İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.654.137
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Yavuz Sultan Selim Han zamânında, Molla Şemseddin diye bir saray hocası vardı. Teheccüd namazını kılan, iyi huylu bir zâttı. Yazması çok süratliydi ki, on günde bir mushaf-ı şerifi yazıp bitirirdi. Yavuz Sultan Selim Han, Mısır feth olununca, hocası, Halimi Efendiye buyurdu ki: "Şemseddin bize Tarih-i Vassâf yazsın." Halimi Çelebi, pâdişâhın emrini Şemseddin Efendiye bildirdikten sonra, Şemseddin Efendi yirmi beş gün mühlet alıp, Halimi Çelebi'nin evinde yazmaya başladı. Ancak Halimi Çelebi'yi ziyârete gelenler den bâzıları Molla Şemseddin'le tanış olduklarından onun hücresine de uğrarlar ve çalışmasına mâni olurlardı. Bunun için odasının kapısını kilitleyip ve üstten kapının sürgüsünü çekip hızla yazmayı sürdürdüğü sırada âniden yanında bir kimseyi oturur halde gördü. Korkup heyecanlandı.
Yavuz Sultan Selim, Safevilerle yapılan Çaldıran Savaşı'nda elde edilen zaferden sonra, İran sınırını güvenlik altına almak maksadıyla, İdris-i Bitlisi'yi, daha önce Şah İsmail'e bağlılık bildirmiş Kürt ve Türkmen emirlerinin Osmanlı Devleti'ne tâbi olmalarını sağlamak için, bölgeye göndermişti. Nitekim İdris-i Bitlisi buralarda çok başarılı çalışmalar yapmıştı. Osmanlı Devleti'ne tâbi olan emirlere, oturdukları yerler yurtluk ve ocaklık olarak ikta edilmiş, buradaki aşiretlerin Osmanlı Devleti'ne tâbi olmaları sağlanmıştı. Kanuni Sultan Süleyman, Tebriz seferinde Hemedan ve Kirmanşah yolunu takip edip Cebel-ü Hamrin, Sülükân Çayırı ve Leylan'dan geçerek 1534'te Kerkük şehrine girdi. Kerkük, Osmanlı idaresine girmeden önce de Türkmenlerin elinde bulunduğundan "Gökyurt" olarak adlandırılmış ve resmi kayıtlara böyle geçmiştir. Kanuni Sultan Süleyman Kerkük'te yirmi sekiz gün kaldı. Aynı sene içinde Kanuni'nin Bağdad seferi ve Bağdad'ın fethiyle Musul bölgesinde Osmanlı hâkimiyeti kesinleştirilerek altı sancak ihtiva eden eyalet merkezi yapıldı. Bazı kaynaklarda verilen bu bilgiye karşılık 1312 tarihli Musul salnâmesinde 1090 (1679-80) yılında Musul'un eyalet olduğu ve üç sancağı ihtiva ettiği belirtilmektedir.
Muâze el-Adeviyye hazretleri Tabiinden olup meşhur hanım hadis âlimesidir. 13 (m. 634)'de Basra'da doğdu. Yine Tabiinden Sıla bin Eşyem ile evlendi. Kocasından ve Eshab-ı kiramın bazılarından hadis rivayet etti ve hanımlara hadis ve fıkıh dersleri verdi.
Şeyh Mustafa Bekrî hazretleri evliyânın büyüklerindendir. 1688 (H.1099) senesinde Kudüs'te doğdu. Abdülganî Nablüsî hazretlerinin derslerini tâkib ederek, ileri gelen talebelerinden oldu, tefsîr ve hadîs ilimlerinde derin bilgilere sâhib oldu. Tasavvuf yolunu, Halvetiyye yolunun büyüklerinden Şeyh Abdüllatîf Halebî'den öğrendi. Birçok beldelere gitti. İstanbul, Şam, Mekke, Kudüs ve sonunda Kâhire'ye gitti ve burada 1749 (H.1162) senesinde vefât etti.
Kuddûsi Abdurrahman Efendi Halveti şeyhlerindendir. Manisa’da doğdu. İstanbul’a giderek Şeyh Abdülehad Nûrî hazretlerinin sohbetlerine katıldı. İcazet verilerek halifelerinden oldu ve Manisa’ya gönderildi, burada taliplerini yetiştirdi. 1080 (m. 1669)’da orada vefat etti. “Tuhfetü'l-Mülûk” ismindeki eserinde şöyle anlatmaktadır:
Trablusşam Nakib-ül-eşrâfı Şeyh Abdülfettâh Zağbi Efendi, Yûsuf Nebhâni hazretlerine şöyle anlatmıştır:
Bir defâsında bir arkadaşımız hastalanmıştı. Abdullah ibni Şeyh Hıdır ez-Zağbi'yi de yanımıza alıp ziyâretine gitmek istedik. Onu götürmekten maksadımız hastanın bereketlerinden istifâde ederek şifâya kavuşması idi. Ancak gitmek istemedi. Çok ısrar edince kabûl edip bizimle geldi. Hastanın yanına vardığımızda, şiddetli hastalığından hiç bir eser kalmadı. Ayağa kalkıp bizi karşıladı. "Hoş geldiniz." deyip konuştu. Ziyâreti yapıp yanından ayrıldık. Ayrılıp giderken yolda Şeyh Abdullah hazretleri; "Ben ölüyü diriltemem." dedi. Bu sözüyle ziyâretine gittiğimiz kişinin öleceğine işâret etmişti. Dedim ki: