Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.603.475
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Osmanlı devletinin askeri ve ekonomik sahalarda gerilemeye başladığı bir devirde hükümdar olan Sultan I.Abdülhamid, ilerleyen yaşlarında tahta çıkmıştı. O yaşlarına kadar okumuş, bilhassa yabancı yayınları takibetmiş ve Avrupa devletlerindeki teknik ve askeri saha lardaki ilerlemelerden haberdar olmuştu. Padişah olunca en yakın arkadaşı Mehmed Paşayı Sadrazam yaptı. Fakat kısa bir süre sonra o vefat edince Halil Hamid Paşayı Sadrazamlığa getirdi. Ona da, Avrupa' nın teknolojisini, bilhassa askeri sahadaki yenilikleri incelemesini ve Osmanlı Ordularının da aynı şekilde yetiştirilmesi emrini verdi. Halil Hamid Paşa hemen harekete geçerek, Fransa'dan uzmanlar getirterek 20 Ekim 1784 tarihinde İstihkam Okulunu açtı. İki ay sonra padişahın huzuruna çıkarak:-Padişahım, İstihkam Mektebinde yetişen talebeler çeşitli aletler kullanarak tatbikat yapacaklar. Görmenizde fayda mülahaza ediyorum.-Gelip göreceğim.
Fâtih Sultan Mehmed Han tahta geçtiği ilk günlerden itibâren fırsat buldukça sarayda çeşitli âlimleri toplayıp onlarla ilmi sohbetler yapıyordu. Bu toplantılara zaman zaman orada bulunan yabancı ilim adamları da iştirâk ediyordu. Yine böyle bir ilim meclisi teşkil edildiğinde, Kuzey Afrika ülkelerinden birinden gelen ve gizli ilimlerde mahâret sâhibi bir âlim de katılmıştı. O âlim, Sultânın katında Türk âlimlerini, sorduğu zor ve çözülmesi güç sorularla epeyce bunalttı. Onları cevap veremez gördükçe de yeni yeni sorular yöneltti ve üstünlük gösterisinde bulundu. Osmanlı ulemâsının böyle acz içinde kalması, cihân pâdişâhı olan Fâtih'i son derece rahatsız etti. Bütün beyleri, paşaları ve vezirleri toplayıp; "Ülkemde bu adama cevap verecek bir âlim yok mudur? Çabuk olun, araştırın ve bana derhal müsbet bir cevap getirin!" dedi.
Sirâcüddin İbnü'ş-Şât hazretleri Mâliki fıkıh âlimidir. 643 (m. 1246)'da Fas'ta Sebte'de (Ceuta) doğdu. Burada devrinin büyük âlimlerinden fıkıh ilmi tahsil etti ve çok talebe yetiştirdi. 723 (m. 1323)'de Sebte'de vefat etti. Buyurdu ki:
mâm-ı Ebû Yûsuf, İsmâil bin İbrâhim'den rivâyetle Abdülmelik bin Umeyr; Sakiften bir zât bana şöyle anlattı: "Hazreti Ali, beni Abkara'ya vâli tayin etti. Onların yanında bana şunları söyledi:
-Bunların ödeyecekleri vergileri tam olarak almaya bak. Herhangi bir husûsta rûhsat vermekten, acımaktan şiddetle sakın. Asla sende bir zaaf görmesinler, öğle vakti de bana gel!
Zeyneddin-i Hâfi hazretleri tasavvufta Halvetiyye yolunun kollarından Zeyniyye yolunun kurucusudur. 1356 (h.757)'de Horasan'da Hâf beldesinde doğdu. 1435 (H.838)'de Herât'ta vefat etti. sohbetlerinde buyurdu ki:
Akşemseddin hazretleri, Fâtih Sultan Mehmed Hân hazretlerinin hocasıdır. Soyu, Hz. Ebû Bekir'e dayanır. Kendisini ilim tahsiline adamış, Hacı Bayrâm-ı Veli'den icâzet almıştır.Bir gün Hacı Bayrâm-ı Veli hazretlerine sordular: " Sana kırk yıldan beri hizmet eden nice dervişlerin var; onlara icâzet vermedin de, az bir zamanda Akşemseddin'e nasıl icâzet verdin?Hacı Bayrâm-ı Veli hazretleri onlara şu cevabı verdi:" O, benden ne gördü ve ne işitti ise inandı, kabul etti; hikmetini sonra kendisi buldu. Diğerleri ise hemen hikmetini sorarlar. Aradaki fark budur.