İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.723
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
"Bunlar bir vakit beyler idi, kapıcılar korlar idi, Gel gör şimdi, bilmeyesin bey hangidir ya kulları? Yunus Emre"Onyedinci asır başında yaşamış ülemadan ve Sultan 1. Ahmed'in şeyhülislamlarından Çelebi Müfti ismiyle meşhur, Hocazade Mehmed Efendi, bulaşıcı hastalıklardan çok korkan bir adamdı. Çelebi'nin bulunduğu yerde hastalık ve ölümden katiyyen bahsedilmez, kendisi de hiç kimsenin hasta ziyaretine ve cenazesine asla gitmezdi. Bir gün, evinin hizmetçilerinden biri hastalanıp vefat etti. Efendi hazretleri hiç tereddüt etmeden, konağına bir duvarcı ustası çağırdı. Ustaya, evin hizmetçisinin öldüğü odanın kapısını örmesini söyledi. Usta, kapıya boydan boya duvar ördükten sonra Çelebi, ayrı bir direktif verdi: Şimdi git, bahçe tarafından dolaş ve o odanın duvarını del, naaşı çıkarıp gömsünler. Bu oda da bir daha kullanılmasın. Hikmet-i İlahi, "sakınan göze çöp batar" misali, bütün dikkatine rağmen Hocazade Mehmed Efendi vebaya yakalanarak hayata veda etti
Abdullah Paşa ile olan mücadelesinin bir anda Padişah ile savaşa dönüşmesi ile karşı karşıya gelen Mehmed Ali Paşa'nın sadrazam olmak veya saltanatı ele geçirmek gibi niyetleri olduğu ileri sürülmekte ise de doğru değildi. Nitekim Paşa, böyle bir maksat gütmediği ni ve güdemeyeceğini bir İngiliz diplomatına şu sözleriyle anlatmıştı:"Siz bir yabancısınız. Bir Müslüman gibi düşünmesini bilmezsiniz. Osmanlı Devleti nin parçalanmasından benim için doğacak mesuliyeti biliyor musunuz? Müslümanlar nefret ile benden uzaklaşacaklardır. İlk uzaklaşacaklardan biri de iki oğlum olacaktır. Ben daima padişahımızın hizmetkarı olarak kalmak istiyorum. Oğlum İbrahim eğer Boğaziçi'ne varma ya muvaffak olursa, padişahın ayaklarına kapanarak affını ve Mısır'a dönmek için müsaadelerini isteyecektir."
Ebû İshâk Ezdi hazretleri büyük hadis âlimlerinden ve Mâliki mezhebinin en büyük fakihlerindendir. 179 (m. 795)'de Basra'da doğdu 282 (m. 895)'de Mekke-i mükerremede vefât etmiştir. Buyurdu ki:
Ali ibn-i Ehı'l-Menûfi rahmetullahi aleyh, Şafii mezhebi âlimlerindendir. 823 (m. 1420)'de Mısır'da Menûf şehrinde doğdu. 889 (m. 1484)'de Kâhire'de vefât etti. Vefatından kısa bir zaman evvel bir talebesine şunları söyledi:
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."