Misâfirini Uğurlarken Kendini Kâhire'de Bulan Zat!
Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır'ın bir kasabası olan Şevnî'de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire'de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.288.890
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Nûreddîn Şevnî hazretleri büyük velîlerdendir. Mısır'ın bir kasabası olan Şevnî'de doğup 1537 (H.944) senesinde Kâhire'de vefât etti. Çok kerametleri görüldü:
I. Dünya Savaşında Irak Cephesinde savaşan 6. Ordunun Kumandanı Halil Paşa, hatıralarında şöyle bir hadiseyi nakleder:27 Mart 1916 günü Irak'ta Felahiye muharebesinde boğazından ağır yaralanan 18. Kolordu 51. Tümen 9. Alay Emir subayı iken, bu muharebede kendi alayındaki bir bölüğe kumanda eden Üsteğmen Muzaffer, hayatının son dakikalarına geldiğini anlayınca sükûnet ile son görevini yapmaya başladı ve konuşamadığı için, cebinden çıkardığı bir mektup zarfının üzerine kurşun kalemle önce "kıble ne taraftadır?" diye yazarak sordu. Milli şeref ve fazileti bulunan ak yüzünü ve pak alnını, görevini başaranlara mahsus güzellikle huzur-u Peygamberiye çevirdi ve kalbindeki şehadeti diliyle anlatmaya takati olmadığından, kana boyanan o zarfın ortasına okunaklı bir şekilde kelime-i şehadeti yazdı. Sonra bu büyük asker, bölüğüne son sözü söylemek isteyerek aynı zarfın üç yerine; "bölük intikamımı alsın" cümlesini yazarak, ikisini imzaladı, üçüncüsünü ise imzalayamadan son nefesini verdi. Muzaffer Efendinin bu yüce davranışı, yani bir Türk subayının örnek maneviyatı olan o kanlı zarf, Askeri Müzeye gönderildi ve Türk çocuklarına ve gelecek nesillere cevher değerinde bir miras olarak kaldı.
Akkoyunlu Devletini ortadan kaldıran, Âzerbaycan, Irak-ı Arab ve İran'ı ele geçirerek Ceyhun Nehrine kadar hudûdunu genişleten Şah İsmâil, 1510'da doğudaki sünni Özbekleri de yendikten sonra, Anadolu'ya yöneldi. Gönderdiği dâi ve halifeleri vâsıtasıyla yaptığı propagandalarda Osmanlı hudutları içindeki Şiileri kendisine bağlamaya, fırsat buldukça da isyânlar çıkarmaya başladı.Yavuz Sultan Selim Han ise, Anadolu'yu bölüp parçalamak ve batıya açılan her seferde Osmanlıyı arkadan vurmak emelinde olan Şâh İsmâil'e kesin bir darbe indirmek niyetindeydi.
Hâfızüddin Muhammed Pârisâ hazretleri evliyânın meşhurlarındandır. Şâh-ı Nakşibend Muhammed Behâeddin Buhâri hazretlerinin halifesi Muhammed Pârisâ hazretlerinin oğludur. Buhârâ'da doğdu. Babasının terbiyesi ve eğitimi altında yetişti, yüksek derecelere ulaştı. 1460 (H.865) senesinde Afganistan'da Belh şehrinde vefât etti. Bir sohbetinde şunları anlattı:
Şemseddîn Muhammed Osmânî hazretleri Şâfiî mezhebi fıkıh âlimidir. 717 (m. 1317)’de Şam'da doğdu. Burada ve Kudüs’te ilim tahsil etti. Sonra Safed’de hatiplik ve kadılık görevlerinde bulundu. 780’den (m. 1378) sonra vefat etti. “Rahmetü’l-ümme fi’htilâfi’l-eimme” isimli eserinde buyuruyor ki:
Musa Aleyhisselâmın ümmeti:
- Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allahü teala (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelimullah Turu Sina'ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu:
- «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»
Musa Aleyhisselâm: «Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.
Allahü teala: «Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.