Vesîle Cennette En Yüksek Derecedir
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.649.472
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sinan eş-Şeybânî hazretleri hadîs âlimi ve evliyânın büyüklerindendir. 749 (H.132) senesinde vefât etti. Zamânının âlimlerinden ilim öğrendi ve hadîs-i şerîf nakletti. Bunlardan bazıları şöyledir:
Şâirlerden biri, yeni yazdığı bir şiiri, Pâdişaha takdim etmek üzere huzûra kabul edi lir. Pâdişah o kadar zekidir ki, okunan bir şeyi ezberlemekte, birinci vezir 2 defâ okunanı, ikinci vezir de 3 defâ okunanı ezberleyebilmektedir. Şâir şiirini okuyunca, Pâdişahın çok hoşuna gider ve bir latife yapmak ister. Der ki:-Burada herkes bu şiiri zâten bilirdi. Şâir şaşırıp arzeder:-Pâdişahım, affedersiniz. Bu şiiri yeni yazdım ve ilk defâ burada, yâni huzûrunuzda okudum.
-Sen benim sözüme inanmadın gâlibâ. Bak şimdi ben okuyorum dikkatle dinle!
Pâdişah şiiri okur ve şâirin çok fazla şaşırdığını görünce, iki defâ dinlediği için ezberleyen birinci vezire dönüp der ki:-Şâirimiz iyice tatmin olsun, bir de şiiri sen oku bakalım!Şâirin şaşkınlığı iyice artar. Birşeyler söylemek için kekeler. Pâdişah iyice şaşırtmak için ikinci vezire dönüp der ki:-Bir de sen oku da, şâir dostumuz iyice kanaat getirsin artık. O da yanlışsız okur. Şâir ne diyeceğini şaşırmış vaziyette iken, Pâdişah imdâdına yeti şir. Durumu anlatır ve çeşitli hediyeler verir. Şâir de anlar ki; devletimizin başında hakikat en seçilmiş insanlar var.
Gavs-ül-Memdûh'un akrabâlarından Ali Efendi birkaç arkadaşıyla hacca gitmişti. Dönüşte Lazkiye civârına geldiklerinde yiyecekleri bitti. Lazkiye'ye giderek orayı idâre eden Osmanlı paşasına durumu anlattılar ve yardım talebinde bulundular. Onların Tillolu olduğunu öğrenince, Gavs-ül-Memdûh hazretlerini sordu. Yeğeni olduğunu söyledi. Paşa buna çok sevindi ve hocalarının evsâfını sordu. O da tek tek anlattı. Anlattıkça paşa tasdik ediyordu. Buna oldukça şaşırdı. Acabâ paşa, hocamı nereden tanıyordu? Dayanamayıp sordu. Paşa da cevap olarak şöyle anlattı:
Abdülgafûr Müşâhidî, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halîfelerindendir. Bağdad'da yaşadı. İlk önce Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin halîfesi Abdullah Hayderî'nin, sonra Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin yüksek sohbetleriyle şereflenip hizmet ve huzûrunda bulundu, kendisine hilâfet verildi. Bir sohbetinde şunları anlattı:
Ebû Bekr Cüzcâni hazretleri kelam ve Hanefi fıkıh âlimlerindendir. Horasan'da Cûzcân'da doğdu. İlk tahsilinden sonra Bağdad'a giderek zamanın büyük âlimlerinden fıkıh ve kelam dersi aldı. Ebû Nasr İyâdi ile Ehl-i sünnet itikadı mezheb imamlarından Ebû Mansûr Mâtüridi hazretleri, Cûzcâni'nin en meşhur talebeleridir. Cûzcâni hazretleri, dokuzuncu yüzyılın ikinci yansında vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Semnun Muhib hazretleri aslen Basralı olduğu için Basri, Bağdât'a yerleştiği için Bağdâdi nisbet edildi. Cüneyd-i Bağdâdi hazretlerinin devrinde yaşadı. Ondan sonra 932 (H.320) yılında vefât etti...
Semnun Muhib rahmetullahi aleyh, yaşı ilerlemiş, ömür merdiveninin son basamağına yaklaşmıştı. Bu yaşına kadar başından hiç evlilik geçmemişti. Ömrünün bu son anlarında, sadece sünnete tâbi olmak ve efendimizin sünnetini yerine getirmek için evlenmek istedi. Bu talep üzerine yakınları ona saliha bir hanım bulup evlendirdiler...
Evlendikten sonra her geçen gün Semnun Muhib hazretlerinin, hanımına olan sevgisi çok ziyade artıyordu. Sanki "kara sevda"ya tutulmuştu...
Sultan Mahmut, bir gece yalnız başına şehri dolaşırken bir grup hırsıza rastladı.Hırsızlardan biri:- Ey Adem oğlu sen kimsin, diye sordular.O' da:- Bende sizlerden biriyim, dedi.Daha önce onu hiç görmedikleri halde, her biri, diğerlerinden birinin arkadaşı olacağı zannı ile padişaha ilişmedi, "yabancı biri olsa, hiç tanımadığı, kılıklarından halleri belli olan böyle bir topluluğa kolayca yanaşıp ta; bende sizdenim, diyebilir mi hiç" düşüncesi rahatlattı herkesi. İlişmediler, kabullenip kendi haline bıraktılar.