Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.546.599
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
20 Mayıs 1878 günü saat 11.00'de Çırağan Sarayında müthiş bir gürültü koptu. Rıhtıma yanaşan koca mavnadan birkaç yüz silahlı adam fırlamış, muhafızları safdışı edip zemin kata doluşmuştu. Aynı anda kara tarafındaki yıkık istinat duvarını aşan bir o kadar adam daha atlamıştı içeriye. Bunlar Rumeli göçmenleriydi. Başlarında da eli tabancalı, seyrek siyah sakallı, kırk yaşlarında bir gazeteci bulunuyordu: Ali Suavi...
Kânûni Sultan Süleymân Hanın son seferinde müteferrika olması dolayısıyle, onun maiyyetinde bulundu. Zigetvâr muhâsarası esnâsında Nişancı Eğri Abdizâde Mehmed Bey vefât ettiğinden, Celâlzâde ikinci defâ Nişancı tâyin edildi. Kendisi, ihtiyarlığını ileri sürerek kabûl etmek istemedi ise de, kesin emir üzerine kabûle mecbur kaldı. Nişancılığa tâyini esnâsında Sultan Süleymân Han vefât etmişti (1566). Fakat vefât haberi pek gizli tutulduğun dan hâriçten duyulmamıştı. Celâlzâde, pâdişâhın ölümünden haberdâr olmadığı için, nişancılık hil'atı giymek için otağ-ı hümâyûna girdiği vakit, hayatta zannettiği kadirşinâs pâdişâhının öldüğünü anlayınca, kendisini tutamayarak ağlamaya başladı. Fakat Vezir-i âzam Sokullu Mehmed Paşanın ikâzı üzerine kendisini toplayan Mustafa Çelebi memuriyet hil'atını giydikten sonra pâdişâhın vefâtını kimseye sezdirmemek için içi kan ağlar olduğu halde memnun bir şekilde sevinerek otağ-ı hümâyûndan dışarı çıktı. Onun bu hâlini görenler, pâdişâhın sıhhatte olduğu zannı ile şüphelerini giderdiler.
Gümüş Ayak Mehmed Dede, Mevlevî şeyhlerinin âlimlerindendir. Bursa’da doğdu ve burada yaşadı. Niyâzî-i Mısrî hazretleri Bursa’ya gelince onun sohbetlerine devam etti. Bursa Mevlevihanesinin şeyhi iken 1115 (m. 1703)’de vefat etti. “Camiu'l-Kelim” isimli bir eseri vardır. Bu kitabında şöyle buyuruyor:
Abdurrahmân İbnü'l-Kâsım hazretleri İmam-ı Mâlik'in önde gelen talebelerindendir. 128 (m. 746)'da Filistin'in Remle şehrinde doğdu. Ailesi Remle'den Kahire'ye göç etti. Burada ilim tahsil ettikten sonra Medine'ye giderek İmam-ı Mâlik hazretlerine talebe oldu ve onun vefatına kadar yirmi yıl derslerine devam etti. İbnü'l-Kâsım 191 (m. 806)'da vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Müslümânların birinci halifesi olan Hazret-i Ebû Bekir, Aşere-i mübeşşerenin (Cennetle müjdelenen on kişiden) birincisidir. Peygamberlerden sonra, bütün insanların en üstünüdür. Bütün gazâlarda bulundu. Âyet-i kerimeler ile medh olundu. Kur'ân-ı kerimi kitâb hâlinde ilk toplayan budur. 13 [m. 634] senesinin Cemâzil-âhir yirmisekizinci salı gecesi, altmışüç yaşında vefât etti. Resûlullahın yanındadır.
Kânûni Sultan Süleymân Hânın kadıaskerlerinden Mirim Kösesi diye meşhûr olan Muhammed Efendinin hizmet ve sohbetlerinde bulunup, ilmi yüksek derecelere kavuştu. Bu sırada dünyâdan ve dünyâ makamlarından yüz çevirip, tasavvuf ehlinden Sofyalı Bâli Efendinin dergâhına gidip, ona talebe oldu. Hizmetinde ve sohbetinde uzun müddet kalıp, feyz aldı. Tasavvufta yükselip, insanları Allahü teâlânın yüce dinine dâvet etmek ve Resûlullah efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem güzel ahlâkını öğretmekle meşgûl oldu. Allahü teâlâya muhabbetinden dolayı, dünyâya hiç önem vermez oldu. Onun bu durumunu anlayamayan bâzıları pâdişâha şikâyet ettiler. Pâdişâh meselenin tahkik edilmesini emretti. Tahkikat için İstanbul'a geldi. Tahkikat sonunda berâat etti ve hakkındaki ithamlardan kurtuldu.