Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.586.378
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Aslan öldü!... 1522 senesi Eylül ayı... Macarstan'dan İspanya'ya kadar bütün Avrupa çan sesleriyle inliyor. Haçlı dünyasına görülmedik bir sevinç ve neşe hakim. Kakahalar sokakları sarmış, ara sıra "Aslan öldü! Aslan öldü!" sesleri yükseliyor...Neydi Avrupa'yı çılgına çeviren bu sevincin sebebi?Bu "Aslan", nefes alıp verdiği müddetçe Haçlıları tepeden tırnağa titretmiş olan Yavuz Sultan Selim Han idi. Tahta çıktığından itibaren dur durak bilmeden dinine hizmet için var gücüyle çalışmış, önce Şah İsmail'i yenerek doğu sınırlarını emniyet altına almıştı. Sonra da Mercidabık ve Ridaniye savaşlarıyla Mısır ve bütün mukaddes toprakları Osmanlı idaresi altına almış, kendisi de Halife-i Müslimin ünvanını almıştı.
Bir İspanyol, 1552-1556 yıllarında Türkiye'de geçirdiği dört yılını anlatır. Aynı zamanda bir hekim olan bu seyyah, Cenova'dan Napoli'ye giderken Türk gemicilerine esir düşmüş ve İstanbul'a getirilmiş. Daha sonra, tıp bilgisini göstererek Kaptan-ı Derya Sinan Paşa'nın hekimleri arasına girmeyi başarmış. Adı Petro. Seyahatnamesinde, dört yılını yaşadığı Kanuni devrinin yaşantısını gözler önüne serer. Biraz da imrenerek.İşte seyahatnameden birkaç kesit: "İstanbul öyle işlek bir şehir ki, buraya günde İspanya'nın Valladolid şehrinin nüfusu kadar yabancı girip çıkar.""Türklerin bıraktığı hayır eserleri, bizde bırakılandan çoktur. Türk zenginleri, bizimkilerden daha cömert davranırlar.""Türkler sadece insanlara değil, hayvanlara bile iyilik yapmayı sevap sayarlar. Bir-iki düzine ciğer satın alıp, kedi ve köpekleri doyuranlara çok rastlanır."
Abdülmelik Cüveyni hazretleri Şafii mezhebinde meşhur fıkıh ve hadis âlimidir. 419 (m. 1028)'de İran'da Nişâbûr şehrinin Cüveyn nahiyesinde doğdu. 478 (m. 1085)'de Nişâbûr'da vefât etti. İlimdeki yüksekliğinden dolayı kendisine, "İmâm-ül-Haremeyn" unvanı verildi.
Mevlânâ Abdülmecîd Şirvânî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Azerbaycan’da Şirvan'da doğdu. Zamanın büyük âlimlerinden ilim tahsil ettikten sonra Şemahı şehrine gitti ve burada Mevlânâ Şehkubâd hazretlerinin derslerinde kemâle eren Abdülmecîd Şirvânî hocasının vefâtından sonra onun yerine geçti. Daha sonra Tokat’a giderek bir dergah açtı ve talebe yetiştirdi. 1564 (H. 972) vefât etti. Abdülmecîd Şirvânî hazretleri talebelerine âhirette pişmân olmamaları ve istenmeyen durumlarla karşılaşmamaları için devamlı nasîhatlerde bulunurdu. Bu hususta şöyle buyururdu:
Neccâr kabilesinden olan Ebû Said el-Hudri radıyallahü anh, Eshâb-ı kirâmın fakihlerindendir. Resûlullah efendimizden bin yüz yetmiş hadis-i şerif rivâyet etmiştir. Bugün ibretli bir hadiseyi anlatan birini sunmak istiyoruz sizlere. Bu mübarek sahâbi, Peygamber aleyhisselâmdan şöyle naklediyor:
"Sizden önce geçen ümmetler arasında bir adam doksan dokuz kişiyi öldürmüştü. Bu yaptıklarından dolayı tövbesinin mümkün olup olmadığını öğrenmek üzere, yeryüzünün en âliminin kim olduğunu sordu. Kendisine bir rahibin çok bilgili olduğunu söylediler.
Bir defâsında, bâzı kimseler gemi ile bir yere gidiyorlardı. Yolcular arasında Abdurrahmân hazretlerinin talebelerinden birkaç kişi de vardı. Bir ara, geminin tabanından bir yer delindi. Ne yaptılarsa delinen yeri tıkayamadılar. Vazifeliler çâresiz kalıp, geminin batmasından korktular. Onlardaki bu telaşı görüp, vaziyeti anlayan talebeler, hocaları Abdurrahmân bin Muhammed'den yardım istediler. O esnâda hocalarını gemide gördüler.