Moğol Askerlerini Şam'dan Uzaklaştıran Mübarek Zat
Ebü'l-Hasan Harîrî hazretleri büyük velîlerdendir. 1247 (H. 645) senesinde Şam'da vefât etti. Şeyh Ebû Ali Mağribî'nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi. Çok kerametleri görüldü.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.239.876
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebü'l-Hasan Harîrî hazretleri büyük velîlerdendir. 1247 (H. 645) senesinde Şam'da vefât etti. Şeyh Ebû Ali Mağribî'nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi. Çok kerametleri görüldü.
Fatih Sultan Mehmed Han devri, bilindiği üzere İslâmi ilimlerde olduğu kadar pozitif sahada da en hareketli ve verimli dönemini yaşamıştır. Başta Sultan Fatih olmak üzere devletin her kademesindeki yetkili, bu konuyla yakından ilgilenmiş ve ve bu sayede ilim adamları arasında büyük bir rekâbet başlamış, böylece medreseler harıl harıl çalışarak güçlü il im adamları yetiştirmek amacını gütmüşlerdir. Bu sıralarda İstanbul gibi Bursa da âdetâ bir ilim merkezi halinde bulunuyordu. Ülkenin her tarafından kabiliyetli talebeler oraya akın etmekte idi. O zamanlar Bursa'nın büyük tüccar larından Yusuf bin Salih adında bir şahsın çok zeki ve yetenekli bir oğlu vardı. Ne var ki, ismi Muslihiddin olan bu çocuk ile babası arasında anlayış bakımından çok büyük farklar bulunuyor du. Babada tüccar kafası, oğlunda ilim, irfan ve kültür kafası vardı. Aralarında bu konularda anlaşmazlıklar çıkıyordu.
Yunan isyânı sırasında yeniçeri ve sipâhilerin daha fazla bozulduğunu gören Sultan Mahmûd Han, bu fesât yuvalarını ortadan kaldırmaya karar verdi. Yeniçerilerin artan tecâvüz ve zorbalıkları kamuoyunu da aleyhlerine çevirmişti. Pâdişâh, Yunan isyânının bastırılmasıyla kavuşulan sulh devresinde önce, orduyu ıslâha girişti. Ancak askeri tâlim ve terbiyeye karşı çıkan yeniçeriler, isyân mânâsında kazan kaldırdılar. Buna karşılık Sultan Mahmûd Han da sadrâzam, şeyhülislâm ve devlet erkânını toplayarak yeniçerilerin artık hıyânette bulunduk larını, bu sebeple tedbir alınmasını belirtti. Âlimler, din ve devletin bekâsı için bu fesat yuvasının ortadan kaldırılması gerektiğini bildirdiler. Şeyhülislâmın fetvâsı ile sancak-ı şerif çıkarılarak, dinine ve pâdişâhına bağlı olanların onun altına gelmesi ve mücâdeleye girişmesi istendi. Böylece eşine ilk defâ rastlanan bir olayla pâdişâha bağlı birlikler halkla bütünleşerek fitne ve fesat yuvası yeniçeri ve sipâhi ocaklarını ortadan kaldırdılar.
Muhammed bin Ka'b el-Kurazi, Tabiin devrinin meşhûrlarından ve büyüklerindendir. Hicretin 40'ıncı (m. 660) senesinde Hazreti Ali'nin hilâfetinin sonlarında doğdu. Sonra Kûfe'ye yerleşti. Tekrar Medine'ye geldi. 90 (m. 708) senesinde Medine-i münevvere'de vefât etmiştir... Bizzat Abdullah İbn-i Abbâs'tan ve Abdullah İbn-i Ömer'den tefsir dersi almıştır...
Büyük veli Abdullah el-Müzeni hazretleri şöyle bir hadise nakleder: "İsrailoğullarından bir kişi mal topladı. Ölüme yaklaşınca çocuklarına "bana mallarımı gösterin" dedi. Kendisine birçok at deve köle ve başka mallar getirildi. Mallara baktığında üzüntüsünden ağladı. Ağlarken ölüm meleği onu gördü ve kendisine şöyle sordu:
- Seni ağlatan nedir? Sana bu serveti bahşedenin hakkı için ruhunu bedeninden ayırmadıkça evinden çıkmayacağım!
- Bana mühlet ver ki bu malı dağıtayım!
- Heyhat! Artık sana mühlet verilecek zaman sona ermiştir. Ecelin gelip çatmadan önce neden dağıtmıyordun?
Azrail aleyhisselam bunları söyledikten sonra adamın ruhunu kabzetti.
Debbağzâde Münib Efendi "rahmetullahi aleyh" Osmanlı âlim ve kadılarındandır. İlk tahsilini doğum yeri olan Antep'te yaptı. Sonra İstanbul'a giderek orada birçok âlimden ders okudu ve müderris oldu. Sonra Anadolu Kadıaskeri oldu. Sultan 3. Selim'in tahttan indirilmesinden sonra azledilerek Aydın-Güzelhisar'da oturmasına izin verildi. 1238 (1823)'de Aydın'da vefat etti. Buyurdu ki:
Abdülehad Efendi bir gün, talebelerinden birisinin bir iş için Üsküdar'a gidip gelmesini istedi. Fakat o gün çok fırtınalı idi. Kayık hiç işlemiyordu. Bu yüzden talebelerden kimse, ben gidip gelirim, diyemedi. Nihâyet içlerinden biri, Abdülehad Efendinin emrini yerine getirmek için kendisinin Üsküdar'a gidip geleceğini söyledi. O zaman Abdülehad Efendi o talebesine; "Selâmetle gidip gel." diye duâ etti. O talebe Eminönü'ne geldiğinde, yüz kadar kayıkçıdan ancak birini Üsküdar'a gidip gelmeye iknâ edebildi. Kayıklarından birisini denize indirdiler. Bir ok atımı gitmeden, fırtına dindi, deniz sâkinleşti, rüzgâr uygun bir yöne doğru esmeye başladı. Yelken açıp, Üsküdar'a kısa zamanda gidip geldiler. Dönüşte talebe durumu Abdülehad Efendiye bütün tafsilâtıyla anlattı. Abdülehad Efendi talebesine çok duâ etti.