Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.543.797
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Girit savaşları yirmi yıldan beri sürüp gidiyordu. Osmanlı devletinin duraklama devrin de, Venedik hakimiyetindeki bu adaya, anlamsız bir sefer düzenlenmiş ve çok pahalıya mal olmuştu. On binlerce Türk evladının hayatına mal olan bu savaşlar, Kandiye kalesinde düğüm lenip kalmıştı. Bu, gayet müstahkem ve denizde de yardım alabilen kaleyi düşürebilirsek, savaşlar fiilen sona erecek, bu suretle adanın fethi tamamlanmış olacaktı. Fakat Osmanlı orduları Avusturya savaşları ile meşgul oldukları için Girit'e yardım yapılamıyor, asker ve cephane gönderilemiyordu.
Viyana seferine çıkan Osmanlı ordusu, Budapeşte önlerine gelmiş, şehri kuşatmıştı. O gün, civarda dolaşan bir yaancı yakalandı ve doğruca Veziriazam İbrahim Paşa'nın huzuruna çıkarıldı. İbrahim Paşa adama Hırvatça sordu:-Sen kimsin?-Kralım Ferdinand'ın subayıyım efendimiz.-Demek casusluk niyetiyle geldin. Ne öğrenmek istersin?-Vazifem, ordunuz hakkında bilgi toplamaktı.Yakalanan casus, en azından hapsedilir. Ama İbrahim Paşa gülerek:-Var istediğin bilgiyi topla, dedi ve emir subayına dönüp, casusa istediği her şeyin gösterilmesini emretti. Alman subayı böylece âdeta misafir muamelesi gördü. Osmanlı ordugahını baştan başa dolaştı, askeri birlikleri inceledi. Sonra tekrar huzura çıkarıldı. İbrahim Paşa onu salıverirken:-Haydi git, dedi, gördüklerini kralına anlat!... anlat ki, karşısındaki ordunun yenilmez olduğunu anlasın ve bu savaştan vazgeçsin.
Mehmed Sâmi Efendi, Gâziantep'te yetişen büyük velilerdendir. 1447 (H.851) senesinde doğdu. Sam köyünde uzun yıllar tâliplerine ilim öğretti ve Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirdi. Yavuz Sultan Selim Han, Mısır seferine giderken, Gaziantep'ten geçti. Bölgede meşhur olan Şeyh Efendinin ziyâretine gitti. Mısır'ı fethedip edemeyeceğini sordu. Mehmed Sâmi Efendi bir gün sonra fetih müjdesini verdi.
Bu mübarek zat, 1527 (H.934) senesinde vefât etti. Soyu hâlâ devâm etmekte olup, bölgede Ulusam soyadıyla bilinirler.
Muhammed Sâmi Efendi vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Nûreddin ibn-i Gânim Makdisi hazretleri Hanefi mezhebi fıkıh ve hadis âlimidir. Aslen Kudüslüdür. 920 (m. 1514)'de Kâhire'de doğdu. 1004 (m. 1595)'de Kâhire'de vefât etti. Şöyle nakletti:
Câbiri Ahmed Efendi Hanefi mezhebi âlimlerinden ve Osmanlı kadılarından olup, Eshâb-ı kirâmdan Câbir bin Abdullah-ı Ensâri'nin nesebine mensup olduğu için, "Câbiri" adıyla tanındı. İran'da doğdu. Yürüyerek İstanbul'a gelip, birçok âlimden ilim tahsil etti. Şam, Mısır, Edirne ve İstanbul kadılıkları, Anadolu kadıaskerliği yaptı. 1008 (m. 1600)'da İstanbul'da vefât etti. Buyurdu ki:
Fakih Îsâ bin Muhammed şöyle anlatır:
Uzak bir diyârda idim. Abdullah el-Ayderûs'u açıkça bulunduğum yerde görmeyi temenni etmiştim. Mescide gittim. Oraya bir dilenci ve yanında birisi gelip benden bir şey istedi. Bir şey vermedim. Oradan ayrılıp başka yere gittim. O dilenci ve yanındaki kişi benim arkamdan geldi. Sonra yine yanıma yaklaşarak benden bir şeyler istedi. Yine yüz vermedim. Bunun üzerine o dilenci ve yanındaki ayrılıp gitti. Bir müddet sonra ben, Abdullah el-Ayderûs'un bulunduğu yere döndüm. Şeyh Abdullah'ın yanına giderek; "Ben sizi gittiğim yerde alenen görmeyi temenni ettim. Lâkin bu isteğim hâsıl olmadı." dedim. Bunun üzerine Ebû Muhammed el-Ayderûs ; "Sana aleni görünmem hâsıl oldu. Falan gün duhâ vaktinde sen falan mescidde idin. Senin yanına bir dilenci geldi. Yanında birisi de vardı. Senden bir şeyler istediler. Onlara bir şey vermedin. Sonra kalkıp bir yere gittin. Onlar da seni tâkib etti ve yine bir şeyler istediler. Yine yüz vermedin. İşte o dilencinin yanındaki ben idim. Ben, senin yanına o kılıkla gelmiştim." dedi. Ben; "Efendim! Sizin dedikleriniz doğrudur. Fakat o size fazla benzemiyordu." deyince, Şeyh Abdullah da; "Eğer ben bu hâlimle senin yanına gelse idim, sen beni tanır ve insanlara haber verirdin." buyurdu.