Onun Yüzünde Hiç Ölüm Işâreti Yok!
Abdullah Herâtî, Silsile-i aliyye büyüklerinden Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yetiştirdiği velîlerdendir. Afganistan'ın Herât şehrinde doğdu, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Şam'da vefât etti...
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
16.582.558
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah Herâtî, Silsile-i aliyye büyüklerinden Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yetiştirdiği velîlerdendir. Afganistan'ın Herât şehrinde doğdu, on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında Şam'da vefât etti...
Emekli bir albay anlatır: Sultan Ahmet camiine gidiyorum her sabah, ne kadar erken gidersem gideyim mihrabın bir kenarında saçı sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir adam ümitsizce bedbin durmadan ağlıyor. O kadar ağlıyor ki ağlamadığı tek dakikayı yakalayama dım. Nihayet bir gün yanına sokuldum: "Muhterem dedim, Ah Efendim dedim, Allah'ın rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz olur mu? Niye bu kadar ağlıyorsun?" Bana: "Beni konuşturma" dedi, "kalbim duracak". Ben çok ısrar edince ağlıya ağlıya anlattı. Dedi ki :
Mısır'ın fetholunduğu günlerdi. Bir sabah, Yavuz Sultan Selim Han, Hasan Can'a şöyle buyurdu: "Bu gece rüyâda Muhammed Bedahşi'yi gördüm. Yolculuk hazırlığında olup, bir beyaz kepenek giymiş, üstüne de bir ip kuşak bağlamıştı. Bu halde gelip, yolculuğa çıkacağını söyleyip bizimle vedâlaştı." Pâdişâh bu sözleri söyler söylemez Hasan Can gençlik atılganlığı ile hemen rüyâyı tâbire girişti ve; "Velilerin görünüşte çıkacakları yolculuk, âhiret seferi olmak gerektir. Eğer vefât etmemiş ise, yakında vefât edeceklerine işârettir." dedi. Sultan Selim Hanın bu cevâba cânı sıkıldı ve; "Rüyânın gerçekleşmesinin yormaya da bağlı olduğunu bilmez misin? Eğer Şeyhe bir hal olursa senin yorumuna bağlarız. Cezâlandırılmayı hak eyledin." dedi. Bu sözler üzerine Hasan Can rüyâyı o şekilde tâbir ettiğine çok üzüldü ve pişmanlık duydu.
Hişâm Destüvâi hazretleri hadis hafızıdır. İran'da Ahvaz'ın Destüvâ kasabasında doğdu. Kûfe'ye giderek Hammâd, Eyyûb Sahtiyâni gibi muhaddislerden hadis tahsil etti. Abdullah bin Mübarek, Veki bin Cerrah gibi muhaddisler yetiştirdi. Hadis rivayetindeki yüksekliğinden dolayı kendisine "Emirü'l-mü'minin fi'l-hadis" unvanı verildi. 153 (m. 770)'de Bağdad'da vefat etti. Şöyle nakleder:
Gazzi Ahmed Efendi Osmanlı âlim ve velilerindendir. 1054'te (m. 1644) Filistin'de Gazze'de doğdu, Kahire'ye giderek Câmiu'l-Ezher'de din ilimleri tahsil etti. Sonra İstanbul'a gelerek Ayasofya'da hadis dersi verdi. Niyâzi-i Mısri'nin Bursa'ya dönmesi üzerine oraya giderek ona intisap etti. Hilâfet aldıktan sonra kendi dergâhını kurdu. 1150 (m. 1738)'de Bursa'da vefat etti. Bir sohbetinde buyurdu ki:
Şeyh Abdülhay Celveti hazretleri, Anadolu'da yetişen evliyâdandır. Edirne'de doğdu. Babası Celvetiyye tarikatı şeyhlerinden Saçlu İbrâhim Efendidir... Babasının Edirne Selimiye Câmii vâizi iken 1660'ta vefâtı üzerine, bu câminin vâizliğine ve tekke şeyhliğine tâyin edildi. 1686'da İstanbul'un Kadırga semtindeki Sokullu Mehmed Paşa Zâviyesine, iki sene burada kaldıktan sonra, Eminönü Yeni Câmi vâizliğine getirildi. 1691'de Aziz Mahmûd Hüdâi Tekkesine şeyh olarak tâyin edildi. Bu vazifesinde ömrünün sonuna kadar kaldı. 1705 (H.1117) senesinde vefât etti. Aziz Mahmûd Hüdâi Tekkesinin yakınında Halil Paşa Türbesine, Halil Paşazâde Mahmûd Beyin yanına defnedildi...
Kânûni Sultan Süleymân Hân devrinde, bir ara yağmurlar yağmaz olmuş, insanlar kuraklıktan çok muzdarip olmuşlardı. İstanbul halkı, yağmur duâsına çıkılmasına karar verdi. Pâdişâh da çıktı. Okmeydanı'nda büyük bir kalabalık toplandı. Öyle ki bu toplulukta, başta pâdişâh olmak üzere, âlimler, vâliler, idâreciler, vezirler, kuvvetli-zayıf, zengin-fakir herkes vardı. Bilindiği gibi, Osmanlı sultanları yapacakları bütün mühim işlerde, mutlaka şeyhülislâma danışırlar, onun fetvâsına uygun hareket ederlerdi. Bunun için Şeyhülislâm Ebüssü'ûd Efendiden, yağmur duâsını kimin yapmasının münâsib olacağı suâl edildi. O da; "Duâyı, pâdişâh veya onun münâsib gördüğü bir zât eder." buyurdu. Bunun üzerine pâdişâh; "Ya'kûb Germiyâni duâ eylesin." dedi.