Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.568.056
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Süleyman Hân'ın, Gâzi Bâli Bey'e yazdığı mektup şöyledir:"Her iyiliğin kaynağı adâlettir... Âdil olmayan kişinin elinden çıkan iş, kötü iştir... Peygamber efendimiz "Bir günün adaleti, yetmiş yıllık ibâdetten üstündür." buyurmuştur. Öyle insanlar var ki, ellerinde fırsat yok iken, salih, âbit ve zâhit görünürler. Ellerine fırsat geçince Nemrut kesilirler...Hizmetinde kullandığın adamların dış hâllerine aldanma! Mala muhabbet göstereni, devlet hizmetinde kullanma! Zira o adamlar ki, Allahın bana emânet ettiği halkı ezerler... Kıyâmet günü sorumlu benim!..Ey Gâzi Bâli Bey! Mansıbın geliri masrafıma yetmez diye gam çekme! Ne dilediğin varsa benden iste! Sana emânet ettiğim askerlerimin ve tebâmın; ihtiyarlarını baba, gençlerini evlât, çocuklarını da kardeş bil... Bilhassa fukaraya şefkât ve muhabbetle ihsan kapılarını aç!.."
Sene 1495. Sultan II. Bayezdi han zamanı. Macarlar Osmanlı hudut köylerine saldırı yor ve zararlar veriyorlardı. Bölgede bulunan akıncı beyi Turhanoğlu Ali Bey, Yakup Paşa'ya gelerek:-Böyle eli kolu bağlı ne zamana kadar bekleyeceğiz? Diye sordu. Yakup Paşa:-Mevsim kış ve İstanbul'dan da sabretmemizi istiyorlar, diye cevap verdi. Bu cevap üzerine Ali Bey biraz öfkeli ve haddi aşarak:-Paşa, Macar kafiri hudutlarımıza saldırır durur, köylerimizi yakar. Sen ise ses çıkar mazsın. Yoksa düşmandan korkar mısın? Dedi. Bu söz üzerine Yakup Paşa, okla vurulmuş gibi yerinden sıçrayıp, gözleri yaşlı olarak Ali Beye:-Ben mi korkarım Turhan oğlum? Senden yaşlıyım. Fakat seninle birlikte çok akınlar da bulunduk. Bizden on kat daha büyük ordulara saldırdık. Ben Allahü Teâlâ'dan başka kim seden korkmam. Ama şu anda ne bir akıncı beyi, ne de bir sancak beyiyim. Devlet bize vezir lik verdi. Paşa yaptı. Devletin menfaatleri, kışı onları oyalamakla geçirmemizi emrdiyor. Hele bahar olsun, yine düşman üzerine uçarız.
Ümmü Mihcen, Asr-ı saadette yaşamış bir mübarek kadın sahabedir. Bir gün kendi kendine; "Mademki yüce Allah benim kalbimi imansızlıktan temizledi, ben de onun evini temiz tutayım" diyerek her gün mescidi temizlemeye karar verdi. Bunun için Peygamberimiz onu çok seviyordu...
Gün geldi, Ümmü Mihcen hastalandı. Günlerce ne Peygamber Efendimizin mescidini temizleyebildi ne de O'nun mübarek yüzünü görebildi. Onun için üzüntüsünden sürekli ağlıyordu.
Sa'd bin Ebi Vakkâs hazretleri, Hz. Ebû Bekir vâsıtasıyla Müslüman olmuş, Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden bir zâttır. İlk Müslümanların yedincisidir.
Sa'd bin Ebi Vakkâs, Eshâb-ı kirâmın en cesûr ve kahramanlarındandır.
İslâmiyetin ilk yıllarında, Müslümanlar, müşriklerden çok ezâ ve cefâ görüyorlardı... İbâdetlerini rahat bir şekilde yapamıyorlardı...
İsazâde Hacı Salih Efendi Osmanlı âlimlerindendir. 1174 (m. 1757)'de Trabzon'un Çaykara ilçesi Karaçam köyünde doğdu. Medrese tahsilinden sonra Of ilçesinde uzun müddet müftülük yaptı. 1226 (m. 1811)'de vefat etti ve köyünde defnedildi. Bir dersinde şunları anlattı:
Fakir bir genç, padişahın kızına aşık olmuş. Bu ümitsiz sevdasını gidip o beldenin meşhur dervişine anlatarak yardım dilemiş. Derviş: "Evlâdım, şehrin girişinde tam yol ağzında otur, kim ne derse desin sadece 'Allah' diye cevap ver." demiş. Fakir genç, denileni yapmış. Günlerce, aylarca şehrin girişinde başka hiçbir kelime konuşmadan "Allah" demiş. Derviş, yiyeceğini, içeceğini her gün getiriyormuş. Zamanla "Allah" diyen genç halk arasında meşhur olmaya başlamış. Nihayet bir gün padişah da genci merak etmiş. Dervişten, genç hakkında bilgi istemiş. Derviş, gencin devrin büyüklerinden olduğunu söylemiş. Padişah, kalkıp genci ziyarete gitmiş. "Kimsin? Derdin ne? Ne istersin?" demiş ise de, genç, padişaha karşı da "Allah" demekten vazgeçmemiş. Başka tek kelime konuşmamış. Derviş akşam gencin yanına gelmiş. "Padişah sana "Kızımı vereyim" diyene kadar, sen ondan sakın ola ki bir istekte bulunma!" diye tembihte bulunmuş. Nihayet bir gün padişah gelip: "Ne istiyorsun, istiyorsan seni kızımla evlendireyim." deyince, genç, dervişin şaşkın bakışları altında "Yok" demiş. Artık onu da istemiyorum. Ben başka birisinin hatırı için Allah dedim, Allah devrin padişahını ayağıma getirip, benim gibi miskin bir gence kendi kızını teklif ettirdi. Eğer Onun hatırı için Allah deseydim kim bilir ne olurdu? Ben bundan böyle Ondan başkasını anmıyor, ondan başkasını istemiyorum.