Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.566.101
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Kanuni Sultan Süleyman tahta çıkalı tam 46 sene olmuştu ve yaş da 73 olmuştu. Osmanlı devletiyle yaptığı her savaşta mağlup olan Avusturya İmparatorluğu, padişahın artık ölüm döşeğinde olduğu sanarak sınırlarımıza saldırıyor, Osmanlıya bağlı hristiyan beyleri, devlete karşı kışkırtıyordu. Devrin sadrazamı Sokollu Mehmet Paşa, Avusturya elçisini çağırarak:
-İhtiyar aslanı uykudan uyandırmayın. 46 yıldır cihad meydanlarında kılıç sallayan saadetlû padişahım hâlâ dinç ve gençtir. Onu asla savaşa teşvik etmeyin. Aslanım bir kere uyanırsa bütün haçlı devletler bir araya gelseler nafiledir.
Büyük İslâm âlimi Mevlânâ Şemseddin Fenâri'nin ömrünün sonlarına doğru gözlerine perde geldi. Göremez oldu. Sultanın veziri olan Hacı İvâz Paşa bir konuda Molla Fenâri'ye kızmıştı. Gözleri görmez olunca, laf olsun diye; "Dilerim ki, o âmâ ihtiyârın namazını ben kıldırayım." demişti. Bu söz Molla Fenâri'nin kulağına ulaşınca; "Ol kimse câhildir. Cenâze namazını kıldırmayı beceremez. Cenâb-ı Hakk'ın kapısından ümidim şudur ki, bana hemen şifâ buyurup, onu âmâ eyleye ve ben onun namazını edâ edeyim." dedi.
Abdülmu'ti Efendi, Hicaz evliyasındandır. On beşinci asırda Mekke-i mükerreme büyükleri arasında "Şeyh-ül-Harem" lakabıyla, kerâmet ve hâlleriyle de Müslümanlar arasında meşhûr oldu. İnsanlara faideli nasihatler yapardı. Vefatına yakın yaptığı nasihatlerde buyurdu ki:
Zeyrekli Mehmed Efendi Fâtih Sultan Mehmed Hân zamanında yetişen âlimlerdendir. Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin yüksek talebelerinden olup, İstanbul'un fethinden sonra burada Semâniyye Medresesine tayin edildi. Bugün "Zeyrek" adı ile anılan semtte otururdu. Daha sonra Bursa'ya gidip Muradiye'ye yerleşti. 912 (m. 1506)'da Bursa'da vefât etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Es'ad Gâlib Dede Mevlevî büyüklerindendir. İsmi Mehmed'dir. Es'ad ve Gâlib lakaplarıyla tanınmıştır. 1757 (H.1171) senesinde İstanbul'da doğdu. Tahsilini tamamladıktan sonra bir müddet Dîvân-ı Hümâyûn kalemlerinden birinde çalıştı. 1784 senesinde Konya'da bir müddet Mevlânâ Dergâhında kaldı. Seyyid Ebû Bekir Dede'ye talebe olup, Mevlevî yolunda yetişmek için çalıştı. Sonra İstanbul'da Yenikapı Mevlevîhânesinde tasavvuftaki çalışmalarını tamamlayıp Mevlevî yolunda yetişti. Seyyid Ali Nutkî Dede Efendiden hilâfet alıp, Galata Mevlevîhânesinde şeyh olarak vazîfelendirildi ve ömrünün sonuna kadar bu hizmeti yürüttü. Sultan Üçüncü Selîm Han ile de dost olup, saraya sık sık gidip sohbet ederlerdi. 1799 (H.1213) senesinde İstanbul'da vefât etti. Sohbetlerinde Mesnevi’den anlatırdı. Bir sohbetinde şöyle anlattı:
Vaktiyle bir kasabada, kayınvalidesiyle birlikte yaşayan bir gelin vardı. İkisinin de kişiliği tamamen farklıydı. Sık sık kavga edip tartışırlardı. Evde huzur kalmamış, bitmez tükenmez gelin kaynana kavgalarından, annesi ile karısı arasında kalan koca için de, ev cehennem haline gelmişti.Artık bir şeyler yapmak gerektiğine inanan gelin, doğruca babasının eski bir arkadaşı olan yaşlı bir aktara gitti ve derdini anlattı. İlim ve marifet sahibi olan yaşlı aktar, ona bitkilerden yaptığı bir karışım hazırladı ve üç ay boyunca hergün azar azar, kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyledi. Zehir az az verilecek, böylece kaynanayı gelininin öldürdüğü belli olmayacaktı. Yaşlı aktar gelin hanıma, kimsenin ve eşinin şüphelenmemesi için, kaynanasına çok iyi davranmasını, ona en güzel yemekleri yapmasını söyledi.