Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.565.417
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
1799 senesi Eylül ayı. Fransa İmparatoru Napoléon Bonaparte, kuvvetli bir donanma ile, Osmanlı eyaleti Mısır'a çıkarma yaptı. Burada halka beyanname dağıtarak, onları Osmanlı zulmünden (!) kurtarmak için geldiğini, yakında bağımsızlıklarına kavuşacaklarını vadederek kendi tarafına çekmeğe çalışıyordu. Burada fazla bir mukavemetle karşılaşmadı. Çünkü Yeniçeri ocağı lağvedilmiş, yeni kurulan Nizam-ı Cedid ocağı ise hem mevcudu çok az, hem de talimsiz olduğu için Fransızlara karşı başarı sağlayamamıştı.Napoléon, Mısır'dan sonra, mukaddes saydıkları Kudüs ve civarını ele geçirmek için ordusu ile Filistin'e hareket etti. Daha sonra yerine bırakacağı General Kléber ile birlikte tarifsiz zulüm ve katliamlara başladı. Filistin'de önce Remle, sonra da Yafa Fransız askerine teslim oldu. Cezzar Ahmed Paşa henüz tarih sahnesinde şahlanmamıştı. Napoléon Akka önlerine geldiğinde müthiş mağlubiyeti tadacaktı.
Süleymâniye Câmii, Mimar Sinan'ın kalfalık (Selimiye ustalık) eseridir. Câmi ile bir külliye hâlinde olan bu eser Kanuni Sultan Süleyman Hân zamanında 1550' de başlanarak 1556'da bitirildi.Avlusu ile birlikte dikdörtgen şeklindeki câminin harem kısmı, 68x63 m dir. 26,50 m kutrunda ve 53 m yükseklikte olan düz pandantifli kubbe, dört kalın kemer üzerinde oturmak ta ve kâidesinde yuvarlak kemerli 32 pencere bulunmaktadır. Câmi 138 pencereden ışık alır. Akustik ve havalandırma düzeni bir mimâri şâheseridir. Mimar Sinan, Süleymâniye Câmii'ni yaptığı sırada birtakım kimseler; "Câmi içinde nargile fokurdatır durur" diye, kendisini Kanuni Sultan Süleyman Hân'a şikâyet ederler. Kanuni, âni bir baskın yapar. Hakikaten Mimar Sinan'ı nargile fokurdatırken bulur. Fena hâlde canı sıkılır. Sert bir sesle "Bre bu ne hâldir?" diye çıkışır. Mimar Sinan gâyet soğukkanlı "Pâdişahım, bu nargileyi burada bulundurmamın sebebi, fokurtusu içindir. Dikkat ederseniz, Tömbekisi (tütünü) yoktur. Fokurduyan suyun sesi bana câmide okunacak Kur'ân-ı kerim seslerinin her tarafa yayılmasını sağlamak için lüzumlu tedbirleri almama yardım etmektedir." diye cevap verir. Mimar Sinan bu tedbiriyle, bugün ancak modern tiyatro binalarında görülebilen akustik tertibatı, yâni ses yankılanması ayarını, 16. asırda yapmış oluyordu.
Mehmed Zihni Efendi son devir Osmanlı fıkıh âlimlerindendir. 1846'da İstanbul'da doğdu. Medrese tahsilinden sonra ulûm-i âliyye şehâdetnâmesi aldı. Galatasaray Sultânisi (Lisesi) ve Mekteb-i Mülkiyye (Siyasal Bilgiler Fakültesi) ulûm-i diniyye muallimliği, Maarif Nezâreti (Milli Eğitim Bakanlığı) Encümen-i Teftiş (Teftiş Kurulu) başkanlığı görevlerinde bulundu. Stockholm'de toplanan Şarkiyat Âlimleri Kongresi'ne davet edilerek altın madalya ile ödüllendirildi. 1913 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Çok eser yazdı. Abdullah-ı Tercümân'ın Hristiyanlığa reddiye olarak yazdığı Tuhfetü'l-erib kitabını tercüme etti. Bu eserinde buyurdu ki:
Abdullah ibni Mübârek, Emevi halifelerinden Hişâm bin Abdülmelik devrinde 736 (H.118) yılında Merv'de doğdu. 797 (H.181) senesi bir gazâ dönüşü, Bağdâd yakınlarındaki Hit adlı yerde vefât etti. Türk asıllıdır... İlk tahsilini, Merv'de yapan Abdullah ibni Mübârek tahsil için Bağdâd, Basra, Hicaz, Yemen, Mısır, Şam gibi ilim merkezlerine gitti. Bağdâd'da büyük âlimler ve evliyâ ile görüştü. Onların ders ve sohbetlerinden faydalandı...
Melik Eşref, Mısır ve Suriye'de kurulan Türk Eyyubi devletinin hükümdarlarındandır. 1237 yılında vefat etti. Melik Eşref, bir Eyyûbi olmamakla beraber Eyyûbi hanedanı içerisinde son derece önemli bir konuma sahiptir...
Bağdad'ı kıtlık kırıp geçiriyordu. En çok da hamallar açlık çekiyordu. İçinde ekmek piştiği, sokağa kadar yayılan kokudan belli olan bir evin, kapısından seslendi hamalın biri:" Allah rızâsı için birazcık ekmek... Günlerdir lokma girmedi ağzımdan.Tandırın başındaki kadın, taze bir ekmeği kızına uzattı, "Ver şu adama" dedi. Kızcağız ekmeği verdi hamala. Hamalın sevinci târif edilemezdi. Evine doğru hızlandı. Kim bilir kaç günlük açlığını giderecekti! Tam bu sırada karşıdan gelen birinin sert ikâzı durdurdu onu:" Çabuk söyle, bu ekmeği hangi evden aldın?