Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.567.753
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
28 Temmuz 1808 günü, Topkapı Sarayı, tarihinin en acı olaylarından birini yaşadı. Harem dâiresini basan 20 kadar azılı serseri, tekrar tahta çıkarılacağı anlaşılan III. Selim Hân'ı şehit etmiş, sonra da Şehzâde Mahmud'un peşine düşmüşlerdi. Onu da katledeceklerdi. Câniler, 23 yaşındaki şehzâdenin yanına vardıklarında, karşılarına III. Selim Hân'ın iki sâdık adamı dikildi: Anber Ağa ve Hafız İsa Ağa... Bunlar, kılıçlarını çekmiş, saldırganları durdurma ya çalışıyorlar dı. Ancak, durum ümitsiz ve vahimdi. Çok geçmeden hem kendilerinin hem Şehzâde Mahmud'un ecel şerbetini içmesi kaçınılmaz gibi görünüyordu. O sırada, hiç akla gelmeyecek bir imdat yetişti. Harem gediklilerinden Cevri Kalfa, sevgili şehzâdesinin elden gitmekte olduğunu görünce, hamam külhanından bir tas sıcak kül alıp koşturmuş, saldırganların yüzüne serpivermişti. Adamlar yanan gözlerini silip toparlanmaya çalışırken, o yeniden kül serpiyor du. Bu müdâhale, Anber ve İsa Ağalara yeterli zamanı kazandırdı. Şehzâde Mahmud'u hemen dama çıkardılar, oradan da aşağıdaki arkadaşlarının uzattığı merdivenle yere indirmeyi başardılar. Ertesi gün, genç şehzâde, 30. Osmanlı pâdişahı olarak tahta oturdu. Sultan II. Mahmud Hân, hayatını kurtaran bu kahraman kadını Hazinedar Ustalığı görevine getirdi, ona Çamlıca'da, içinde yeni köşküyle beraber geniş bir arazi bağışladı. Cevri Kalfa ise, zenginleşince kendini hayır işlerine vererek Divanyolu'nda büyük bir Sıbyan Mektebi ve bir çeşme yaptırıp, Üsküdar ve Eyüp'te vakıflar kurmuştur.
Osmanlı Hükümdarı II. Bayezid Han haber alır ki, Venedik Doçu Gugliemo Monteferlo, sarayının tören salonunun azametli duvarına boydan boya, Müslümanlara ve Osmanlılara hakaret eden bir resim yaptırmış. Üstelik o cüce, haddini bilmeden bir de yazılar ilave etmiş. Misafirlerini bu salonda ağırlarken, Osmanlı'ya karşı küstaça sözler sarfedermiş.Hünkar, Veziriazam Hersekzade Ahmed Paşa'yı çağırtır ve bir name-i hümayun yazdırır. Bir gök gürültüsünden farksız olan bu mektupta şöyle emreder:"Mâlûmum oldu ki, sarayının duvarına, hakkımızda bazı herzeler yazdırmışsın. Aramızda ki anlaşmaya riayet bir tarafa, hükümdarların en kuvvetlisi olan bana nezaketi de ihmal etmiş sin. Ol sebepten, bu namemi getiren Çavuşum, emanet sana verdikten gerû, heman o an ve kendisinin gözü önünde bu duvarı yıktıracaksın! Şayet ola ki ihmalin görüle, bilesin ki bizden sana acı bir azap dokuna!"
Ali bin Câfer Dâvûd hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Azerbaycan’da Şirvan’da doğdu. İlim öğrenmek için çok yerleri dolaştı. Sonra Mekke-i mükerremeye gitti. Vefâtına kadar orada ikâmet etti. Vefât ettiğinde 124 yaşlarındaydı. Cüneyd-i Bağdâdî, Şiblî, Ebû Bekr Kettânî ve başka birçok büyük zâtlarla görüşüp sohbet etti. Kendilerinden ilim öğrendi. Mekke-i mükerremede, Harem-i şerîfin imâmı idi. Üstâd-ı Ammû ile pek çok zâtlar kendisiyle görüşüp, sohbetlerinde bulunurlar ve bununla iftihâr ederlerdi.
Bedreddin Hasan Ceberti hazretleri Mısır'da yetişmiş olan Hanefi fıkıh âlimlerindendir. 1110'da (m. 1698) Kahire'de doğdu ve burada yetişti. Meşhur âlim Şernblâli'nin derslerine devam ederek icazet aldı. Ezher ve Sinâniyye medreselerinde müderrislik yaptı. 1188 (m. 1774)'de Kahire'de vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."