İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.786
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Kanuni Sultan Süleyman tahta geçip adına bir cami yaptırmaya karar verdiğinde bu caminin şimdiye kadar yapılanların en muhteşemi olmasını istedi. Düşüncesini Mimarbaşı Sinan'a açtı. Sinan: 'Buyruğunuz başım üstünedir. Yalnız önce şehri gezmek isterim. Bana bir hafta izin verin padişahım dedi.' Padişah yarı kızgınlıkla 'Sen İstanbul'u bilmez misin Sinan?' dedi. 'İşe başlamak için neden beklersin?' 'İşe şu anda başlamış bulunuyorum Sultanım. Bir hafta boyunca şehri dolaşarak caminizin yerini tespit edeceğim...'Mimarbaşı bunu dedikten sonra padişahın yanından ayrıldı. Ertesi sabah şehri bir baştan bir başa dolaşmaya başladı. Cami, Ayasofya'nın bulunduğu tepe gibi bir tepeye yapılmalıydı. Süleymaniye ilk bakışta göze çarpmalıydı.
Sultan III. Mehmed zamanında, Rumeli'de Yenice kasabasında mübarek bir zat vardı. İhtiyacı olan ona koşar, sıkıntısı olanın derdini o giderirdi. Fakat kendisi bir sürü derde mübtela idi ama halinden hiç şikayetçi değildi. Birgün dergahın bahçesindeki havuzun kenarında otururken bir talebesi gelerek, başına gelen bir musibetten uzun uzun şikayet eder. O zat, o talebesinden bir bardak su, bir miktar tuz ve bir çorba kaşığı getirmesini ister. İstedikleri getirilince, bir kaşık tuzu bir bardak suya atıp karıştırır ve talebesine, bunu içmesini söyler. Tuzlu sudan bir yudum içen talebe hemen yüzünü buruşturur ve "Efendim, su çok tuzlu, içemiyeceğim" der. Sonra o zat yine kaşığı tuzla doldurur ve bu sefer havuza atarak karıştırır ve talebesine, havuzdaki sudan içmesini söyler. Talebe havuzdan kana kana içer. "Nasıl, su tuzlu mu" diye sorduğunda talebe "Hayır efendim, gayet tatlı geldi" cevabını verir. O zaman o mübarek zat şu ibretli nasihatı verir: "Oğlum, bir kaşık tuz, her zaman aynı acılıktadır. Fakat bunu bir bardak suda içmek, insana zahmet verdiği halde, bir havuz suda içince hiç hissedilmiyor. Çünkü havuzun genişliği içinde kayboluyor. İşte, göğsü bir bardak kadar dar insan, kendisine gelen bir kaşık tuz kadar dert ve belaların acısına tahammül edemez. Fakat göğsü havuz kadar geniş insan ise, kendisine isabet eden, bir kaşık değil, bir kazan tuz kadar belaları tatlılıkla karşılar, o dert ve belalar onun geniş göğsü içinde kaybolur gider de kimsenin haberi olmaz."
Muhammed Nakkâş hazretleri hadis ve Hanbeli fıkıh âlimidir. İran'da İsfehân'da doğdu. Yüzbin hadis-i şerifi râvileriyle birlikte ezberleyerek, hadis ilminde hafız oldu. 414 (m. 1023)'de vefât etti. Derslerinde buyurdu ki:
Seyyid Burhâneddin-i Tirmizi, Behâeddin Veled'in talebelerindendir. Bu büyük veliye intisap ettikten sonra bir müddet kırlara düşüp, tecelli nurlarının çokluğundan kararsız olmuştu. Riyâzeti pek sever, nadiren de yemek yerdi. Kalplerdeki sırları söylediği için Horasan, Buhara, Tirmiz ve civarında "Seyyid-i Sırdân" diye tanınırdı. Behâeddin Veled'in Horasan'dan göç edişinden sonra Tirmiz'e gitmiş ve orada inzivaya çekilmişti...
Hayderizâde İbrâhim Fasih Efendi, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadi hazretlerinin yetiştirdiği büyük âlimlerdendir. 1299 (m. 1882)'de Bağdat'ta vefât etti. Yazdığı, "Mecd-it-tâlid" ve "Tuhfet-ül-uşşâk" isimli eserleri, meşhurdur. "Tuhfet-ül-uşşâk" adındaki eserinin baş tarafında buyurdu ki:
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır'ı fethettiğinde bir süre orada kalır. İdareyi eline alıp kendi hâkimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir. Bu sırada bir çadırda kalıyor. Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor. Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur. Lâkin ümitsiz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin, diğer tarafta basit bir cariye... Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz seviyeye ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir.