İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.651.171
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Osmanlı Devleti'nin son devirlerinde, Sultan Mustafa ve Sultan III. Ahmed'in saltanat yıllarında defterdar olarak görev yapan Sarı Mehmet Paşa'nın yazdığı "Nesayıhü'l-Vüzera ve'l-Ümera" (Devlet Adamlarına Öğütler) kitabında, günümüz devlet adamlarına da ışık tutacak değerli öğütler bulunuyor:-Devlet adamları, af veya cezalandırma söz konusu olduğunda iyice araştırıp, öyle uygulasınlar ve hiçbir zaman acele etmesinler.-Kendilerine gösterilen saygıdan gurura kapılıp, büyüklük taslamasınlar.-Hükümdarın özel mallarına ve köy halkı ile kamu mallarına karşı aç gözlülük etmesinler. Kanaatkâr olup, mahşer gününü düşünsünler ve Allah'ın kahredici gazabından çekinsinler.-Serhad ağalıkları, dizdarlıkları ve alay beylikleri hak edenlere verilsin. Ölüm yahut azil gerektiren bir durum olmadıkça, bu kimseler keyfi olarak vazifeden uzaklaştırılmasın. Ayrıca, devletin ihtiyacı olmadıkça yeni memurlar alınarak hazineye yük olunmasın.-Sadrazamlar, beş vakit namazı cemaatle evlerinde kılıp, kapılarını halka açsınlar. Mal toplama sevdasıyla halka karşı kötülük, zorlama ve eziyet yapılmasın.-Kanuna göre yapılması lazım gelen işleri rüşvetle geri bırakıp, kanuna aykırı kötü bir işi işlemek kadar büyük bir günah yoktur. Devlet adamları, rüşvet gibi tedavisi zor hastalıklardan kendilerini koruyup, son derece titiz davransınlar
Kanuni Sultan Süleyman Han, birgün yakınları ile sohbet eder ken yanındakilere:"Milletin efendisi kimdir?" diye sordu. Onlar da:"Padişah hazretleridir" deyince,"Hayır, milletin efendisi reâyâ, yani köylüdür ki, ziraat ve hayvan cılık için huzur ve rahatı terkedip meydana getirdikleri mahsullerle bizleri doyururlar" cevabını verdi.
Hüseyn Vâiz-i Kâşifi hazretleri Timûroğulları hükümdarlarından Sultan Hüseyin Baykara zamanında Herât'ta yetişen Hanefi mezhebi fıkıh âlimlerinden ve evliyânın büyüklerindendir. 910 [m. 1505] da orada vefat etti. Çok kitap yazdı. Vâiz-i Kâşifi yazdığı Ahlâk-ı Muhsini adlı eserinde buyuruyor ki:
Taşköprüzâde Ahmed Efendi Osmanlı âlimlerindendir. 901 (m. 1495)'de Bursa'da doğdu. Bursa ve İstanbul'daki birçok hocalardan dersler alıp, eğitimini tamamlayarak çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. 968 (m. 1561)'de İstanbul'da vefat etti. "Miftâh-üs-sa'âde adlı eserinden alınan bazı bölümler:
Karslızâde Mehmed Efendi "rahmetullahi aleyh" Osmanlı müderris ve kadılarındandır. Tahsilini tamamladıktan sonra Süleymaniye Medresesi'nde müderrislik yaptı. Daha sonra Selanik Kadısı oldu. 1845'te Bursa Kadılığına tayin edildiyse de görev yerine gitmeden İstanbul'da 1261 (m. 1845)'de vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Dünya hayatında hiç kimseye iyilik yapmamış, bencil bir adam ölünce, cehennem kapısında bir melek karşıladı. Melek adama şöyle seslendi: "Hayatta iken tek bir gün bile birisine iyilik yaptıysan buraya girmeyeceksin. Varsa söyle!"