Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.542.386
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Çengeloğlu, II. Mahmud Han devrinde ünlü bir Amiral idi. Akdeniz'in Afrika kıyılarında başladığı denizcilik hayatında cesareti ve yiğitliği ile nam salmış, İstanbul'a gelip tersaneye girdikten sonra da, kumanda kabiliyetini göstererek hızla ilerlemiş ve Osmanlı Deniz Kuvvetlerinin en üst makamı olan Kaptan-ı Deryalığa kadar yükselmişti. Tophane Müşirliğine tayin edildiğinde, Galata ve Beyoğlu kabadayılarını hizaya getirerek asayişi sağlamıştı. Halk onu "Deli Herif" diye seviyor ve takdir ediyordu.
Kanuni Sultan Süleyman tahta geçip adına bir cami yaptırmaya karar verdiğinde bu caminin şimdiye kadar yapılanların en muhteşemi olmasını istedi. Düşüncesini Mimarbaşı Sinan'a açtı. Sinan: 'Buyruğunuz başım üstünedir. Yalnız önce şehri gezmek isterim. Bana bir hafta izin verin padişahım dedi.' Padişah yarı kızgınlıkla 'Sen İstanbul'u bilmez misin Sinan?' dedi. 'İşe başlamak için neden beklersin?' 'İşe şu anda başlamış bulunuyorum Sultanım. Bir hafta boyunca şehri dolaşarak caminizin yerini tespit edeceğim...'Mimarbaşı bunu dedikten sonra padişahın yanından ayrıldı. Ertesi sabah şehri bir baştan bir başa dolaşmaya başladı. Cami, Ayasofya'nın bulunduğu tepe gibi bir tepeye yapılmalıydı. Süleymaniye ilk bakışta göze çarpmalıydı.
Türüt Dede, Selçuklular devrinde Konya'da yetişen evliyadandır. Aslen Horasan taraflarındandır. İsmi Ali'dir. Küçük çocuk iken Mevlâna Celâleddin-i Rûmi'yi sırtına alıp deve taklidi yaparak eğlendirdiğinden Cemel (Deve) lakabı verilmiştir. 1274 (H.673) senesinde Konya'da vefat etti. Mevlâna Celâleddin-i Rûmi hazretlerinin babası Sultânü'l-Ulemâ ile birlikte Konya'ya gelen Ali Dede, Sultânü'l-Ulemâ'nın sohbetinde bulunup tasavvuf yolunda ilerledi. Buyurdu ki:
Muhammed Hâdimi hazretleri Osmanlı İslam âlimlerinin meşhurlarındandır. 1701 (H.1113) senesinde Konya'nın Hâdim kasabasında doğdu. İlk tahsilini babasından gördü. Konya'da Karatay Medresesinde ilim öğrendikten sonra İstanbul'a gitti. Meşhûr âlimlerden Kazâbâdi Ahmed Efendiden ilim öğrenerek icâzet aldı. Hâdim'e dönerek Hâdim Medresesinde ders verdi. Kısa zamanda nâmı İstanbul'a kadar varan Muhammed Hâdimi hazretleri, önce Pâdişâh Üçüncü Ahmed Han, sonra da Birinci Mahmûd Han tarafından İstanbul'a dâvet edildi. Pekçok kitap yazdı. Bu eserlerden, İmâm-ı Birgivi hazretlerinin Tarikat-ı Muhammediye isimli kitâbına yaptığı şerhi çok kıymetlidir. Bu şerhe Berika ismini vermiştir. Bu mübarek zat, 1762 (H.1176) senesinde Hâdim'de vefat etti...
Muhammed Dehlevi hazretleri Hindistan'da yetişen Çeştiyye evliyâsının büyüklerindendir. Aslen Mekkeli olup seyyiddir. Dedeleri Mekke-i mükerreme şeriflerinden idi. Oradan Delhi'ye göç ederek Serhend'e yerleştiler. Muhammed Dehlevi hazretleri, Delhi şehrinde yaşayıp yetişti. Çerâğ-ı Dehlevi Nasiruddin Mahmûd'un sohbetlerinde kemâle geldi. Bu zâtın en büyük talebelerinden ve halifelerinden oldu. Zâhiri ve bâtıni ilimlerde yüksek derecelere kavuştu. Seyyid Muhammed Dehlevi 1486 (H.891) senesinde Delhi'de vefât etti. Vefâtında yüz yaşını geçmiş idi. Serhend'de bulunan türbesi tanınıp ziyâret edilmektedir.
Vaktiyle, yol üzerinde bulunan bir dergahın dervişleri, yoldan geçen herkesi misafir kabul ediyordu. Burada hiç konuşulmuyordu. Dervişler anlatmak istediklerini kalben ifade ediyorlardı. Bir gün dergahın kapısına bir yolcu geldi. Yolcu kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada, misafir geldiğini dervişler firaset yoluyla anlıyorlardı, o yüzden kapıda tokmak yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki derviş, kapıda duran yolcuya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz'süz konuşmaları başladı. Gelen yolcu, dergahta kalmak istiyordu. Derviş içeri girdi, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yolcuya uzattı. Bu, yeni bir misafiri kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yolcu dergahın bahçesine girdi, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. Derviş kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.