Müminin Sözünü Reddetmek Hiç Uygun Değildir
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.291.192
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Ali bin Şihâb hazretleri büyük velîlerdendir. Büyük âlim İmâm-ı Şa'rânî hazretlerinin dedesidir. 1486 (H.891) senesinde Mısır’da vefât etti.
Kanuni Sultan Süleyman Han, bir gün Çatalca'daki uzun bir gezinti sırasında, yanın dakilerle birlikte şiddetli bir yağmura yakalandı. Tebdil-i kıyafet geziyorlardı. Bu yüzden kim oldukları belli değildi. Sığınacak bir yer arandı. Nihayet uzaklarda, kulübe ile ev arası bir yer gördüler. Hava soğuktu. Bir hayli de ıslanmışlardı. Evin kapısını çaldılar. Kapıyı açan ev sahibi, gelenlerin durumlarını görünce hiçbir şey sormadan hemen buyur etti. Evin yanan ocağına biraz daha odun boca ederek ısınmalarına yardımcı oldu. Sultan ve yanındaki birkaç kişi, sedirin üzerinde oturup ısınmanın verdiği rahatlıkla sohbete başladılar. Ev sahibi de ufak tefek ikramlar yapıyordu. Kanuni bir ara muhasibine dönerek:-Şu ateş bin altın değerinde! Dedi.
1673 senesi. Osmanlı-Avusturya savaşları devam ediyor. Bir Osmanlı vilayeti olan Macaristan'ı ele geçirmek, Avusturyalıların 150 yıllık hülyası. Bu yüzden bütün savaşları bu bölgede cereyan ediyor.Eylül başlarında Avusturya kuvvetleri Temeşvar üzerine yürüyüşe geçtiler. Burası bir baskınla zaptedilirse, daha kuzeydeki Szegedin ve Szolnok ve Eğri kaleleri de kolayca düşecek ve hatta doğu tarafı müdafaasız kalan Budin bile fazla dayanamayacaktı. Temeşvar kalesine yapılacak baskın için düşman kuvvetleri Nagy Varat kalesinde toplanmaya başlamışlardı. Ayrıca 10.000 zırhlı Alman süvarisi de onlara destek verecekti. Bundan başka bir hayli top ve cephaneleri de mevcuttu.
Ahmed Muid Efendi Otuzuncu Osmanlı Şeyhülislâmıdır. Tokat'ta Kazova köylerinden birinde doğdu. 1057 (m. 1647) senesinde İstanbul'da vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
İsa aleyhisselam bir Yahudi ile yolculuğa çıkar. Yanında üç ekmeği olan Yahudi, göstermeden ekmeğin birini yer. İsa aleyhisselam "Senin üç ekmeğin vardı, biri ne oldu?" diye sorunca Yahudi, "benim ekmeğim iki idi" diyerek yalan söyler...
Yollarına devam ederken bir cüzzamlı hastaya rastlarlar. İsa aleyhisselam asası ile dokununca hasta iyileşir. İsa aleyhisselam yine ekmeğinin kaç olduğunu sorar. Yahudi "iki" diye cevap verir...
Bu minval üzere giderken, İsa aleyhisselamın yolda nice mucizelerine şahit olan Yahudi iman etmemekte ısrar eder...
Ebû Hâmid Ahmed bin Hadraveyh hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Önceleri Hâtem-i Esam'ın talebesiydi. Ebû Turâb en-Nahşebî ve Ebû Hafs el-Haddâd ile sohbet etmiş, İbrâhim bin Edhem'i görmüştür. 854 (H.240) senesinde Afganistan’da Belh'te vefât etti. Ahmed bin Hadraveyh hazretleri kendi nefsini muhâsebeye çektiği bir hâdiseyi şöyle anlatmıştır:
Merv'de bir yıl ticâretle uğraşır, kazancının hepsini fakirlere dağıtırdı. İkinci yıl İslâmiyet'i yaymak için cihâda, düşmanla harbe giderdi. O, medresede müderris, hoca; câmide vâiz, şehirde tüccâr; harbde büyük bir kahramandı. Kılıç ve kalem sâhibi idi. Kalemiyle cihâda dâir eser yazdı, kılıcıyla da dillere destan olan kahramanlıklar gösterdi.
Abbâsiler devrinde Bizanslılarla yapılan harplerden birine katılmıştı. Abbâsi ordusu sessiz, sâkin ve aydınlık bir gecede Tarsus'un kuzeyinde karargâh kurmuştu. Tarsus'un sırtlarında İslâm ve Bizans orduları görünüyordu. İki taraf da kendilerini kuvvetli göstermek için alevleri göklere yükselen ateşler yakmışlardı. Bu ateş ocaklarından birinin etrafında tepeden tırnağa silâhlı askerler hilâl şeklinde oturmuşlar, ortalarında ise ince yapılı, nûrâni yüzlü bir zat onlara ders anlatıyordu. Kimse vaktin nasıl geçtiğinin farkına varmamıştı. Sözü kesip, duâsını yapınca istirahate çekildiler.