Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.541.271
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Bayezid Han, İstanbul'da yaptırdığı caminin açılışında hazır bulundu. Zenbilli Ali Efendinin kardeşi, meşhur âlim ve vâiz Muhyiddin Mehmed Çelebi'ye vaaz ettirdi. Padişah, camide ilk namaz kıldıracak olan kimsenin, büluğ çağından bugüne, bir defa ikindi namazının sünnetini terk etmemiş bir kimse olmasını arz ediyordu. Cemaate ilan edilince kimse çıkmadı. Padişah mecbur kalıp; "Elhamdülillah, müddet-i ömrümüzde hiçbir ikindi vaktinin sünnetini kaçırmadık" diyerek bizzat imamete geçti. Yine Bayezid Camiinin açılışında Hacı Bayram-ı Velinin yoluna mensup ilim, edeb ve vekar sahibi olan Baba Yusuf Sivrihisari, namazdan sonra kürsüye çıkıp öyle tesirli bir vaaz yaptı ki, Padişah ve camide bulunan cemaat ağlamaya başladılar. Ağlamalarıyla cami inledi. Caminin açılışını seyretmek için gelip dışarıda bekleyen Hristiyanlardan üçü, bu hal den çok etkilenerek derhal camiye girip Baba Yusuf Sivirhisari'nin huzurunda Müslüman oldular. Bu hadiseyi gören Sultan II. Bayezid Han, yaptırdığı caminin ilk açılışında böyle bir hadisenin vuku bulmasından dolayı çok sevinip memnun oldu. Müslüman olan 3 Hristiyana pek çok mal ve para hediye etti.
Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi Macaristan ile Avusturya sınırındaki Sigetvar üzerine oldu. Bu sefer sırasında da vefat etti. Haftalarca süren kuşatma sonunda, top ateşi altında kale duvarları delik deşik oldu ve harabeye döndü. Kaleyi savunan Avusturyalılar için artık kurtuluş yolu kalmamıştı. Bu durum karşısında Macar asıllı kale muhafızı, ölmek veya teslim olmak arasında bir tercih yapacaktı.
Hafız-ı Şirazi Büyük İslam şairidir. Asıl adı Şemseddin bin Kemaleddin'dir. 1318 (H. 720)'de İran'da, Şiraz'da doğdu. Küçük yaşta Kur'an-ı kerim okumayı öğrendi. Çeşitli kıraatlara göre okuduğu rivayet edilir. Tefsir ve nahv ilmiyle meşgul olmuş, Mevakıf adlı eseri iyice incelemiş ve zamanının medrese tahsilini tamamlamıştır. Yazdığı şiirler, Seyid Kasım Envar tarafından toplanmış ve Divan halinde basılmıştır. Şiirlerinde Allahü tealaya, Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem, evliyaya ve İslamiyete karşı duyduğu derin muhabbet ve sevgiyi halisane bir dil ile anlatmıştır. Divan çeşitli dillere çevrilmiştir. Türkçeye de çevirilmiş ve şerhleri yapılmıştır.
Mekki bin Ebi Tâlib hazretleri büyük kırâat ve tefsir âlimidir. 355 (m. 966)'da Tunus'ta Kayrevan'da dünyâya geldi. 437 (m. 1045)'de Endülüs'te (İspanya) Kurtuba'da (Cordoba) vefât etti. Mülk sûresinin fazileti hakkında buyurdu ki:
Ebü'l-Feth Ahmed Gazâlî hazretleri evliyânın büyüklerinden ve fıkıh âlimlerindendir. İmâm-ı Gazâlî hazretlerinin kardeşidir. İran’da Kazvin'de doğdu. Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı. Zamânındaki âlimlerin sohbetlerinde bulundu. Pek çok tasavvuf ehlini ziyâret edip, hizmet etti. Sonra Bağdât'ta vaaz meclisi kurdu. 1126 (H.520) senesinde Kazvin'de vefât etti. Ahmed Gazâlî hazretleri vaazlarının birinde Lâ ilâhe illallah lafzının faziletini şöyle anlattı:
Fakih Îsâ bin Muhammed şöyle anlatır:
Uzak bir diyârda idim. Abdullah el-Ayderûs'u açıkça bulunduğum yerde görmeyi temenni etmiştim. Mescide gittim. Oraya bir dilenci ve yanında birisi gelip benden bir şey istedi. Bir şey vermedim. Oradan ayrılıp başka yere gittim. O dilenci ve yanındaki kişi benim arkamdan geldi. Sonra yine yanıma yaklaşarak benden bir şeyler istedi. Yine yüz vermedim. Bunun üzerine o dilenci ve yanındaki ayrılıp gitti. Bir müddet sonra ben, Abdullah el-Ayderûs'un bulunduğu yere döndüm. Şeyh Abdullah'ın yanına giderek; "Ben sizi gittiğim yerde alenen görmeyi temenni ettim. Lâkin bu isteğim hâsıl olmadı." dedim. Bunun üzerine Ebû Muhammed el-Ayderûs ; "Sana aleni görünmem hâsıl oldu. Falan gün duhâ vaktinde sen falan mescidde idin. Senin yanına bir dilenci geldi. Yanında birisi de vardı. Senden bir şeyler istediler. Onlara bir şey vermedin. Sonra kalkıp bir yere gittin. Onlar da seni tâkib etti ve yine bir şeyler istediler. Yine yüz vermedin. İşte o dilencinin yanındaki ben idim. Ben, senin yanına o kılıkla gelmiştim." dedi. Ben; "Efendim! Sizin dedikleriniz doğrudur. Fakat o size fazla benzemiyordu." deyince, Şeyh Abdullah da; "Eğer ben bu hâlimle senin yanına gelse idim, sen beni tanır ve insanlara haber verirdin." buyurdu.