Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.587.050
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Sesi de güzel olan Evliya Çelebi, 1630'da, bir Kadir Gecesi, Ayasofya Camii'nde mukabele okurken, Sultan IV. Murat'ın, dikkatini çekmişti. Maiyetiyle camiye gelen Sultan, sesine hayran kaldığı bu genci sormuş, hakkında bilgi almıştı. Silâhdar Melek Ahmed Paşa'nın da aracılığıyla musahip olarak sarayda hizmete alınmasına irade buyrulmuştur. Evliya Çelebi'ye devlet kapısında memuriyet verilmesine aracılık eden Silâhdar Melek Ahmed Paşa, Evliya'nın teyzesinin kocasıydı.O günden sonra dört yıl süreyle sarayda padişah musahibi olarak kalmış, sonunda sipahiler zümresine katılarak, 1640 yılında meşhur seyahatlerine başlamıştı.
Zaman zaman tebdil-i kıyafet yaparak halkın arasına karışan Sultan II. Mahmud'un yolu, bir gün bir köye düşer. Burada tatlı dilli bir ihtiyara rastlar. Bununla ahbablığı epeyce ilerlettik ten sonra adama, İstanbul'a gelirse "Mahmud Ağa" diyerek kendisini aramasını ister. Gel zaman git zaman adam İstanbul'a gelir ve "Mahmud Ağa" isimli ahbabını ararken, saray adam ları tarafından farkedilerek alınır ve padişahın huzuruna götürülür. Birlikte yemek yerlerken, gözleri büyük bir şaşkınlıkla sarayı incelemektedir. Padişaha:
-Bu evi sen mi yaptın, yoksa babandan mı kaldı Mahmud Ağa! Diye sorar. Padişah:-Babamdan kaldı... der. Bunun üzerine adm:-Boşuna sordum. Sen kim, bu evi yapmak kim! Der.
Mehmed Hilmi Efendi son devir velilerindendir. Malatya'nın Dârende kazâsının Yenice nâhiyesinde doğdu. İlk tahsilini Dârende'de tamamlayan Hilmi Efendi, ihtisas için İstanbul'a gitti. Abdülaziz Han zamânında Fâtih Medresesinde tahsil gördü. Bu arada İstanbul'da Gümüşhâneli Ziyâeddin Efendinin ders ve sohbetlerine devâm etti ve halifelik icâzeti alıp, Dârende'ye döndü. Sonra da Sivas'ta Nalçacızâde Hacı Ahmed Efendiden feyiz aldı. Bu zâttan da icâzet aldı. Hâcı Ahmed Efendi, Küçük Âşık Efendi denilen Âşık Muhammed Mısri'nin bu da Hâlid-i Bağdâdi'nin halifesidir. Daha sonra Maraş'a yerleşti ve talebe yetiştirdi. 1916 (H.1334) yılında Maraş'ta vefât etti.
Ali Naki hazretleri "Oniki İmâm"ın onuncusudur. 829 (H.214) senesinde Medine'de doğdu. 868 (H.254)'de Bağdât'ta, Samarra nâhiyesinde vefât etti. Nesebi, Ali Hâdi bin Muhammed Cevad bin Ali Rızâ bin Mûsâ Kâzım bin Câfer-i Sâdık bin Muhammed Bâkır bin Ali Zeynelâbidin bin Hüseyin bin Ali bin Ebi Tâlib'dir...
Ahmed Tebâsî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1420 (H. 831)’de Tûnus’ta doğdu. Kerâmetler ve hârikalar sâhibi veliyyi kâmil Ahmed bin Mahlûf Şâbî'nin sohbetinde yetişti. 1523 (H.930) senesinde, Tûnus’ta Neferât beldesinde vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
İstanbul'dan Hacca giden İbrahim efendi adındaki bir zat, yolda yüzü kızararak sadaka isteyen bir dilenciye, başakları gibi beş on kuruş vererek başından savmadı ve ihtiyacını tamamen karşılayacak kadar para verdi.Bir sabah Kâbeyi tavaf ederken bu İbrahim efendi baktı ki, birisi bütün Müslümanların Kıblegahı yanında saygısızca uzanmış yatıyor. Hemen adamı uyandırdı ve:-Burada en küçük saygısızlık, en büyük günahı netice verir. İstirahatini başka yerde yap. Biz burada hürmet ve saygı ile tavaf ederken, senin laubalice yatışın bize ağır geliyor. Senin de günahın çoğalıyor.