İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.655.053
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Kânûni Sultan Süleymân Han 11 Haziran 1534'te Irakeyn seferine çıktığında 20 Temmuz'da Konya'ya geldi. Burada otağını kurup birkaç gün kaldı. Bu esnâda Konya'da medfûn bulunan başta Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi olmak üzere velilerin kabirlerini ziyâret etti. Kânûni, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi hazretlerinin türbesi yanında dervişlerin namaz kılacakları, âriflerin duâ edip yalvaracakları bir mescid yaptırdı. Ayrıca Behâeddin Sultan Veled hazretlerine âid eski ve yıkık bir medreseyi tâmir ettirip yeniledi. Bu sırada Çelebi Hüsrev hazretleri de dâhil olmak üzere mevlevi şeyhlerinin sohbet meclislerinde bulunup duâlarına kavuştu.
1578 yılı Ağustos ayının 9. Cumartesi günü idi. İran Şahı 30.000 kişilik kalabalık bir orduyu Osmanlı sınırına göndermişti. Hedef Erzurum'du. Sadrazam Lala Mustafa Paşa, Erzurum beylerbeyi Özdemiroğlu Osman Paşa'yı İran üzerine sefere memur etti. O da Derviş Paşa'yı düşman kuvvetleri hakkında istihbarat yapması için küçük bir öncü kuvvetle, İranlıların karargah kurduğu Çıldır civarına gönderdi. Yanında üç yüz kadar asker bulunuyordu. İran ordugahına yaklaştığı zaman, onların gayet dağınık vaziyette ve ani bir hücumla dağıtılabilecek bir durumda olduğunu gördü. Yapabileceği iki tercih vardı. Ya düşmana saldıracak, yada geri dönecekti. Bu takdirde askerin maneviyatı bozulacaktı.
Nâmıkî Câmî hazretleri evliyânın meşhûrlarındandır. 1049 (H.441) senesinde Horasan'da doğdu. 1142 (H.536) senesinde vefât etti. Yirmi iki yaşında iken tövbe etmek nasîb oldu. O yaşa kadar arkadaşları ile içerdi. Sonra tövbe edip dağa gitti. Nice yıllar orada kalıp, ibâdet ve tâat ile meşgûl oldu. Nihayet şehre dönüp talebe yetiştirdi. Oğullarından Zâhirüddîn Îsâ, babasının elinde 600 bin kişinin tövbe ederek doğru yolu bulduklarını bildirmiştir. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Vecihüddin Muhammed bin Mencâ hazretleri Hanbeli mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 519 (m. 1125) senesinde doğdu. 606 (m. 1209)'da Şam'da vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Üsküdârlı Mehmed Emin Efendi Osmanlı Hanefi mezhebi fıkıh âlimlerindendir. Babası Seyyid Abdülhayy Efendi, evliyânın büyüklerinden Aziz Mahmûd Hüdâyi hazretlerinin kızından torunudur. 1149 (m. 1736) senesinde İstanbul'da vefât etti. "Birgivi Muhammed Efendi'nin Adâb risalesine şerh" isimli eserinde şöyle yazmaktadır:
Musa Aleyhisselam zamanında bir adam insanlara; "Benimle Kelimullah Musa konuşur. Ben, Safiyullah Musa'nın yakınlarındanım " diyerek böbürlenir, Musa aleyhisselam'ın ismini alet ederek kendine menfaat temin ederdi. Bu sözlerin üzerinden uzun bir zaman geçti. Musa Aleyhisselam'ın yanına, adamın biri, siyah bir iple yularlanmış bir domuz getirdi ve Musa Aleyhisselam'a dedi ki:
- "Ey Allah'ın Peygamberi! Filan adamı biliyor musun?" Musa Aleyhisselam:
- "Onu işitirim" diye cevap verdi. Adam:
- "O adam, işte bu domuzdur" dedi.
Musa Aleyhisselam, adama niçin böyle olduğunu sormak için, Allahü Teâlâ'dan, onu eski haline döndürmesi için niyaz etti. Bunun üzerine Allahü Teala Musa Aleyhisselam'a şöyle buyurdu:
- "Ya Musa! Adem Aleyhisselam'ın ve ondan sonra gelen peygamberlerin dualarıyla dua etsen yine de bu adam hakkındaki duanı kabul etmem. Fakat ben sana onu niçin o hale soktuğumu bildireyim. O, senin adını kullanarak, sana olan yakınlığını alet ederek menfaat elde ettiği için, dinini dünya için satıp, din ile dünyayı yediği için ben onu o hale soktum".