Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.605.080
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Fatih'in bilime olan hizmetlerine tanıklık eden anıtların en önemlisi, kuşkusuz camisinin etrafına yaptırdığı medreselerdir... Ancak ilk medrese eğitimi, fetihten hemen sonraki günlerde cami haline getirilen Ayasofya'da başlamış ve caminin yanındaki papaz odaları boşaltılarak öğrencilerin buralarda kalmaları sağlanmıştır. Molla Hüsrev'in başmüderrisliğe getirildiği bu ilk öğretim kurumunda, İstanbul'un ilk kadısı,Ayasofya'yı Cami olarak "tescil eden" Hızır Çelebi 'nin ilk müderrisler arasında bulunduğu görülmektedir. Bu sıralarda molla Zeyrek de müderris olarak Zeyrek camisinde derslere başlamıştır. (Türkiye Tarihi 2 s: 243) İşte İstanbul'da fetihten sonra öğretime başlayan ilk iki medrese bunlarrdır. Fatih medreselerinin yapımı bitince, Zeyrek'teki öğrenciler oraya taşınmış, Ayasofya'da ise öğretim sürdürülmüştür. Vakfiyesinde de belirtildiği üzere, Medaris-i Semaniye adı ile Fatih Camii'nin etrafında yapılmış olan bu yeni kuruluş, sekiz medrese ve her medresenin arkasında Tetimme adı verilen daha küçük sekiz medreseden oluşmaktadır. Ayrıca müderris ve öğrencilerin yararlanması için bir kitaplık, bir Darüşşifa ve bir de misafirhane bulunmakta idi. medreselerin her birinde "akli" ve "natli" bilimlerde birer müderris, Daruşşifada ise hangi ulustan olursa olsun iki hekim, bir göz hekimi, bir cerrah ve bir de eczacı görevlendirilmişti. Hekimlerin hastaları günde iki kez ziyaret etmeleri şart koşulmuştur.Fatih döneminde üzerinde durulması gereken önemli bir kuruluş da hızla geliştiği görülen bir yüksek okul niteliğindeki Enderun Okulu'dur. Bu kuruluş içinde askerlik, yöneticilik,güzel sanatlar bölümleri olduğu gibi, ayrıca bir de hastane bulunmakta idi. tanzimat dönemine kadar yaşadığı görülen Enderun Okulu'nda Galata Sarayı,Eski Saray ve Edirne Sarayı gibi sarayların orta dereceli saray okullarını bitirenler kabul edilmekte idi.
Mısır'da 1882'de, Mehmet Ali Paşa soyundan beşinci kuşak İsmail Paşa, başta İngilizler olmak üzere Avrupalılardan mali ve siyasi destek görüyordu. O istedikçe, İngilizler bol bol borç para verdiler. Zaten bir zengin kolay borç veriyorsa ondan korkmalıdır. Mısır Hıdivi yani Başbakanı İsmail Paşa, bu paraları kısa sürede çarçur edip bitirdi. Paşa'da bulunan Süveyş hisselerinin yarısını, İngilizler borca karşılık kaptılar. Ancak Fransa, kendi açtıkları Süveyş'in, İngilizin yönetimine geçmesinden pek rahatsız oldu. Borç alma hızlandı. Artık alınan borç ile yeni borçlar ödenemeyince, İngilizler Mısır ekonomisinde iyileştirmek yapmak için, Mısır'a maliyeciler gönderdi. Mısır'da bir hükûmet vardı. Bu hükûmette Maliye Bakanı İngiliz, Nafia yani Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı da Fransız idi. Bu iki bakan, harcamalarda kısıtlamalar yaptırmaya başladı. 30 bin kişilik Mısır ordusu 10 bin kişiye düşürüldü. Askeri harcamalar iyice kısıldı. 2 500 subay ordudan atıldı. Birçok memurun işine son verildi. Güya Mısır'ı ekonomik sıkıntıdan kurtarmak için yapıyorlardı. Bu uygulamalar Mısır halkını çok üzdü.
Salih bir zat, İmam-ı Rabbani'yi ziyarete gider. Serhend'de birine misafir olur. Ancak ev sahibi, İmam-ı Rabbani'yi hiç sevmeyen biridir!..
İmam-ı Ahmed Rabbani hazretleri, Hindistan'da yetişen en büyük veli ve âlimdir. Ariflerin ışığı, velilerin önderi, İslam'ın bekçisi, Müslümanların baş tacı, müceddid, müctehid ve İslam âlimlerinin gözbebeğidir. "Silsile-i aliyye"nin yirmi üçüncüsüdür. Hikmetli sözleri pek çoktur. Buyurdu ki:
Ehlullahın, evliyanın kerâmetleri, Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" mucizeleri kabilindendir. Yine Resûlullah efendimize muhâlefet edenlerin, İslâmiyyete karşı edebsizlik ve gevşeklik gösterenlerin uğradıkları felâketler ve cezâlar da, Onun mucizelerindendir...
Şeyh Behrâm onyedinci asırda Hindistan'da yetişen evliyânın büyüklerindendir. Şeyh-ul-meşâyıh olarak bilinir... 1647 senesinde Mirzâ Muzaffer, Beytûli ve çevresini zabt etmesi için bir Hindû'yu görevlendirip gönderdi. Dinsiz ve zâlim olan bu Hindû oraya gelince, kasaba halkı çok sıkıntı çekti. Müslümanlara yapmadığı zulüm ve işkence kalmadı...
Görünüşü düzeltmekle adam olunamayacağına dair, Bayezid-i Bistami hazretlerinden şu kıssa meşhurdur: Müridlerinden biri:
"Paltonuzdan bir parça verseniz de teberrüken üzerimde taşışam!…" der. Bayezid-i Bistami hazretleri cevaben:
"Oğlum, sen adam olmazsan, Bayezid'in paltosuna değil, derisini yüzüp, içine girsen fayda vermez!" buyururlar.