Arkadaşında Kusur Aramayı Bırak, Sen Zarar Görürsün!
Ebû Nasr bin Ziyâd hazretleri Tâbiînin büyük velîlerdendir 712 (H.94) senesinde Basra'da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.163.123
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Nasr bin Ziyâd hazretleri Tâbiînin büyük velîlerdendir 712 (H.94) senesinde Basra'da vefât etti.
Belgrad seferinden dönen Fâtih Sultan Mehmed, Edirne'deki ikameti esnasında biri (Bâyezid) Amasya'da, diğeri (Mustafa) Manisa'da sancakbeyi olan iki şehzâdesinin sünnet edilmelerine karar verir. Bunun üzerine her iki şehzâde de merkeze çağrılır. Bu düğün için Fâtih, çevre hükümdarlara dâvetiyeler göndererek, onların da bu mutlu günlerinde yanlarında bulunmalarını arzu eder. Fâtih'in, ilim adamları ile halka karşı nasıl davrandığını, nasıl bir protokol uyguladığını göstermesi bakımından önemli olan bu düğünden, bütün Osmanlı kaynakları bahsederler. Âşık Paşazâde'nin verdiği malumat şöyledir:
Bir gün Yahyâ Efendi hazretleri Sahn-ı semân Medresesine gitmek için yola çıkmıştı. Yolda atının yularını bir papaz tuttu ve; "Ey âlim zât! Ey Yahyâ Efendi! Size bir suâlim var. Bu müşkül işi bana izâh edin. Soracağım şeyin cevâbı acabâ dininizde var mıdır? Her sene yeni defter tutulmayıp, gidiyor. Ölen kalan kim bilinmeden ölmüş bir gayr-i müslimden devletçe haraç isteniyor? Bu nasıl iştir. Bu şekilde hareket dininizde var mıdır?" dedi. Yahyâ Efendi bunları duyunca; "Hayır. Dinimizde ölmüş bir gayr-i müslim vatandaştan haraç alınmaz. Sonra çok fakir kazandığıyla güç geçinen kimseden ve çok yaşlı olanlardan da haraç alınmaz. Bunlar affolunmuşlardır. Sultânımız ona muhtaç değildir." dedi. O zaman papaz; "Efendi şunu iyi bil ki, bizden ölen kimsenin bile haracını isteyip, her yıl alırlar. Bunu ben size soruyorum. İslâm dini bunun alınmasını istiyor mu? Ne olur bunu Sultan Süleymân Hana arzedin, haber verin, sorun?" dedi.
Muhammed Bedahşi hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1582 (H.990) senesinde Afganistan'da Bedahşan'da doğdu. İlk tahsilini Belh'de yaptı. Daha sonra Hindistan'da Agra'ya gitti. Orada Şeyh Miyânmir'in sohbetlerinde bulunarak Kâdiri yolunda kemâle erdi. Kısa zamanda yükselip üstün hâllere kavuştu. Sonra Keşmir'e gitti. 1661 (H.1072) senesinde orada vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Hüseyin bin Muhammed Mâsercisi hazretleri hadis hafızıdır. 297 (m. 910)'da İran'da Nişâbur'da doğdu. Memleketinde, Şam ve Irak'ta birçok âlimden hadis rivayet etti. Daha sonra Mısır'a giderek 365 (m. 976)'da vefat etti. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
İbn-i Taber Hemedanî hazretleri tefsîr, hadîs ve Hanefî fıkıh âlimidir. Merv’de doğdu. 376 (m. 986) yılı Safer ayında Buhârâ’da vefât etti. Hadîs ilminde hafız idi. Yüz bin hadîs-i şerîfi rivâyet edenlerle birlikte ezbere bilirdi. Bildirdiği bir hadîs-i şerîf şöyledir:
Bir şahıs, Harem-i Şerif'in kapısında, "Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâh'ım!.." diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona, "Sen başka duâ bilmez misin?" dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini:"Ben Beyt-i Şerif'i tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla imânım mücâdeleye tutuştular. 'Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar" dedi şeytanım. Îmânım ise, 'Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et!' dedi. Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu:"Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim!"