Bunlar makbulüm oldu. Yine size veriyorum. Her hali niz ve ef'âl ü akvaliniz mahzuziyetimi mucib olmaktadır" sözleriyle tepsiyi ve içindekileri iade etti.
Dülgerzâde Mehmed Efendi, Kânûni Sultan Süleymân devri âlim ve müderrislerindendir. İsmi, Muhammed bin Muhammed olup, Dülgerzâde adıyla meşhûrdur. Babası Muhammed bin Neccâr, büyük tüccârlardandır. Aslen Karamanlıdır. 977 (m. 1569) senesinde İstanbul'da vefât etti. Eyyûb Sultan hazretlerinin türbesi yakınına defnedildi...
Elhâc Ahmed Hilmi Efendi, Osmanlı Devletinin son devresinde yetişen âlim ve evliyâdandır. Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî hazretlerinin talebeleri arasına girdi. Hocasından Hâlidiyye kolundan icâzet aldı. Sonra İzmit'te Fevziye, Taşıçılarbaşı ve Yeni Cumâ câmilerinde imâm ve hatiplik yaptı. 1916 (H.1335) senesi İzmit'te vefât etti.
Müslümanlara sıkıntı veren Yahudi Ebû Râfi'ye haddini bildirmek için onun kalesine giren Hz. Abdullah bin Atik, bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır:
İçeri girince, ahıra girip saklandım. Saklandığım yerden kapıcıyı tâkip ettim. Kapıyı kilitledi, anahtarları direğe asıp gitti. Anahtarları alıp, her tarafı dolaştım. Birçok kapıdan geçtim. Her kapıyı açtıkça, kapıyı iç tarafından sürgülüyordum. Bunu, eğer Ebû Râfi'nin adamları beni fark ederlerse, adamı öldürünceye kadar, bana yeteri kadar zaman kazandırsın, diye yapıyordum. Bu suretle Ebû Râfi'nin yattığı odaya kadar vardım.