İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.653.450
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Sultan Abdülmecid Hân, Selânik'e giderken fırtına sebebi ile gemi Limni'ye sığınmak zorunda kaldığı zaman, uzaktan gördüğü türbenin kime âid olduğunu sordu. Yanındakilerden birisi türbenin Niyâzi-i Mısri'ye âid olduğunu söyledi ve onun başından geçenleri anlattı. Bunun üzerine Sultan Abdülmecid, Niyâzi-i Mısri hazretlerinin kabrini ziyâret etmek için türbeye gitti. Türbede, Niyâzi-i Mısri'nin rûhâniyetine hitâben; "Ey Niyâzi-iMısri, kıymetini takdir edemeyen kimselere bedduâ eylemişsin. Sonra gelen bizlerin bunda bir kabahati yok. Bizlere, feyzli nazarının geldiği âşikâr olmadıkça, türbenden dışarı çıkmam" diye yalvardı ve Kur'ân-ı kerim okuyarak rûhuna hediye eyledi.SultanAbdülmecid Hân, Niyâzi-i Mısri hazretlerinin feyz dolu nazarlarına kavuşunca dışarı çıktı ve türbenin tâmir edilmesi için emir verdi.
Osmanlı Devleti zamanında Bursa'da yaşlı bir hanımın saati kaybolmuştu. Kadıncağız ertesi gün, doğru vilâyet konağına koştu. Vâli Ahmed Vefik Paşa'nın huzûruna çıktı. 'Vâli paşam, dedi. Benim baba yâdigârı bir saatim kayboldu. İşittim ki sizin sihirli bir gözlüğünüz varmış, onu gözünüze takınca bütün kayıp şeyleri görüp bulurmuşsunuz. Ne olur benim saatimi de bulun!' dedi.Vefik Paşa, hükûmete ve hükûmet adamına karşı duyulan bu saf ve temiz inancı sarsmak istemedi. Kadıncağıza saati iyice târif ettirdi. Sonra:'Peki hanım teyze. Sen şimdi git, yarın gel. Ben inşaallah bu gece saatini bulurum.' dedi. Sonra çarşıya bir adam gönderip târif edilene en yakın bir saat satın aldırdı. Ertesi gün gelen yaşlı kadına bunu teslim ederken:'Al saatini teyze. Yalnız saatine mukayyet ol. Bir daha kaybedersen bizim gözlük de artık işe yaramaz!' yollu tenbihte bulunmayı da ihmal etmedi.
Câfer Huzâ, onuncu yüzyılda yaşamış evliyâdandır. İsmi Câfer, künyesi Ebû Muhammed'dir. Doğum târihi ve yeri bilinmemektedir. 952 (H.341) senesinde Şirâz'da vefât etti...
İran-Irak taraflarında yaşamış olan Câfer Huzâ hazretleri, zamânının usûlüne göre birçok âlimden ders aldı. Cüneyd-i Bağdâdi hazretlerinin ve onun asrında yaşamış velilerin sohbetlerinde bulundu. Tasavvuf yolunda ilerledi. Zamânında yaşayan âlim ve veliler onun ilim ve mârifetteki üstünlüğünü kabûl ettiler.
Ebû Bekr İbnü'l-Ciâbi hazretleri hadis hafızıdır. 284'te (m. 897) Bağdat'ta doğdu. Mısır, Halep, Şam gibi yerleri gezerek hadis öğrendi. Dârekutni, Hâkim Nişâbûri ve Ebû Nuaym İsfahâni onun talebelerinden bazılarıdır. İbnü'l-Ciâbi 355'te (m. 966) Bağdat'ta vefat etti. Aşere-i mübeşşere hakkında şu hadis-i şerifleri nakletti:
İvaz Efendi Kanuni, İkinci Selim ve Üçüncü Murâd devri âlimlerindendir. Aslen Alanya'dandır. 994 (m. 1585)'de, Rumeli kadıaskeri iken İstanbul'da vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Zamanın Şam valisi bir gün, Emeviyye Câmii'ne girdi. O sırada içerde Şam'ın büyük âlimi Şeyh Said el-Halebi, cemaate ders anlatıyordu. İbrahim Paşa gelip Şeyh Said'in yanına oturdu. Ayaklarını uzatmış olan Şeyh, valinin gelmesine rağmen hiç aldırış etmedi. Bu vaziyet valiyi çok kızdırdı ve hemen câmiden ayrıldı.Vali köşküne geldiğinde, dalkavuklar etrafını çevirerek onu şeyhe karşı kışkırtırlar. Onların sözlerinin tesirinde kalan vali, Şeyh'in hemen yakalanıp kendisine getirilmesini emreder. Fakat askerleri gönderdikten biraz sonra da, yaptığı bu işten pişman olur. Çünkü bu hareketinin, başına birçok gâileler açacağını düşünür ve o kararından vaz geçer. Kendi kendine, onu yakalatmak yerine, ona hediyeler göndermeyi düşünür.