İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.654.305
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Uzun yıllar mesane hastalığından ıstırap çeken Sultan Reşat Han'a ölümünden iki yıl önce, Alman profesör İsrail tarafından başarılı bir ameliyat yapılmıştı. Yıldız sarayında bitkin halde yatmakta olan Padişah, ameliyat odası haline getirilen salona götürüldü. Doktorlar ve yardımcıları salonda bekliyorlardı. Ameliyat odasına girdiklerinde Padişah, oradakilerle ayrı ayrı helalleşti. Sonra da kıbleye dönerek:"Ey Büyük Allah!ım! Eğer ben milletim ve vatanım için hayırsız ve bahtsız isem beni şu ameliyat masasının üzerinden sağ kaldırma!" diye dua etti. büyük bir cesaret ve tevekkül ile ameliyat masasına uzandı. Yapılan başarılı ameliyat sonunda sıhhatine kavuştu ve iki yıl daha yaşadı.
Osmanlıların ilk Şeyhülislamı Molla Fenari (1350-1431) Şeyhülislam olmadan önce Bursa kadısı idi. Onun kadılığı sırasında bir adam pazardan bir at satın aldı. Fakat alış-verişin hemen arkasından atın hasta olduğunu farketti. Geri ver mesi gerekiyordu, ama satın aldığı adamı zorluk çıkartır, atın hastalığını kabul etmez diye önce kadıya gidip resmi kanaldan işi sağlama bağlamak istedi. Mahkemeye gittiğinde kadıyı (Molla Fenari) yerinde bulamadı. İşini ertesi güne bıraktı. Fakat at o gece öldü. Adam ertesi gün olanları kadıya anlattı, mağdur olduğunu, ne yapması gerektiğini sordu. Molla Fenari "Senin zararını ben ödeyeceğim" dedi. Adam hayretle kadıya baktı, "Niçin siz ödeyeceksiniz, konuyla hiçbir ilginiz ve suçunuz yok ki..." dedi. Molla Fenari, "Evet öyle görünüyor ama aslında benim de suçum büyük. Eğer sen dün makamıma geldiğinde ben yerimde olsaydım, olaya müdahale eder, atı geri verdirir, paranı iade ettirirdim. At da sahibinin elinde ölmüş olurdu. Bu imkân şimdi yok olmuştur. Senin zararına benim makamımda bulunmamam sebep olduğu için zararını ben ödeyeceğim" dedi ve ödedi.
Abdülkâdir Feyyûmî hazretleri Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerindendir. Birçok âlimden ders okudu. Şemseddîn-ı Remlî’nin yanında kalıp derslerine devam etti. Ondan, fıkıh ilmini öğrendi. Müftîlik ve müderrislik makamına yükseltildi. Birçok talebe kendisinden istifâde etti. İlmi ve fazileti ile meşhûr oldu. Çok kitap yazdı. 1022 (m. 1613) senesinde Mısır’da vefât etti.
Şâh Şücâ Kirmânî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. İran’da Kirman bölgesinde doğdu. 889 (H.276) da vefât etti. Ebû Türâb Nahşebî, Ebû Hafs, Ebû Ubeyd Busrî ve Yahyâ bin Muâz gibi âlimlerle sohbet etti.
Alâeddin-i Sâbir hazretleri, 1285 (H.684) senesinde Şemsüddin'e altı senelik mücâhedeye girmesini emretti. Buna "Habs-ı Kebir" denir ve bir kabrin içinde yapılırdı. Alâeddin-i Sâbir de bunu yapmıştı. Şemsüddin de;
"Başüstüne efendim!" dedi. Kabrin içine girerek nefsini terbiye etmeye başladı. Bu mücâhededen çıktığında hocası ona buyurdu ki:
Eskiden, yoldan geçen birisi, bahçesinde acâyip hareketler yapan bir adama sorar:-Niye öyle tepinip duruyorsun?-Keçe tepiyorum. Sıkıştırıp pazarda satacağım. Ne yapalım, fâni dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..-Başındaki çıngırak ne?-Çevredeki bahçelerin ekin ve meyvelerine kuşların gelmemesi için, çıngırakla ses çıkarıyorum. Sâhipleri de bana bunun için biraz ücret ödüyor. Ne yapalım, fâni dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..-Peki, sırtındaki yük nedir?