Sâlihlerle Sohbet, Ebedî Saâdetin Anahtarıdır
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.501.305
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Câfer-i Huldî hazretleri meşhur âlim ve velîlerdendir. 867 (H.253) senesinde Bağdât'ta doğdu. 959 (H.348) senesinde aynı yerde vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdî'nin talebelerinin en büyüklerindendir.
Osmanlı Pâdişâhı Yavuz Sultan Selim Hân, Şâh İsmâil'i Çaldıran'da mağlûb ettikten sonra, Mısır'ı fethetmek üzere yola çıktı. Şam'a geldiğinde, Mısır'ın fethinin kendisine nasib olup olamıyacağı düşüncesi zihnini kurcalıyordu. Bunu çok sevdiği Hasan Can'a anlattıktan sonra; "Bizi bu hususta ferahlatacak, Allahü teâlânın dostlarından bir veli varsa, ona niyetimizi anlatalım. Aceb ne buyuracaktır, merâk eder dururum." buyurdu. Hasan Can da; "Devletlü Sultânım! Emevi Câmiinin bir köşesinde, sabah akşam Allahü teâlâyı zikreden bir derviş var. Belki sizin meselenizi halleder." dedi. Bunun üzeri ne Sultan Selim Hân, sabahın erken saatlerinde câmiye gitti. Târif edilen bu zâtı, Allahü teâlâyı zikreder buldu. Yanına varıp selâm verdi. Selim Hân daha bir şey sormadan; "Ey muzaffer Sultan! İnşâallahü teâlâ, cenâb-ı Hak Mısır'ın fethini sana müyesser edecektir. Allahü teâlânın bütün sevdikleri seninle berâberdir. Allahü teâlâ muinin, yardımcın olsun. Mısır'ın fethinden sonra İstanbul'a döndüğünde, oradaki Sünbül Sinân'dan gâfil olma sakın!" dedi. Yavuz Sultan Selim Hân, bu müjdeye ziyâdesiyle memnun oldu. Şükür secdesine kapandı.
Tarihçi Peçevi, kitabında şöyle bir hadise nakleder:Memlektim olan Peç kasabasından Bosna'ya gitmem icab etti. Kasabamızda İdris Baba derler, kerametleri görülmüş bir zat vardı. Yola çıkmadan evvel onu ziyaret edip duasını alayım dedim:-Ben Bosna'ya gidiyorum. Bir şey ısmarlar mısın baba?-Ismarlarım ya!... Oraya gidince Bosna Beylerbeyi Hasan Paşa'ya selam söyle. Şimdi sefere çıkmak üzeredir. Her nereye giderse yüzü ak olsun. Ervah, Evliya ve Büdela kendisine yardımcı ve onunla beraber dir. Hatta Hazret-i Ali askeri de onunla beraberdir, dedi. Orada, benim le beraber yola çıkacak olanlardan biri:-Bir nesne ister misin Baba, getirelim, deyince:-Hırkam eskimiştir. Bir hırkacık isterim, dedi.
Şeyh Hamid-i Bingâli hazretleri büyük velilerden olup İmâm-ı Rabbâni hazretlerinin talebelerindendir. Hindistan'ın Bengâl vilâyetinin Mengelkût kasabasındandır. İlim tahsili için Lâhor'a gitmişti. Memleketine dönerken Ekberâbâd'a uğradı. Bu sırada İmâm-ı Rabbâni hazretleri de oradaydı. Birkaç gün onun sohbetine geldi ve yüksek evliyâlık makamlarına kavuştu. Hazret-i İmâm ile birlikte Serhend'e gitti. Cezbe ve sülûk makâmlarında ilerleyerek, vilâyet derecesine kavuştu ve icâzetle şereflendi. Hocasının emri ile memleketi olan Bingâl'e gitti. 1640 (H.1050) senesinde orada vefât etti...
Muhammed Berrüvî hazretleri Şâfîî mezhebi fıkıh âlimidir. 517 (m. 1123) senesinde İran’da Tûs şehrinde doğdu. İmâm-ı Gazâlî’nin talebelerinden Muhammed bin Yahyâ’dan Şafiî fıkhını öğrendi. Sonra Bağdad’a geldi. Behâiyye Medresesi’nde ders okutması için tayini yapıldı. Nizâmiyye Medresesi’nde de vaaz ve nasihat ederdi. 567 (m. 1171) senesinde Bağdad’da vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Günlerden bir gün, yıllardan bir yıl, bir padişahın ganimet malından eline çok güzel ve tarif edilmez bir kumaş geçer. Terzi başını çağırtıp o kumaşı eline verir. Terzi başı kumaşı görünce aklı başından gider. Ve sanki hasta olur. Padişaha kaftan kesmek için yaklaşıp evvela tahmin için eline arşın alır: -Sultanım, üstatlar, "bin ölç bir kes, ölçmeden kumaşa el vurmasın hiç kes (kimse) demişler", der. -Sultanım, bu kumaş kaftan olmaya el vermez, diye söyler. Dörtte bir, çeyrek daha gerekir ki, hazret-i sultana layık bir kaftan olsun. Padişah çaresiz: -Biraz dursun, der ve buna uygun parça bulunması için şehir ve vilayet aransın, diye emreder. Her ne kadar şehir baştan başa aranır ve memleket boydan boya taranırsa da ona münasip kumaş ve o beze uyar bir yoldaş bulunamaz. Padişah çaresiz kalıp bir başka terziyi davet eder: -Şu güzel kumaştan bana iyi bir elbise yapıver, diye söyler.