Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.585.567
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Seyyid Yahyâ Efendi şöyle anlatmıştır: "Sultan Bâyezid Hân Câmi-i şerifi avlusunda, oyma ustalarından Kefelizâde İbrâhim Halebi adında bir zâtın dükkanında, ilim-irfân sâhibi, kıymetli zâtlar toplanıp sohbet ederlerdi. Arasıra Mehmed Emin Efendi de öğle namazından sonra o dükkanı teşrif eder, dostları ile çok kıymetli sohbeti olurdu. Bir gün yine böyle hoş bir sohbet sırasında medhedilen iyi vasıflı bir kâdı (hâkim) o dükkana geldi. Kâdıasker, bu kâdıya, bir meseleden dolayı dargın olduğu için, bir makâma tâyin edilmesi gerektiği hâlde ona; "Ben kâdıasker olduğum müddetçe, sana kadılık vazifesi vermem!" diyerek yemin ettiğini ağlayarak anlattı. Dükkanda bulunanlar bu hâdiseye çok üzüldü.
1514 senesi sonbaharında Oruç Reis, dört gemiyle Kuzey Afrika'da Becaye kalesi önlerinde, dokuz gemiden müteşekkil İspanyol filosuyla karşılaştı. Oruç Reis, gemilerden birini batırdı, ikisini zaptetti. Diğer altı İspanyol gemisi de Becaye limanına girdi ve kale etekleri altına sığındı. Oruç Reis karaya top çıkardı ve kaleyi döğmeye başladı. Fakat gerek kaleden, gerekse İspanyol gemilerinden atılan güllelerle ikiyüz levend şehid oldu. Buna rağmen levendler yılmadılar. Vuruşmanın sekizinci günü kalede, içeri girilebilecek bir gedik açıldı. Oruç Reis, levendlerini gayrete getirmek için gedikten içeri daldı. Fakat bir top güllesi ile sol kolu pek ağır şekilde yaralandı. Bu yüzden hemen muhasarayı kaldırdılar ve geri çekildiler. Becaye alınamamıştı. Tabibler, Oruç Reis'in kolunu, kangren olduğu için dirsek hizasında kestiler, sonra da kesilen yeri mikrop kapmaması için kızgın zeytinyağına daldırdılar.
Oruç Reis ve kardeşi Hızır, iki sene sonra onbir gemiyle Becaye'yi tekrar kuşattılar. Oruç Reis tek koluyla kılıç sallarken levendlerine şöyle haykırıyordu:"Ben bu kal'a önünde bir kolumu bıraktım. Birin daha değil, kellemi dahi bıraksam n'ola!"Muhasaranın beşinci günü Becaye nihayet fethedildi.
Hâşim-i Keşmî, İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî Serhendî hazretlerinin talebelerindendir. İran'da Bedâhşân'ın Keşm kasabasındandır. Önce Seyyid Mîr Muhammed Nûmân hazretlerinin huzûrunda tövbe edip, ona talebe oldu. Sohbetinde yetişip, Seyyid Mîr Muhammed'in işâreti ile, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin sohbetiyle şereflendi. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin talebelerine yazdığı mektuplarından meydana gelen Mektûbât kitabının üçüncü cildini 1623 (H.1033) yılında toplamaya başladı. Eseri 1630 (H.1040) senesinde tamamladı. En mühim eseri Berekât-ı Ahmediyye'dir. Bu eserini İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin vefâtından bir sene önce yazmaya başlayıp, 1627 (H.1037) senesinde tamamlamıştır. Kitap, belâgat ve fesâhat bakımından çok yüksek olduğu gibi, ihlâs ve muhabbetle yazıldığından, çok feyizli ve bereketlidir.
Abdüllatif bin Muhammed el-Hamevi hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimlerindendir. "İbn-i Rezin" diye meşhûr olmuştur. 649 (m. 1251)'de Şam'da doğdu. 710 (m. 1310)'da Kâhire'de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Küçük yaşta ilim öğrenmeye başlayan "Sultan Divâni", babasının yanında yetişti. Abapûş-i Veli zamânında Afyon'da şiddetli bir vebâ salgını hüküm sürdü ve yakınlarını birer birer kaybetti. Abapûş-i Veli'ye bir gün en çok sevdiği küçük oğlu Mehmed Çelebi'nin vefât haberi geldi. O zaman, Abapûş-i Veli; "Hakk'ın rahmetine mi kavuştu? Hayır yanlışınız var, uyuyor o. Bu sefer yanıldınız" dedikten sonra, hemen küçük oğlunun yattığı odaya sessizce girdi. Üzerindeki örtüyü kaldırarak; "Uyuyor musun Mehmed'im? Bu ne uykusu? Senin bu dünyâda hizmetin var. Uyan Mehmed'im uyan!" dedi.
Türk olmanın nasıl bir şey olduğunu unutanlara hatırlatmak için, Türk olmanın tadına varmak için, lütfen okuyun.
Bu hakiki hikayeyi aktaran, sayın Dr. Ömer Musoğlu 85 yaşındadır ve halen MODA/ İstanbul'da oturmaktadır.
Anzaklı Ömer'in Hikayesi 1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Muşluoğlu, görev yaptığı hanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:
Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar.. New York'da Medical Center Hospital'da görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak, elektrokardiyografi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direkt olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor .Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam, tahminen yetmiş beş yaşlarında..