İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.651.059
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
İran şahı İsmail Safevi, Yavuz Sultan Selim Han ile savaşmak için, Erzincan yakınların daki Çaldıran ovasına gelirken, zaferden son derece emindi. Savaşı kazandıktan sonra İstanbul'a gelecek, Yavuz'un tahtına oturacak ve Osmanlı devletini kendisine bağlayacaktı. Bu yüzden harp meydanına gelirken yanında bütün hazinelerini ve çok sevdiği hanımı Bihrûze Hatunu da getirmişti.Fakat Yavuz'un iyi eğitilmiş ordusu, ustaca manevralarla İran ordusunu kısa sürede bozguna uğrattılar. Şah İsmail, kendisini feda eden seyisi sayesinde canını zor kurtardı ve yanındaki birkaç kişiyle Kafkasya taraflarına kaçabildi. Bütün hazinesi ile birlikte, hanımı da Yavuz'un eline geçti.
İran Şahı, Sultan IV. Murad Han'a bir çok hediyeler göndermişti. Bunlar arasında bir de yay bulunuyordu. Dünyada bir benzeri olmayan bu yay, son derece sertti ve ancak kuvvetli bir pehlivan bunu gerebilirdi. Padişah bu yayı ellerine alıp incelediler. Hediyeleri getiren İran elçisi sinsi sinsi gülüyordu:-Pek serttir efendim!..dedi.Fakat Murad Han'ın bakışlarını farkedince susmayı tercih etti. Yoksa kellesinden olacağını anladı. Padişah, çok kuvvetliydi. Fakat kendisi yayı kurmayı denemeden önce, başkalarını denemek istedi ve :-Bu yayı kim germek diler?...diye sordular. Kimsenin cevap vermesini beklemeden:-Sen gel!..diye nöbetçilerden birini çağırdı.
Hamidüddin Fergâni hazretleri Hanefi mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 805 (m. 1403)'de Azerbaycan'da Merâga'da doğdu. 867 (m. 1463)'de Şam'da vefât etti. Bir dersinde talebelerine şunları anlattı:
Asil ve âlim bir âileye mensûb olan Hadramûtlu veli Ahmed bin Üstâzü'l-A'zam, ilk tahsilini babasından gördü. Küçük yaşta Kur'ân-ı kerimi ezberledi. Babası ona iyi bir eğitim ve terbiye verdi. Babasının en küçük oğlu olduğu için kardeşleri onu çok severlerdi...
Nizâmeddin Evliyâ hazretlerinin Ziyâeddin adında bir talebesi vardı. Hayâtını, sevgili hocasının rahatlığı için nasıl fedâ ettiğini ibretle okuyalım...
Nizâmeddin Evliyâ hazretleri Hindistan'da yetişen büyük velilerdendir. 1325 (H.725) senesinde Hakk'ın rahmetine kavuştu. Ferideddin-i Genc-i Şeker hazretlerinin talebesidir. Hocasının emri ile Delhi'ye gitti ve burada ilim yaymaya başladı. Buradan sonra da Kıyaspur isimli küçük bir kasbaya hicret etti...
Vaktiyle, cömertliği ile nam yapmış bir şeyh vardı. Bu yüzden de daima borçluydu. Dergahına gelen hiç kimseyi boş çevirmez, dertlerine derman olur, borçlarını öderdi. Bunu yapmak için de servet sahiplerinden onbinlerce altın dinar borç almıştı.Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ne güzel buyurmuşlar:"Pazarda iki melek daima dua eder; Yâ Rabbi, sen cömertlere ihsan eyle, hasislerin malını da helak et!"Bu mübarek zatın alacaklıları, paralarını istediler, alamayınca, bir zaman sonra onu rahatsız etmeye başladılar. Hatta işi hakarete kadar götürdüler. Bu yüzden mübarek, hastalanıp yatağa düştü. Alacaklılardan dördü bunu duyunca; "Adam, bizim paramızı ödeyemeden ölecek. Hemen gidip paramızı alalım" diyerek evine geldiler. Hasta yatağındaki mübareğe hakaretler etmeye başladılar. Onlara hiç cevap vermedi. Bu sırada sokaktan, helva satan bir çocuğun "Helvacııı..." sesi geldi. Mübarek, hemen bir talebesini gönderip helvacıyı çağırttı. Çocuğa,