Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.565.806
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Barbaros Hayrettin Paşa, Cezayir seferinde ordusu içinde bulunan kırk kişinin bir gece aynı rüyayı gördüklerini anlatır. Rüya şöyledir:
1423 senesinde, Sultan İkinci Murat Han, kendisine isyan ettirilen küçük kardeşi Mustafa'nın taraftarlarını sindirdikten sonra, çoktan beri Papalığın kışkırtmakta olduğu Kuzey Arnavutluk'taki, Mirdita beyi Ghion Kastriyoti'yi yatıştırmaya asker gönderdi. Türk ordusunun başındaki Evrenosoğlu İsa Bey kısa zamanda Mirdita'yı işgal edip, Beyi Kastriyoti'yi esir aldı. Ve bu kişiyi tekrar Beyliğine iade etti. Ancak ilerde yine isyan edebilme ihtimaline karşı, henüz onsekiz yaşındaki en küçük oğlu Georges Kastriyoti'yi, rehin olarak Osmanlı başkenti Edirne'ye gönderdi. Bu Arnavut delikanlısı, kendi isteği ile Müslüman olup, sevdiği İskender ismini aldı. Saray okulundaki diğer kurmaylarla beraber okutulup, Türk subayı yapıldı. 25 sene birçok harplerde bulunup; büyük birlikler idare etti ve kahramanlıkları görüldü.
Ahmed bin Atâ hazretleri evliyanın büyüklerindendir. 931 (H.319) yılında Bağdat'ta vefât etti. Cüneyd-i Bağdâdi, İbrâhim Mâristâni ve daha birçok âlimden ilim öğrenmiş, hadis-i şerif dinlemiştir.
Takıyyüddin Makdisi hazretleri, hadis ve Hanbeli mezhebi fıkıh âlimidir. Filistin ahâlisinden olduğu için "Makdisi" nisbet edildi. 679 (m. 1280) yılında vefât etti. Naklettiği Hadis-i şeriflerden bazıları:
Ahmed Ebyurdi hazretleri Hadis ve Şafii fıkıh âlimidir. Türkistan'da, Merv yakınlarına Ebyurd'da yaşadı. Beşinci asır sonlarına doğru vefât etti. Buyurdu ki:
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."