İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.652.537
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Avrupa Hristiyan dünyası, kendi aralarında devamlı savaşsalar da Osmanlılara karşı daima tek vücut halinde birleşmişlerdi.
I.Viyana kuşatması sırasında, şehri savunan Haçlı ordusunun subaylarından bir Alman ile bir Portekizli, bir mesele yüzünden akşam münakaşa etmişler ve sabahleyin de birbirlerini, surlar üzerine çıkarak düello yapmaya davet etmişlerdi. Sabah olunca, herkesin huzurunda surlara çıktılar ve tam kılıçlarını çektikleri sırada, Osmanlı topçu ateşi başladı ve surların o kısmında açılan gedikten içeriye Osmanlı askeri hücum etti. Bu topçu ateşi sırasında Alman subayının sağ, Portekizlinin de sol kolu kopmuştu. Bu iki düşman, içeri hücum eden Osmanlı askerine karşı yanyana geldiler ve adeta tek vücut gibi bitiştiler. Biri sol, diğeri de sağ eline aldıkları kılıçlarıyla Osmanlı askerine karşı çarpışmaya başladılar. Nihayet şehid düşen Osmanlı askeri arasında kendileri de düşüp kaldılar.
Yavuz Sultan Selim Hânın kızı Şâh Sultan, zevci Sadr-ı âzam Lütfi Paşa ile Yanya'dan İstanbul'a gelirken, yolda eşkıyânın baskınına uğradı. Bu kötü durumdan nasıl kurtulacakları nı düşünürlerken, o anda Allahü teâlânın izni ile, zamânın evliyâsından Merkez Efendi karşılarına çıkıverdi. Önceden orada olmadığı hâlde, bir anda karşılarına dikilen Merkez Efendiyi gören haydutlar, şaşkına döndüler. Eşkıyâ reisi, Merkez Efendinin heybeti karşısında selâmeti kaçmakta buldu. Diğerleri de kaçıp orayı terkettiler. Eşkıyânın ortadan çekilmesiyle Merkez Efendi de bir anda kayboldu. Bu hâli hayretle seyreden Lütfi Paşa ve zevcesi Şâh Sultan, Merkez Efendiyi tanımışlardı. Şâh Sultan, Merkez Efendinin bu kerâmetinden dolayı, İstanbul'da Eyüb Bahariye'de onun adına bir câmi ve yanına medrese yaptırdı. Merkez Efendiyi buraya tâyin ettiler. Bir müddet orada talebe yetiştiren Merkez EfendiyeKânûni Sultan Süleymân Hân, Topkapı surlarının dışında yaptırdığı tekkede vazife verdi. Burada da aynı hizmete devam eden Merkez Efendi, Kânûni Sultan Süleymân Hânın annesinin isteği ve Sünbül Efendinin tenbihi üzerine Manisa'ya gitti. Vâlide Sultanın Manisa'da yaptırdığı imâretin yanındaki dergâhta hocalık yaptı. Tıb bilgisi kuvvetli olan Merkez Efendi, Manisa'da bulunduğu sırada kırk bir çeşit baharattan meydana gelen bir mâcun yaptı. Bu mâcunu hastalar yiyerek şifâ bulurdu. İlkbaharda yetişen çiçeklerden de istifâde edilerek yapılan bu mâcunu almak için, çevre kasabalardan gelirlerdi. Mesir mâcunu diye şöhret bulan bu mâcun, şimdi de yapılmaktadır.
Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" her kim davet etse kabûl buyururlardı. Bir gün de Câbir bin Abdüllah "radıyallahü anh" davet etti. "Falan gün gelirim" buyurdu ve denilen günde Câbir bin Abdüllah'ın evine teşrif ettiler..
Yûsuf-i Kâmitî hazretleri büyük âlim ve velîlerdendir. Zamânın âlimlerinden ilim öğrendi. Evliyânın sohbetinde kemâle geldi. Uzun yıllar insanlara Allahü teâlâya kavuşturan doğru yolu anlattı. 1259 (H.657) senesinde vefât etti.
Ebû İshâk Salebi hazretleri tefsîr ve fıkıh âlimlerinin büyüklerindendir. 427 (m. 1035) senesinde Horasan’da Nişâbûr’da vefât etti. Ebû Tâhir Muhammed bin Huzeyme’den ve daha birçok âlimden ilim alıp, hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. “Keşf ve Beyân” adında büyük bir tefsîr kitabının sahibidir. Bu eserinde şöyle buyuruyor:
Zamânın sultânı Dördüncü Murâd Hana, tarikat erbâbı kötülenmiş, onların bâzı işlerinin yasaklanması istenmişti. Sultan yalnız böyle söyleyenlerin sözleriyle hareket etmeyip, zamânın tasavvuf ehli âlim ve faziletli kimselere de tarikatla ilgili hususları sorup cevap istemişti. Bunlar arasında İsmâil Ankaravi de vardı. O da üç gün içinde yirmi sayfalık bir risâle yazıp arzetti. Cevaplar, Şeyhülislâm Yahyâ Efendi ve diğer zamânın önde gelen âlimleri tarafın dan incelenip uygun görüldü ve pâdişâh tarafından da kabûl edildi. Böylece onların vesilesi ile tasavvuf ehli, sıkıntıdan kurtuldu. Aziz Mahmûd Hüdâi onun bu cevaplarını beğenip; "Allahü teâlâ, muhâliflere karşı Rusûhi'nin ayağını sağlam ve sâbit eylesin. Onların inat damarlarını kesmekte söz kılıcını keskin eylesin. Muhâlifleri susturmakta mızrağını tesirli eylesin. Zamânımızda tasavvuf ehline karşı olanlarla onun cihâdı olmasaydı, onların eli hak tâliplerine uzanır, zarar verirdi. Doğru yolda olanlarla olmayanları birbirinden ayırmak zor olurdu. Allahü teâlâ onun delillerinin oklarını en doğru hedefe isâbet ettirdi." diye medhetti.