Arkadaşında Kusur Aramayı Bırak, Sen Zarar Görürsün!
Ebû Nasr bin Ziyâd hazretleri Tâbiînin büyük velîlerdendir 712 (H.94) senesinde Basra'da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.162.236
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Nasr bin Ziyâd hazretleri Tâbiînin büyük velîlerdendir 712 (H.94) senesinde Basra'da vefât etti.
Kavalalı Mehmed Ali Paşanın büyük oğlu ve Mısır vâlisiydi. 1789'da Kavala'da doğdu. İstanbul'da eğitim gördü. 1805'te Mısır vâlisi olan babasının yanına gitti. 1807'de Mısır defterdarlığına tâyin edildi. Mısır ordusunun yeniden teşkilâtlanmasında büyük rol oynadı. Arabistan Yarımadasındaki âsi Vehhâbilerin faaliyetlerinin durdurulması için, vazifelendirildi. Güçlü ve düzenli ordusunun başında harekete geçen İbrâhim Paşa, 26 Eylül 1818'de Vehhâbilerin merkezi Der'iyye'yi fethetti. Vehhâbi emiri İbn-i Suûd ile dört oğlunu ve âsi liderleri esir edip, İstanbul'a gönderdi. Âsilerin hepsi idâm edildi. Vehhâbilerin, Muhammed aleyhisselâmın kabr-i şerifi Ravza-i mutahheradan çaldıkları kıymetli eserlerin bir kısmını buldurup, İstanbul'a gönderdi. Vehhâbilerin zulmüne son verdi. Ahâliye ve âlimlere iyi davrandı. Bu hizmeti karşılığında kendisine Paşa rütbesi verildi.
Veziriazam Silahdar Ali Paşa, Osmanlı ordusunun başında olduğu halde Selanik'e doğru ilerliyordu. Uzun zamandır şirretlik eden Venediklilere haddini bildirecekti. Lakin meydan muharebesine cesaret edemeyen Venedikliler ortalarda görünmüyordu. Hepsi son derece müstahkem kalelere çekilmişlerdi. Ali Paşa, Kara Murat Paşayı stratejik bir kale olan Tinos ve Moron'un zaptı için gönderdi ve sonra Selanik'e ulaştı. Burada Osmanlı donanması ile buluştu. Sonra da Korint'e yürüdü. Burası son derece yalçın, yekpare bir kaya üzerinde heybetli bir kaleydi. Buna rağmen 12 saatte Osmanlıların eline geçti. Burada bir miktar asker bırakan Ali Paşa Annapolis'e yürüdü. 12 Temmuz 1715 günü muhasara başladı. Ordu kale önlerine geldiğinde gece olmuştu. Kalenin silüetiyle beraber daha geri de onu muhafaza eden tabyalar kabarık, siyah, müphem yığınlar halinde görünüyordu. Ali Paşa ordusunu yaymış, bir anda kuşatacak şekilde kale ve tabyalara yaklaştırmıştı. Öyle ki, "konma" işi yapıldığı zaman, muhasara da kendiliğinden gerçekleşecekti. Doğru su çok yorucu bir yolculuktan sonra bu usûl pek yerinde olmuştu.
Huccetül-İslam Hattâbî hazretleri hadîs âlimidir. Hadîs ilminde huccet (üçyüzbin hadîs-i şerîf bilen) idi. Miladi 931 senesinde Afganistan’da Büst şehrinde doğdu. Mekke, Basra, Bağdâd ve daha başka İslâm şehirlerinde ilim tahsil etti. Çeşitli ilimler hakkında eserler telîf etmiş ve meşhûr hadîs, kitaplarından İmâm-ı Buhârî’nin Sahih’ine, Ebî Davud’un Sünen’ine şerh yazmıştır. 998 yılında Büst’te vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Yâr Muhammed Kadim Talkâni hazretleri İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin yüksek talebelerindendir. Hicri onbirinci asrın sonlarında vefât etti. Yâr Muhammed Kadim, İmâm-ı Rabbâni hazretlerine çok hizmet ederek teveccühlerine kavuştu. Yüzü çok güzel olup, görenler hayran kalırdı.
Ziyâeddin Nurşini hazretleri, Osmanlı âlim ve velilerindendir. Babası büyük veli Abdurrahmân Tâgi (Tâhi) hazretleridir. 1855 (H.1272) senesinde Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Usba köyünde doğdu. 1923 (H.1342) senesinde Nurşin'de vefât etti. Kabri babasının türbesinin yanındadır...
Padişahın yakınlarından bir beyin çok güzel bir atı vardı. Bir gün o ata binip padişahın alayına katıldı. Padişahın gözü, ansızın o ata takıldı. Böyle bir at kendi sürüsünde yoktu. Atın çalımı, rengi padişahın gözünü aldı, attan gözünü ayıramıyordu. Çevikliği, güzelliğiyle beraber atta padişahı çeken bir şey vardı. Önce önemsemek istemedi ama, gönlü atı istiyordu.
Padişah geziden dönünce, vezirine durumu açtı. Yolda bir at gördüğünü, derhal gidip o atı, sahibinden alıp, getirmelerini emretti. Padişahın adamları, hızla atın sahibi beyin yanına geldiler. Padişahın atı çok beğendiğini, ne fiyat isterse hemen vereceklerini bildirdiler. Bey, beyninden vurulmuşa döndü. O güzelim, canı gibi sevdiği atını padişah istiyordu ha! Ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırdı. Padişahın adamlarını oyalamak için onlara yemek ikram etti. Onlar yemeklerini yerken İmadülmülk aklına geldi. Hemen durumu ona danışmalı, ondan akıl almalıydı. Çünkü o, zamanın en bilgini, en akıllısı, en güzel ahlaklısıydı. Kaç kere vezirliği bırakıp, ibadet için uzlete çekilmişse de padişah ona yalvararak izin vermemişti. Atın sahibi üzüntülü bir halde zamanın şeyhülislamının yanına koştu.