İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.488
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
İkinci Selim kaşlarını çattı:-Şu Kıbrısçık adasının fethi gayri elzem oluptur. Divan-ı Hümayun toplantı halindeydi. Fatih'ten sonra Padişahlar, ancak çok önem verdikleri toplantılara katılırlardı. Veziriazam Sokollu, bu meselede nedense tereddüt gösteriyordu:-Böyle küçük bir adanın zaptı, em uzun sürebilir Sultanım!.. Hem de Saltanatınıza ne ilave edebilir ki? Üstelik 40.000 duka altını vergilerini her yıl muntazaman öderler!..Padişah bu sözlere sinirlendi:-Sen ne söylersin Paşa!.. Billur kasede de olsa, bal şerbeti içindeki küçük bir sinek, sizlerin midesini bulandırmaz mı yoksa?
Sultan Abdülaziz Han zamânında yeni Osmanlılar cemiyetine giren Ali Suâvi, uzun bir müddet yurt dışında kaldı. Sonra memlekete dönüp, Galatasaray Lisesi Müdürlüğüne tâyin edildi. Mizâc olarak meşhur olmaktan ve büyük mevkılere gelmekten çok hoşlanırdı. Her renge girerek çeşitli vazifeler almayı denemiş, fakat başarısızlığı sebebiyle her seferinde vazifesinden atılmıştı. Kendisi gibi, Sultan Abdülhamid Han zamânında yükselmekten ümidini kesenler, onun etrâfında toplandılar. Düşünceleri; hastalığı sebebiyle tahttan indirilen Sultan Murâd'ı tekrar tahta geçirmekti. Filibeli muhâcirlerden etrâfına topladığı epeyce bir kalabalık ile 19 Mayıs 1878'de Çırağan Sarayına girmeyi başardı. Sultan Murâd bu sarayda olduğu için onu dışarıya çıkarmaya çalıştı. Bu sırada Beşiktaş'ın inzibat işleriyle görevli komutanı Mirliva Hasan Paşa topladığı askerlerle derhâl isyancıların üzerine yürüdü. Hasan Paşa, elindeki bastonu Ali Suâvi'nin başına vurarak onu öldürdü. İki taraf da silah kullanınca kan döküldü.
Kâdı Muhammed Zâhid hazretleri Silsile-i aliyye adı verilen büyük âlim ve velilerin on dokuzuncusudur. Annesi Silsile-i aliyye büyüklerinden Yâkûb-i Çerhi hazretlerinin kızıdır. 1530 (H.936) senesinde Semerkand'a bağlı Hisar'ın Vahş köyünde vefât etti. Temel dini bilgileri öğrendikten sonra tasavvufa yöneldi ve büyük veli Ubeydullah-ı Ahrâr hazretlerine talebe oldu. Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri onu tam olarak yetiştirdi. İnsanlara İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlatmak husûsunda hilâfet verdi.
Fahrülislâm Pezdevi hazretleri Mâverâünnehir'de yetişen Hanefi fıkıh âlimlerindendir. 400 (m. 1009) yılları civarında İran'ın Pezde şehrinde doğdu. 482 (m. 1089) senesinde Keş denilen yerde vefât etti. Semerkand'da defnedildi. Usûl-ı fıkha dâir yazdığı ve "Usûl-i Pezdevi" adıyle bilinen çok kıymetli bir kitabı, bütün İslâm ülkelerinde muteber, mutemed bir eserdir. Bu kitapta buyuruyor ki:
Bir gün Resûlullah Efendimiz, huzurlarına Abdullah bin Üneys radıyallahü anhı çağırdılar: -Yâ Abdullah! Hüzeli kabilesinin Lıhyanoğulları kolundan Halid bin Süfyan, bizimle çarpışmak üzere etrafına adamlar topluyormuş. Halid, şu sıralar ya Nahle'de veya Urene'dedir. Onu bertaraf ederek bir fitneyi daha baştan yok etmeliyiz...
Hazreti Abdullah, Sevgili Peygamberimiz kendisine bir vazife verdikleri için çok sevindi:
Hz. Ebû Bekir halife iken, Ebû Ubeyde'yi kumandan tayin etti. Humus, Şam, Ürdün ve Filistin'i fethetmek ve oradaki insanların da İslamiyetle şereflenmeleri için gönderdi. Hz. Ebû Ubeyde, Bizanslıların, Suriye'yi kurtarmak için topladıkları büyük bir Haçlı ordusunu Yermük'te karşıladı. Halife Hz. Ebû Bekir, Ebû Ubeyde'ye yardım için Hz. Hâlid bin Velid'i gönderdi.