Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.543.001
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Tahsin Bey, Birinci Dünya Savaşı öncesi İstanbul'da Beyoğlu Mutasarrıfı'dır. Rus Çarı'nın Büyükelçisi, Boğaz'daki elçiliğin önüne dikilen lamba direğinin kaldırılması için haber gönderir. Tahsin Bey merâmını anlatmak için kalkıp elçiliğe gider. İçeri girer. Bahçe merdivenlerinden yukarı çıkarken, Büyükelçi de bahçeye inmektedir. Tahsin Bey'i görünce, yanındaki bahçıvana sorar:-Kim bu adam? Bahçıvan anlatınca, Büyükelçi:-Atın bu adamı dışarıya! diye bağırır. Bir diyecekleri varsa, buraya sadrazamları gelsin!Aradan zaman geçer. Rusya'da ihtilâl olur. İstanbul'u, komünistlerden kaçan Beyaz Ruslar doldurur. Prensesi, kontu, generali ve daha niceleri... Sürünürler. Kadınlar, şimdikiler gibi, İstanbul'da sefâhet âlemlerinin sembolü olurlar.Tahsin Bey çocuklarına Fransızca hocası arar. İlticâcı Ruslar, ucuza ders verirler. Ucuz ücretle bir hoca bulunur. Bulunur amma, Tahsin Bey hocayı görünce hüzünlenir. Zira bulunan hoca, bir süre evvel kendisini kapıdan kovan eski Rus Büyükelçisi'dir. Oturduğu koltukla övünmek, ya da koltuğu kendisine vermiş olanla gururlanmak, ne korkunç şeydir...Kısacası, ne oldum deyip, ne olacağını hiç düşünmemek ne kötü bir hâldir
Sultan II. Mahmud ile veziri tebdil-i kıyâfet dolaşıyorlarmış. Dağ bayır giderken, bir çobanın kulübesine rastlamışlar. Varıp kapısını çalmışlar. Çoban da misâfirlerini 'Kimsiniz?' demeden içeri almış. İçerisi bir hayli soğukmuş. Sobada da yanan bir şey yokmuş. Çoban bakmış ki misâfirleri üşüyecekler, "Bismillâh" demiş, köşedeki iskemleyi kaptığı gibi parçalamaya başlamış. Vaziyeti anlayan pâdişâh hemen müdahale etmiş:-Aman efendi, biz üşümüyoruz. Isınmak için iskemle yakılır mı?Çoban pâdişâhın sözünü duyunca, bir kızmış. Gelip pâdişâhın ensesine bir tokat patlatmış.-Bre densiz, bilmez misin ki ev sâhibinin işine karışılmaz?!
Abdürrahmân es-Sekkâf hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 819 (m. 1416) senesinde Yemen’de Terîm’de vefât etti. Zamanında bulunan büyük âlimlerin sohbetlerinde bulunarak yetişti. Kerâmetler, faziletler sahibi bir zât idi.
İmam-ı Beyhekî hazretleri zamanın meşhur hadis âlimi ve Şafii fukahasından idi. 384 (m. 994) yılında Horasan’da Nişâbûr’un Beyhek kasabasında doğdu. Beyhek’te yetişti. Daha sonra ilmini arttırmak için Bağdat’a gitti, orada tahsiline devam etti. Meşhur âlimlerden ilim öğrenip büyük âlim oldu. Kendisine ilmin minaresi denildi. Pek çok âlim yetiştirdi. Kelâm ilminde de, Ehli sünnet itikadına büyük hizmetler yaptı. Çeşitli ilimlerde bilhassa hadis, fıkıh ve kelâm ilmine ait binden ziyade kitap telif etti. 458 (m. 9 Nisan 1066)’da vefât etti.
Muhammed Said Efendi, Anadolu velilerindendir. 1872 (H.1289) senesinde Cizre'nin tanınmış âilelerinden birisinin çocuğu olarak doğdu. Babası Hüseyin Mazlum Efendidir. Muhammed Ali Tavili'nin sohbetleriyle kısa zamanda kemâle geldi. Hocası ona icâzet vererek Cizre'ye halife tâyin etti...
Nureddin Cerrahi, çocukluğundan beri anasına karşı büyük bir sevgiyle doluymuş. Hem ne türlü, âdeta aşka benzer bir sevgiymiş bu! Büyüyüp geliştiği zaman Nureddin Cerrahi'yi anası irşad etmiş. Nureddin Cerrahi, doğumundan dört yüz yıl evvel müjdelendiği gibi, İbrahim Düssuki'nin sırrını taşıyan olgun, dolgun bir insan olarak âlem halkı içinde parladıktan bir süre sonra, anasının huzuruna vararak - Bana izin verde hacca gideyim. Şeriatın bana farz kıldığı görevimi yapayım" demiş. Annesi bu isteği yerinde görmüş, genç Nureddin de hazırlıklara başlamış. Lazım olan parayı tedarik ettikten sonra bir gün anacığına veda ederek, evden hacca götürecek olan kervanın sahibine giderken yolda iki gözü iki çeşme sel sel ağlayan bir adam görmüş.