Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.604.034
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Sultan II. Murat zamanında, henüz Osmanlılarda hazine teşkil edilip padişahlar saraylar da gönlünce harcama yapmazlar ve onlarda haplerde elde edilen ganimet ve haraçlardan ve madenlerden başka devletin bir geliri yoktu. Halktan vergi toplayıp saray erkanı için harcanmazdı. Hal böyle olunca , padişahlar da zaman zaman parasız kalabiliyordu.Bir gün Fazlullah Paşa, II. Murad'ın Çandarlı Halil paşa'dan borç para istediğini görüp:
Sultanım, Padişahın vezirlerden ve şundan bundan para istemesi yerinde olmaz. Müsaade buyurursanız bir hazine teşkil edilsin ve oradan saraya tahsisat ayrılsın, dedi.
Uzun seneler İngiltere'nin İstanbul'daki büyükelçisi olan Lord Paul Ricault, Sadrazamın daveti ile Eylül 1663'de Uyvar seferine gözlemci olarak katılmıştı. Sefer sırasında gördüklerini şöyle anlatır:"Gerek Veziriazamın, gerekse diğer büyük kumandanların otağ larına çadırdan ziyade saray demek doğru olur. Muhteşem ve harikul âde süslemeleri, çeşitli oda ve daireleri ile saraylardan fazla masraf edilmişti. Bu seyyar saraylar ve ağır kazıkları, parçalar halinde menzil den menzile taşınıyordu. Osmanlı ordusu günde 5-6 saat yürüyordu. Daha fazla yürüyüşe cebri yürüyüş denir ki, fevkalade hallerde olur. Ordu ağırlıklarını at, katır ve develer taşır. Otağ kurucular ordudan daima bir menzil önde giderler. Otağ sahipleri bir menzile gelince otağlarını kurulmuş bulur lar. Her otağ çifttir. Biri kullanılırken diğeri bir menzil sonrasında kurulmaktadır. Sanıyorum bu muhteşem otağları Osmanlılar, ne kadar zengin ve kudretli olduklarını gösterip, düşmanın gözünü korkutmak için kullanıyorlar.
Esba’ bin Ferec hazretleri hadîs ve Mâlikî fıkıh âlimi olup hadîs ilminde hafız (yüz binden fazla hadîs-i şerîfi râvileriyle birlikte ezbere bilen) idi. 150 (m. 767) senesinde Kâhire’de doğdu. Muasırı olan âlimlerden hadîs-i şerîf işitti ve ilim öğrendi. Mâlik bin Enes’ten hadîs-i şerîf dinlemek için Medine’ye gittiğinde, onu vefât etmiş buldu. Orada Eşheb’le sohbet etti. Mısır’da kadılık yaptı. 225 (m. 840) senesinde vefât etti. Naklettiği hadis-işeriflerden bazıları:
Ebû Muhammed bin Ubâde hazretleri hadis hâfızıdır. Basra’da doğdu. Süfyân-ı Sevrî, Mâlik bin Enes gibi meşhur âlimlerden hadis ilmi tahsil etti ve yüz binden fazla hadis-i şerifi râvileriyle birlikte ezberleyerek hadis hafızı oldu. 205’te m. 820) Basra’da vefat etti. Şöyle nakleder:
Takıyyüddin Osman Şehrezûri hazretleri hadis ve fıkıh âlimidir. 577'de (m. l181) Kuzey Irak'taki Erbil'e bağlı Şehrezûr'un Şerehân köyünde doğdu. Harran, Musul, Şam ve Bağdat'ta ilim tahsil etti. 643 (m. 1245)'de vefat etti. "Mukaddimetü İbni's-Salah" isimli Usûl-i hadis kitabı meşhurdur. Bu eserinde şöyle buyuruyor:
İbrahim aleyhisselamı ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve kuşlar ağlaştılar ve etrafında toplanıp, İbrahim aleyhisselama bir yardım yapabilmenin çaresini aradılar. Bunların arasında zayıf bir bülbül vardı. "Madem elimden birşey gelmiyor, öyleyse ben de İbrahim aleyhisselam ile beraber yanayım" diye kendini ateşe atacağı sırada Hak teâlâ, Cebrail aleyhisselama emredip buyurdu ki: