Moğol Askerlerini Şam'dan Uzaklaştıran Mübarek Zat
Ebü'l-Hasan Harîrî hazretleri büyük velîlerdendir. 1247 (H. 645) senesinde Şam'da vefât etti. Şeyh Ebû Ali Mağribî'nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi. Çok kerametleri görüldü.
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.238.911
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ebü'l-Hasan Harîrî hazretleri büyük velîlerdendir. 1247 (H. 645) senesinde Şam'da vefât etti. Şeyh Ebû Ali Mağribî'nin sohbetlerinde bulunarak, kemâle geldi. Çok kerametleri görüldü.
Dahiliye Nâzırı Ahmet Reşit Bey anlatır:1902 yılı Ramazan ayının 15. günü Hırka-i Saadet'i ziyaretten dönen II. Abdülhamid Hân, Hazine-i Hümâyûn'da bulunan Sultan III. Mehmet'e ait murassâ sorgucu ister. Sorguç, bir heyet tarafından yerinden alınır ve Bağdat Köşkü'nde padişaha takdim olunur. Hasan Şevkı Bey, huzurdan çıkınca, Başmâbeynci Hacı Ali Paşa'ya dert yanar:"Efendimizin ulu ecdâdı, Hazine-i Hümâyûnlarına birçok şey koymuşlar, vermişler, fakat buradan bir habbe bile çıkarmamışlar ve alamamışlardır. Eğer şevketmeâb efendimiz bu sorgucu götüreceklerse, doğrusu bu âcizi çok mahzun edecekler."II. Abdülhamid Hân, kızı Ayşe Sultan'a yaptıracağı taca örnek tutmak için istemiştir sorgucu. İtiraz kendisine arz edildiğinde, bunu geçici olarak aldığını, bayramın birinci günü iade edeceğini belirtir ve Hasan Şevkı Bey'e teslim edilmek üzere, bir de senet imzalayarak verir. Ve bayram gelir çatar. Yıldız Sarayı'nda yapılan bayramlaşma töreninden sonra, Hasan Şevkı Bey, söz konusu senedi Başmâbeyncinin eline tutuşturur ve "iâdenin temin buyurulmasını" ister. II. Abdülhamid Hân da senedini geri alıp sorgucu verirken şöyle der:"Hasan Şevkı Bey'e selâm-ı şâhânemi söyle ve kendisinin vazifeşinaslığından memnun olduğumu da tebliğ et. Şu yüz altını da ver, bayram harçlığı yapsın."
Sultan Abdülhamid Han geleceği okuyordu: "Gazetelerin saltanat ve hilafete bu kadar tecavüzlerine bakılırsa, ne padişahlık ne de hilafet kalacak. Ben hatemü'l-mülük olacağım." Osmanlı ülkesinde, "hürriyet havaları"nın estiği böyle bir ortamda, Rumlar, özellikle de Ermeniler, çoğunlukta olduğu yerlerde, ticari yönden etkin oldukları ve "matbuat" da onların tekelinde olduğu yerlerde karmaşa ve isyanların önü-arkası kesilmiyordu.
Bahri Efendi Osmanlı âlim ve evliyasının büyüklerindendir. Samsun’un Vezirköprü ilçesinde doğdu. Tahsil hayâtına Samsun Sıbyan Mektebinde başladı. Sonra Amasya’ya giderek, buradaki medresede ilim öğrendi. İlim tahsiline devam etmek için İstanbul’a gitti. Bundan sonra Kâhire’de Şeyh Murtaza’dan ilim öğrenmek için Mısır’a gitti. Ondan yüksek ilimleri tahsil edip mezun oldu ve hocası onu insanlara doğru yolu anlatmak için memleketine gönderdi...
Ahmed Fahri Efendi, Celveti şeyhlerindendir. Tekirdağ'da Şarköy'de doğdu. Keşan'da Süleyman Zati Efendi'nin oğlu Hüseyin Şahin Efendi'ye intisab etti ve sülûkunu tamamlayarak hilâfet aldı. Sonra İstanbul'a gelerek Kasımpaşa'da Ali Efendi Dergâhında talebe yetiştirdi. 1214 (m. 1799)'da vefat etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Ahmed Selâvî hazretleri Osmanlı âlimlerindendir. 1206’da (m. 1791) Fas’ın Rabat şehrindeki Selâ köyünde doğdu. Mısır’a giderek Ezher’de ilim tahsil etti ve icazet aldı. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İsmâil Paşa kumandasında Sudan’a gönderdiği orduya katıldı. Osmanlı devleti Sudan’a hâkim olunca Mâlikî müftüsü oldu. Halvetiyye şeyhi Ahmed et-Tayyib’e intisap ederek ondan hilâfet aldı ve kızıyla evlendi.1256 (m. 1840)’da vefat etti. “el-Minahu’s-samediyye” isimli eseri akaide dairdir. Bu kitabında şöyle buyuruyor:
Bir zamanlar bir grup alim ve şair, "Encümen-i Bizebân" (Suskunlar cemiyeti-kulübü) adıyla bir cemiyet kurmuşlardı. Üye sayısı otuz kişiydi ve bunu arttırmıyorlardı. Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek, çok yazmak ve çok az konuşmaktı. Molla Cami hazretleri de gençliğinde, bu cemiyete girmek istiyordu. Günün birinde cemiyetin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için cemiyete geldi. Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan ulema heyetine gönderdi.