Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.666.886
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Kafkas kartalı diye anılan İmam Şamil, çarlık Rusya'sının düzenli ordularına karşı Kafkasya'nın bağımsızlığı için bir avuç fedakar ve sadık adamıyla uzun yıllar mücadele vermiş bir lider ve kahramandı. Çarlık Rusya'sının her imkana sahip orduları karşısında, insan da dahil eksilen hiç birşeyi yerine koyamadığı için sonunda mağlup olmuş ve esir düşmüştü. Fakat Rus çarı onu, cesaret ve kahramanlığına hayranlığından dolayı bir esir gibi değil bir misafir gibi karşılamıştı. Üstelik sarayında Şeyh Şamil için bir de ziyafet düzenledi. Yemek devam ederken, Çar kaba bir tarzda imam Şamil'in iştahlılığını iğnelemeye kalkıştı ve "Yahu bu adam beni de yiyecek" dedi. Şeyh Şamil bu, sözün altında kalmadı. Misafirini iğnelemekten çekinmeyen bu kaba Rus'a tereddütsüz şu sözü söyledi:
"Elhamdülillah biz Müslümanız, domuz eti yemeyiz"
Şanlı Plevne müdafaası tarihimizin en büyük destanlarından biridir. Osmanlı askeri, kendisinden defalarca kalabalık Rus ve Romen ordularına karşı, soğuğa ve açlığa rağmen uzun zaman kahramanca savaşarak bir destan yazdı.Uzun süren kuşatma, dışarıdan ikmal gelmesini engellediğin den, bir müddet sonra bütün yiyecek stokları tükendi. Soğuğa ve müthiş düşman ateşine aldırış etmeyen Türk askeri, açlıkla pençeleşi yordu. Askere günde 100 gram tayın verilebiliyordu. Bu da bitince, mısır koçanları suda haşlanıp ezildikten sonra yemek olarak verilmeye başlandı. Rus ve Romen askerleri, Osmanlı siperlerine 10-15 metre kadar yaklaşmışlardı. Askerlerimizin yiyceklerinin tükendiğinin farkındaydı lar. Bu yüzden askerimize laf atmaya başlamışlardı.
Veliyyüddîn Efendi Osmanlı âlimlerindendir. Bugün Yunanistan’da bulunan Yenişehir’de (Larissa) doğdu. İstanbul’a giderek zamanının ulemasından akli ve nakli ilimleri tahsil ettikten sonra, çeşitli medreselerde müderrislik yaptı. Hac için gittiği Mekke-i mükerremede Muhammed Ma’sûm-i Fârûkî hazretlerinin talebelerinden olan Ahmed-i Yekdest hazretlerinin sohbetleriyle şereflendi. O büyük zattan Nakşibendiyye yolunun adab ve erkânını öğrendi. İstanbul’a döndükten sonra daha çok, insanlara nasihat edip talebe yetiştirmek, kitap yazmak ve ibadet etmekle meşgul oldu. 1151 (m. 1738) senesinde İstanbul’da vefat etti. Bir sohbetinde şunları anlattı:
Yozgatlı Hacı Ahmed Efendi büyük velilerdendir. Babası eşraftan Süleyman Efendidir. İlk tahsilini o zamanki medreselerde yapmış ve Arabi, Farisi lisanlarını da öğrendikten sonra kendisinde bir tasavvuf aşkı belirmiştir. O zamanlarda Pir-i Sani lakabını alan Çankırı'nın Çerkeş kasabasındaki Halveti şeyhi Mehmed Mustafa hazretlerine intisâb ederek, hilâfet almıştır.
Padişahlardan birine değerli bir gül fidanı hediye edilir. O da bunu bahçıvanına verip bahçeye dikmesini, gül açılınca da kendisine haber vermesini ister. Aylar sonra nihayet gül açılır. Fakat gayet iri ve son derece güzel bir gül. Bah çıvan onu hayranlıkla seyrederken, bir bülbül gelip gül fidanına konar ve başlar ötmeye. Bahçıvan önce onu kıvmak ister, fakat bülbülün yanık yanık ötüşü onu etkilemiştir. Sonunda bahçıvan, padişahı çağırmak için yerinden kalkınca, bülbül ürker ve gülü paramparça eder. Buna çok üzülen bahçıvan, korkarak padişaha durumu haber verir. Fakat padişah:-Üzülme, der, bu dünya etme bulma dünmyası, ona da kalmaz.Bahçıvan padişahın bu sözü ile rahatlamıştır. Bir zaman sonra bahçıvan, biryılanın o bülbülü yuttuğunu görür ve padişaha gelerek:-Keramet gösterdiin efendimiz, dünya o bülbüle de kalmadı.-Merak etme, o yılana da kalmaz.