Evlilik, Gözü Haramdan Daha Muhafaza Eder
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.667.901
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Sa’îd Eşec hazretleri hadîs ve tefsîr âlimidir. Zamanının imâmı olup, “Şeyh-ül-İslâm” diye bilinirdi. 257 (m. 865)’de Kûfe’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:
Fatih Sultan Mehmed Han devri, bilindiği üzere İslâmi ilimlerde olduğu kadar pozitif sahada da en hareketli ve verimli dönemini yaşamıştır. Başta Sultan Fatih olmak üzere devletin her kademesindeki yetkili, bu konuyla yakından ilgilenmiş ve ve bu sayede ilim adamları arasında büyük bir rekâbet başlamış, böylece medreseler harıl harıl çalışarak güçlü il im adamları yetiştirmek amacını gütmüşlerdir. Bu sıralarda İstanbul gibi Bursa da âdetâ bir ilim merkezi halinde bulunuyordu. Ülkenin her tarafından kabiliyetli talebeler oraya akın etmekte idi. O zamanlar Bursa'nın büyük tüccar larından Yusuf bin Salih adında bir şahsın çok zeki ve yetenekli bir oğlu vardı. Ne var ki, ismi Muslihiddin olan bu çocuk ile babası arasında anlayış bakımından çok büyük farklar bulunuyor du. Babada tüccar kafası, oğlunda ilim, irfan ve kültür kafası vardı. Aralarında bu konularda anlaşmazlıklar çıkıyordu.
Osmanlı Sultânı Üçüncü Murâd Hân ile Üftâde, bir gün sohbet ediyorlardı. Bir ara Üftâde, görünüşte lüzûmsuz bir takım el kol hareketleri yapmaya başladı. Mübârek yüzünün rengi, hâlden hâle giriyordu.Sonra eliyle bir yer sıvarmış gibi yaptı. Pâdişâh, âniden yapılan bu hareketlere önce bir mânâ veremedi. Sonra Üftâde'nin elinin siyahlaştığını görünce; "Efendi hazretleri! Niçin böyle hareketler yapmaya başladınız! Elinizin siyahlaşmasına sebep nedir?" diye sordu. O da; "Sultânım! Tebeanızdan bir balıkçı tayfası Karadeniz'in sularında balık tutuyordu. Tekneleri su alacak şekilde delindi. Bizden yardım istedikleri için biz de imdâdlarına yetişerek, teknelerini tâmir ettik. Bu sebeple elimiz karardı. Elhamdülillah müslümanların boğulmaktan kurtulmasına vesile olduk." buyurdu.
Feth bin Şahref, Horasan'da yaşamış olan büyük velilerdendir. Abdullah bin Ahmed bin Hanbel onun için, "Horasan toprağında Feth gibisi yetişmemiştir" buyurmuştur.
Feth bin Şahref, zühdü, takvası ile meşhurdu. Kendisine küçük günahlardan soruldu. O zaman;
"Günah kişinin yanında ne kadar küçük görülürse, Allahü teâlâ katında o derece büyük olur. Günah kişinin yanında ne kadar büyük görülürse, Allahü teâlânın katında da o derece küçük olur" buyurdu.
Takıyyüddin Muhammed el-Fütûhi hazretleri Hanbeli fıkıh âlimidir. 898 (m. 1492)'de Kahire'de doğdu. Burada medrese tahsilinden sonra Şam'a giderek ilmini ilerletti. Kahire'ye döndüğünde Hanbeli kâdılkudâtı olarak tayin edildi. 972 (m. 1564)'de vefat etti. Buyurdu ki:
Büyük Türk denizcisi İlyas Reis ve leventleri Rodosluların tuzağına düşmüşlerdi! Durum vahimdi. Çünkü bir levende yüz düşman düşüyordu. İlyas Reis, gözlerini düşman gemilerinden ayırmadan ilk emrini verdi:
-Amiral Gemisine "dirise edeceğiz" arkadaşlar!
İlk top atışı Rodoslulardan geldi. Bu, Türklerin teslim olmaları için bir ihtardı. Bir cevap alamayınca diğer gemiler de ateşe başladılar. Türk çektirisinden hâlâ ses çıkmıyordu. Leventler, sakin ve sessiz, etrafına düşen gülleler arasından kıvrıla kıvrıla ilerliyordu. Sonunda İlyas Reis'in gür sesi duyuldu:
-Hedef Amiral Gemisi! Ateeeş!..
Ebû'l-Haseni'l-Harkâni hazretleri şöyle anlatır:
İki kardeş vardı. Bu iki kardeşin hizmete muhtaç bir anneleri vardı. Her gece kardeşlerden biri annenin hizmeti ile meşgul olur, diğeri Allah Teâlâ'ya ibâdet ederdi. Bir akşam, Allah Teâlâ'ya ibâdet kardeş, yaptığı ibâdetten, duyduğu hazdan dolayı kardeşine:
- Bu gece de anneme sen hizmet et, ben ibâdet edeyim, dedi.