Kalb Ve Ruh, Cisim Değil, Cevherdir
İbrâhim Reyyâhî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimidir. 1180 (m. 1766)’da Tunus’un Tesfûr denilen bölgesinde doğdu. 1266 (m. 1850)’de Tunus’ta vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
16.575.796
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
İbrâhim Reyyâhî hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimidir. 1180 (m. 1766)’da Tunus’un Tesfûr denilen bölgesinde doğdu. 1266 (m. 1850)’de Tunus’ta vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Elian Cambell, hatıralarının bir yerinde ateşkes saatlerinden şöyle bahsetmektedir: "Ateşkes sırasında Türkler şehitlerini gömüyorlardı. Arkadaşlarımızdan birkaç kişi gönüllü olarak onlara yardım etmek istedi ve bu korkunç görevde dost ve düşman iş birliği yaptılar..."
Tahsin Bey, Birinci Dünya Savaşı öncesi İstanbul'da Beyoğlu Mutasarrıfı'dır. Rus Çarı'nın Büyükelçisi, Boğaz'daki elçiliğin önüne dikilen lamba direğinin kaldırılması için haber gönderir. Tahsin Bey merâmını anlatmak için kalkıp elçiliğe gider. İçeri girer. Bahçe merdivenlerinden yukarı çıkarken, Büyükelçi de bahçeye inmektedir. Tahsin Bey'i görünce, yanındaki bahçıvana sorar:-Kim bu adam? Bahçıvan anlatınca, Büyükelçi:-Atın bu adamı dışarıya! diye bağırır. Bir diyecekleri varsa, buraya sadrazamları gelsin!Aradan zaman geçer. Rusya'da ihtilâl olur. İstanbul'u, komünistlerden kaçan Beyaz Ruslar doldurur. Prensesi, kontu, generali ve daha niceleri... Sürünürler. Kadınlar, şimdikiler gibi, İstanbul'da sefâhet âlemlerinin sembolü olurlar.Tahsin Bey çocuklarına Fransızca hocası arar. İlticâcı Ruslar, ucuza ders verirler. Ucuz ücretle bir hoca bulunur. Bulunur amma, Tahsin Bey hocayı görünce hüzünlenir. Zira bulunan hoca, bir süre evvel kendisini kapıdan kovan eski Rus Büyükelçisi'dir. Oturduğu koltukla övünmek, ya da koltuğu kendisine vermiş olanla gururlanmak, ne korkunç şeydir...Kısacası, ne oldum deyip, ne olacağını hiç düşünmemek ne kötü bir hâldir
Hadis ilminde imâm olan İbni Mende-i İsfehâni "rahmetullahi aleyh" (Esmâ-i Sahâbi) kitâbının müellifidir. Dahâ pek çok eseri vardır. Bu mübarek zat, kendi yaşadığı bir hadiseyi şöyle anlatmıştır:
Hâce Abdülkebîr Evliyâ hazretleri büyük velilerdendir. Babası meşhûr âlim ve evliyâ Abdülkuddûs hazretleridir. Ne zaman doğduğu bilinmemektedir. Aslen Pâni-püt şehrindendir. "Şeyh-i kebîr", "Vâlâ pîr" lakabları verildi. On yedinci asrın ilk yarısında Pâni-püt şehrinde vefât etti.
Behâeddin Cümmeyzi hazretleri hadis, fıkıh ve kırâat âlimlerindendir. 559 (m. 1164)'de Mısır'da doğup, 649 (m. 1252)'de aynı yerde vefât etti. Talebelerine şöyle nasihat etti:
Hükümdarlardan biri, fakir bir kadının arsasına bir saray yapılmasını emretti. Arsa hükümdarın sarayına yakındı. Arsanın bedelini de ödemiyordu. Zavallı kadıncağızın bu arsasından başka hiçbirşeyi de yoktu. Ne yapsın, ne etsindi? Bu müşkilatı halletmesi için kadıya gitti. Hükümdarı şikayet etti. Zamanın Şeyhü'l-İslam'ı meseleyi dinleyip kadının haklı olduğuna hükmettikten sonra, hükümdara hiçbirşey söylemeden bir tane kazma ve kürek bir de çuval alarak geldi. Kadının arsasını kazıyor sonra da bu toprağı kürekle çuvala dolduruyor du. Bu işleri yaparken hükümdar da sarayından bu durumu seyrediyor ve kendi kendine: