Bir Kimseden Cefa Görürsen Tövbe Et!
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.602.395
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Dahmel bin Abdullah hazretleri evliyânın büyüklerindendir. Yemen'in Sahban beldesinde doğdu. Zamânın âlimlerinden ilim öğrenerek yetişti. Talebe yetiştirmek için icâzet aldı. 1203 (H.600) senesinde vefât etti.
Sultan Süleymân Han İran'a sefer yaptığı sırada Pir Ali hazretlerine bâzı hasetçiler iftirâ atıp; "Aksaray'da bir kimse Mehdilik dâvâsında bulunuyor." demişlerdir. Bunun üzerine Pâdişâh araştırılmasını, durumun öğrenilmesini emretti. Bâzı kimseler aleyhinde idiler. Durumu soruşturmak üzere kurulan mecliste, Pir Ali hazretleri, aleyhinde bulunanlara bakıp celâlli bir şekilde; "Bizim aleyhimizde bulunan siz misiniz?" diye işâret etti. Aleyhinde bulunanlardan biri orada düşüp öldü. Diğeri de istifrâ etmeye başladı. Ağzından pislik geldi. Mecliste bulunanlar onun heybetinden korkup, bu hususta soruşturmadan vaz geçtiler
1912 senesinde İstanbul'a gelen İngiliz kadın yazarlardan Grace Elliot, bir prenses ile görüşmek için temaslara başladı. Fatma Hanım isimli bir kadınla tanışmıştı. Onun vasıtasıyla, 3 sene önce tahttan indirilmiş olan Sultan II. Abdülhamid Han'ın ikinci kızı, 36 yaşındaki Naime Sultan'dan randevu alabildi. Birlikte, onun Ortaköy'deki Sahil sarayına gittiler. Grace Elliot, Naime Sultan tarafından kabulünü şöyle anlatır:"Bahçe kapısında 5 ağa tarafından karşılandık. Sarayın cephe kapısına kadar bizi getirdi ler. Burada başka beş ağa bizi selamlayıp içeri soktu. Harem kısmına geçtik. Divanhane denilen büyük kabul salonunda Sultan'ın cariyeleri, altışarlı gruplar halinde dimdik duruyorlar dı. Her grubun başında yaşlı bir cariye vardı. Görevleri ayrıydı. Hepsi 24 cariye idi ve mücev herler içindeydiler. Sonradan bu mücevherlerin kendi malları olduğunu ve hizmetlerine karşılık kazandıklarını öğrendim.
Sani Ahmed Efendi Mevlevî şeyhlerinden olup Tokat’ta doğdu. Orada tahsilini ve çilesini tamamladıktan sonra bir müddet memleketinin mevlevîhanesinde şeyhlik yapıp bundan sonra Aydın dergâhı şeyhliğine nakletti. 1290 (m. 1873)’de bir iş için İstanbul'a gelişinde vefat ederek Yenikapı Mevlevîhanesine defnedilmiştir. Sohbetlerinde Mesnevi’den naklen buyurdu ki:
Seyyid Âdem Bennûrî hazretleri evliyânın büyüklerinden olup İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin talebelerindendir. Hindistan'da Serhend'in Bennûr kasabasında doğdu. Önceleri İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin halîfelerinden olan Hâce Hıdır'dan feyiz aldı. Sonra Hâce Hıdır'ın işâreti ile İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin huzurlarına kavuştu. Birkaç ay gibi kısa bir müddette, eşsiz derecelere ulaştı. İmâm-ı Rabbânî, Seyyid Âdem-i Bennûrî'ye icâzet verip, insanlara doğru yolu göstermek vazîfesi ile Bennûr'a gönderdi. Bir sohbetinde şunları anlattı:
İbrâhim Ca'beri, evliyânın büyüklerinden ve fıkıh âlimidir. Künyesi Ebû İshâk, ismi, İbrâhim, babasınınki Mudâd'dır. 1200 (H.597) yılında Ertuğrul Bey'in babası Süleymân Şah'ın kabrinin bulunduğu Suriye'deki Ca'ber kalesinde doğdu. Doğduğu yere nisbetle Ca'beri denildi.
İbrâhim Ca'beri hazretlerine, din-i İslâma hizmetlerinden dolayı "Takıyyüddin" ve "Burhânüddin" lakabları verildi. Şâfii mezhebi fıkıh bilgilerini öğrendi. Şam'da Ebü'l-Hasan Sehâvi'den hadis ilimleri tahsil etti. Kâhire'ye gitti. İlim öğretip ders verdi. Ebü'l-Hasan Şâzili hazretleriyle görüştü. Onun ölü kalbleri dirilten feyzlerinden istifâde etti.
Sultan Abdülmecid zamanında adamcağızın birisinin büyük miktarda borcu varmış. Elini neye atsa ters gidiyor. Zeyrek civarında, evine yakın bir dergaha gitmiş. Namazdan sonra Şeyh efendi, bu yabancıyı yanına çağırmış ve halini sormuş. O da:
"Efendi hazretleri, gırtlağa kadar borç içindeyim, neye elimi atsam kuruyor. Ne olur himmet!" demiş. Şeyh efendi:
"Evladım, sabah namazını 40 gün Yenicami'de kıl. Camiye gidip gelirken de 1000 adet istiğfar oku. Göreceksin, kırkıncı gün ne sıkıntın kalacak ne bir şey..."