Tasavvuf Ehli, Aynı Toprak Gibidir
Seyyid Nûbânî hazretleri son devir Osmanlı evliyasındandır. 1904 (H.1322) senesi Kudüs yakınındaki Mezra köyünde vefât etti. Yûsuf Nebhânî eserlerinde ondan sıkça bahseder.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.097.687
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Seyyid Nûbânî hazretleri son devir Osmanlı evliyasındandır. 1904 (H.1322) senesi Kudüs yakınındaki Mezra köyünde vefât etti. Yûsuf Nebhânî eserlerinde ondan sıkça bahseder.
Bir gün cihân pâdişâhı Sultan Mehmed bin Sultan İbrâhim Hanın çuhadarlarından Kara Mehmed isminde birinin dizlerine sızı inip, kötürüm oldu. Pâdişâh, hekim başısı Sâlim Efendiye;
"Şu çuhadarımız iyi olmalıdır." diye tenbih etti. Sâlim Efendi bu ferman üzerine çuhadar efendi ye çeşitli ilaçlar tatbik etti ise de fayda vermedi. Saray hekimleri ve şehirdeki diğer tabibler ona faydalı ilaç bulamadılar. Pâdişâh bir gün çuhadarının yattığı odayı teşrif ettiler, hâlini sordular ve;
1915 senesi Sonbaharının serin yağışlı günlerinden biri. I. Dünya Savaşı bütün cephelerde devam ediyor. Vatanın her tarafında barut ve kan kokusu. Yiğitlerin biri ölüyor bini yetişiyor. İhtiyarı, genci savaşıyor, didiniyor ve yurdumuza düşman çizmesi basmasın diye el açıp Allah'a dua ediyor. Cepheye durmadan takviye kuvvetleri gidiyor. İşte o kuvvetleri götüren tren, Bilecik istasyonunda beklemektedir. Askerlerin hepsi sakin, belki bir daha geri dönmeyecekler. Ama şehid olma inancı gönüllerine huzur veriyor.
Muhammed bin Ömer Melikeşi hazretleri fıkıh, hadis, tasavvuf ve edebiyat âlimidir. 740 (m. 1339)'da Tunus'ta vefât etti. Âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden derlediği duaları şiir şeklinde yazmıştır. Bunlardan bir kısmı:
Muhammed ibn-i Abdüsselâm eI-Hevâri hazretleri Mâliki fıkıh âlimlerindendir. 676 (m. 1277)'de Tunus'ta Monaster'de doğdu. Burada zamanın büyük âlimlerinden fıkıh ilmi tahsil etti. Tunus başkadılığı görevine getirildi. 749 (m. 1348)'de vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Eshâb-ı güzin "rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma'in" arasında Çihâr yâr-i güzin yani Ebû Bekr, Ömer, Osmân ve Ali "radıyallahü teâlâ anhüm" büyüklerin büyüğü ve seçilmişlerin seçilmişi olmakla en öndedirler. Bu bâbda kıyâs yapmaya ve düşünmeye hâcet yoktur...
Bir tüccar sahrada bir yerden bir yere giderken, içinde 800 altın olan, altın torbası heybeden düşer kaybolur. Aramalara rağmen bulamaz. Şu özellikte torba kaybolmuştur, bulup getirene 100 altın hediye vereceğim diye ilan eder. Salih bir genç bu torbayı bulur. Özel dikilmiş torbayı hiç açmadan tüccara götürür verir ve 100 altın hediyesini bekler. Tüccar kendi elleriyle diktiği torbanın hiç açılmadığını görür, kendi elleriyle dikişleri çözer ve içindeki altınları saymaya başlar. Tam tamına 800 altın, yani kaybettiği gibi tam olduğunu görür. Ama bu arada 100 altın hediyeyi vermemek için fesatlık düşünür, gence der ki: