İhlâs Elde Edilmedikçe, Kurtuluşa Erişilemez
Şeyh İbn-i Beşşâr hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir. 925 (H.313) senesinde Akabe'de vefât etti. Bu mübarek zat, derslerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.263.883
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Şeyh İbn-i Beşşâr hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir. 925 (H.313) senesinde Akabe'de vefât etti. Bu mübarek zat, derslerinde buyurdu ki:
Fatih Sultan Mehmet Han, yapacağı işlerden kimseye bir şey bahsetmezdi. Hatta ordu sefere çıkar, günlerce yol alır, yine de kimse nereye gidileceğini bilemezdi. Bir sefer esnasında Gebze'de vefat ettiğinde bile, nereye sefer yapılacağını kimse bilmiyordu ve bu yüzden ordu İstanbul'a geri dönmüştü.Bir gün yine bir sefer için İstanbul'dan yola çıkılmıştı. Vezirlerden biri, padişahın ne kadar ketum olduğunu bildiği halde, yine de şansını denemek için huzura çıkarak, nereye sefer yapıldığını sormak cüretinde bulundu. Fatih ona:-Paşa, sen sır tutmasını bilir misin? Diye sordu. O da, nihayet kendisine bir sır verileceği ümidiyle, sevinçli bir şekilde cevap verdi:-Evet hünkarımPadişah da ona:-Ben de sır tutmasını bilirim. Sır, bir kimseye söylenirse, sır olmaktan çıkar paşa. Eğer sakalımın tellerinden biri, yamak istediklerimden birini bilseydi, bütün sakalımı keserdim, cevabını verdi.
Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa ordusuyla İstanbul'dan sefere çıkmadan önce hocası Mehmed Emin Tokadi hazretlerinin huzuruna gidip duasını aldı. Hocası onu kucaklayıp bağrına basarak bir müddet öyle tuttu. Sonra da gözyaşları içinde, zafer kazanmaları için dua etti. Fatiha-yı şerif okudu. Yeğen Mehmed Paşa, sohbetlerinden çok istifade ettiği, kalbi ne hizmet ve cihad aşkını yerleştiren hocasından dua aldıktan sonra sefer hazırlıklarını tamamladı. Sonra emrindeki ordu ile Avusturya seferine çıktı.
Muid Ahmed Efendi 39. Osmanlı Şeyhülislâmıdır. Tokat'a bağlı Kazova'da doğdu. Tahsil için İstanbul'a giden Ahmed Efendi, Kınalızâde Fehmi Mehmed Efendi'den ders aldı. 1055'te (m. 1646) Şeyhülislâmlığa getirilen Ahmed Efendi 1057'de (m. 1647 vefat etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Hazreti Urve, Cennetle müjdelenen Eshâb-ı kirâmdan Zübeyr bin Avvam radıyallahü anhın oğludur. Annesi ise, Hazreti Ebû Bekir'in kızı Esma'dır...
Urve bin Zübeyr hazretleri, Medine'den Busra'ya ve oradan da Mısır'a gitti. Evlenerek oraya yerleşti. Yedi sene Mısır'da kaldı. Oradan da Şam'a geçti. Şam'da Velid bin Abdülmelik'in yanında iken bir ayağında yara çıkıp, kangren oldu. Tâbiblerin kararı ile Velid bin Abdülmelik'in yanında ayağı kesileceği zaman, bayıltacak ve uyuşturacak hiçbir ilâç almaya râzı olmamış, ameliyat esnasında hiç sesini çıkarmamıştı. Hatta o sırada, odanın içinde biriyle konuşmakta olan Velid, ancak ayağının kesilmesinden sonra, ameliyatın bittiğinden haberi olan Urve hazretlerinin sabrına hayran olmuştu...
İkinci Mehmed Han, 21 yaşında tahta çıktı. Genç hakan, daha ilk günlerde devleti ve ordusunu daha büyük hamleler yapacak bir kudrete ulaştırdı. Şehzadeliğinden beri bir an önce İstanbul'u fethetmek ve Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerinde "Konstantiniyye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ne güzel hükümdar ve onun askerleri ne güzel askerdir" müjdesine mazhar olmak istiyordu. Bu gaye ile askeri tarihin kaydettiği ilk büyük ateşli silahlar ve toplar ile ordusunu dayanılmaz bir kudret haline getirdi.
İsmâil Hakkı Efendi, hocasının vefâtından sonra Konya, Seydişehir, Söğüt, İznik ve İstanbul yolu ile Bursa'ya geldi. Bu yolculuk sırasında hazret-i Mevlânâ'yı, Sadreddin Konevi'yi ve Eşrefzâde Abdullah Rûmi'yi ziyâret etti.Sultan İkinci Mustafa Hânın, dâveti üzerine, 1695 (H.1107) senesinde Edirne'ye gitti. Nemçe seferinde, orduya cihâdın sevâbını ve büyüklüğünü anlatarak, askeri coşturdu. Osmanlı Ordusu önceBelgrad'a vardı. Oradan Tuna'yı geçerek düşmanla çarpıştıktan sonra, kışın bastırması üzerine Edirne'ye geri döndü. Ertesi sene ordu yine Edirne'den ayrılarak Belgrad'a gitti. O sırada Sadrâzam Elmas Mehmed Paşa idi. İsmâil Hakkı Efendi, Elmas Paşanın hazır bulunduğu gazâların hepsine katıldı ve birkaç yerinden yara aldı. İsmâil Hakkı Efendi, ordunun zaferlerle geri dönüşünden sonra yaralı olduğu hâlde Bursa'ya döndü ve talebe yetiştirmeye, eser yazmaya devâm etti.