Arkadaşında Kusur Aramayı Bırak, Sen Zarar Görürsün!
Ebû Nasr bin Ziyâd hazretleri Tâbiînin büyük velîlerdendir 712 (H.94) senesinde Basra'da vefât etti.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.161.864
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebû Nasr bin Ziyâd hazretleri Tâbiînin büyük velîlerdendir 712 (H.94) senesinde Basra'da vefât etti.
Çanakkale Harbi'nin dehşetli günlerinden birinde, Tayyar Paşamız; ordunun içinde sesi güzel ne kadar asker varsa, sabah namazından önce hep birden ezan okumaları emrini verir. Emri alan onlarca asker, şafak kızıllığı ile birlikte, davudi sadalarıyla o lahuti nağmeleri Çanakkale'nin kanla karışık soğuk sularına kadar dinletirler.Çok geçmeden düşman mevzilerinden taşa sarılmış kağıtla bir mesaj gelir. Açıp bakarlar, Farsça yazılmış bir not:"Bizler Hindistanlı Müslüman askerleriz. İngilizler bize, Almanlar'a karşı Osmanlı'nın yanında savaşacağımızı söylediler. Fakat biraz önce bir ezan sesi duyduk, siz kimsiniz?"Mehmetçiğin kanı donar adeta... Tarih, kandırılmışlığın böylesine pek az şahit olmuştur. Hemen cevap verilir:"Burası Osmanlı payitahtının kapısı... Bizler de asâkir-i Osmani'yiz...."Evet, aynı Allah'a inanan ve aynı kıbleye yönelen nice din kardeşimiz. İngilizler tarafından işte böyle kandırılmış, dünyanın öbür ucundan karşımıza getirilerek kardeşi kardeşe kırdırmak için kullanılmaya çalışılmıştı.
Hacı Bayram-ı Veli hazretleri Edirne'den ayrılırken kendisinden nasihat isteyen Sultan Murâd Hana şöyle dedi:"Tebean içinde herkesin yerini tanı, ileri gelenlere ikrâmda bulun. İlim sâhiplerine hürmet et. Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster. Halka yaklaş fâsıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk. Hiç kimseyi küçümseme ve hafife alma. İnsanlığında kusûr etme, sırrını hiç kimseye açma, iyice yakınlık peydâ etmedikçe, kimsenin arkadaşlığına güvenme. Cimri ve alçak insanlarla ahbablık kurma. Kötü olduğunu bildiğin hiçbir şeye ülfet etme. Seninle başkaları arasında bir toplantı akdedilir veya insanlarla aranızda bâzı beseleler görüşülürse, yâhut onlar bu meselelerde senin bildiğin hilafını iddiâ ederlerse, onlara hemen muhâlefet etme. Sana bir şey sorulursa, ona herkesin bildiği şekilde cevap ver. Sonra bu meselede şu veya bu şekilde görüş ve delillerin de bulunduğunu söyle. Senin bu türlü açıklamalarını dinleyen halk, hem senin değerini, hem de başka türlü düşünenlerin değerini tanımış olur. Sana bu görüş kimindir? diye sorarlarsa, fakihlerin bir kısmınındır, de. Onlar, verdiği cevâbı benimserler ve onu sürekli olarak yaparlarsa, senin kadrini daha iyi bilir ve mevkiine daha çok hürmet ederler."Seni ziyârete gelenlere ilimden bir şey öğret, böylece faydalansınlar. Herkes, öğrettiğin şeyi belleyip tatbik etsin. Onlara umûmi şeyleri öğret, ince meseleleri açma. Onlara güven ver, ahbablık kur. Zirâ dostluk, ilme devâmı sağlar. Bâzan da onlara yemek ikrâm et. İhtiyaçlarını temin et. Onların değer ve itibârlarını iyi tanı ve kusurlarını görme. Halka yumuşak muâmele et, müsâmaha göster. Hiçbir kimesye karşı bıkkınlık gösterme, onlardan biri imişsin gibi davran."
Seyyid Kasım Tebrizi hazretleri, İran'da yaşamış olan evliyânın meşhurlarından olup 1433 (H.837) senesinde vefât etti. Bir dersinde talebelerine buyurdu ki:
Mevlâna Hâlid hazretlerinin talebelerinden Şeyh İsmâil Enerâni vebâya yakalanmıştı. Abdullah-ı Herâti'ye haber gönderip, hemen gelmesini istedi!..
Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdi hazretleri, on sekizinci yüzyılın sonu ve on dokuzuncu yüzyılın başında Irak ve Şam'da yetişmiş büyük velilerdendir. "Silsile-i aliyye" adı verilen âlimler ve veliler zincirinin yirmi dokuzuncusudur. Asrının müceddidi idi...
Cemâlüddîn Gürânî hazretleri büyük âlim ve velîlerdendir. İran’da Güran kasabasında doğdu. Mısır’a giderek birçok âlim ve evliyâdan ilim öğrendi. 1367 (H.768) senesi Kâhire'de vefât etti.
Bir gün Yalova'dan İstanbul'a bir gemi gidiyordu. İstanbul'a yaklaştıkları sırada, şiddetli bir rüzgâr esmeye, dalgalar gittikçe büyümeye, gemiye şiddetle vurmaya başladı. Dalgaların vuruşundan tahtalar gıcırdıyordu. Gemi, koca denizde bir o tarafa, bir bu tarafa yalpalıyor, devrilecek gibi oluyordu. Yolcular ne yapacaklarını şaşırdılar. Herkes geminin bir tarafına birikince, tehlike daha da büyüdü. Kaptan, yolcuları teskin etmeye çalışıyor ve herkesin yerinde oturmasını tavsiye ediyordu. Herkes birbiriyle helâlleşiyor ve şimdiye kadar işlediği günahlarına tövbe ediyordu. Bâzıları da, kurtulmaları için adakta bulunuyordu. Yolcuların arasındaki bir genç, Fâtiha-i şerife ve İhlâs sûrelerini okuyarak, hâsıl olan sevâbı; Peygamber efendimizin, Eshâb-ı kirâmın, evliyânın, âlimlerin ve zamânın velilerinden Üftâde hazretlerinin rûh-ı şeriflerine hediye etti. Sonra da; "Yâ hazret-i Üftâde! Himmetinizi, yardımınızı istirhâm ediyorum." dedi.