İhlâs Elde Edilmedikçe, Kurtuluşa Erişilemez
Şeyh İbn-i Beşşâr hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir. 925 (H.313) senesinde Akabe'de vefât etti. Bu mübarek zat, derslerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.264.885
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Şeyh İbn-i Beşşâr hazretleri Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir. 925 (H.313) senesinde Akabe'de vefât etti. Bu mübarek zat, derslerinde buyurdu ki:
Fatih, İstanbul'u fethettiği zaman, burada yaşayan Rumları öldürtmemiş ve onlara inanç serbestliği vererek Patriklerini bile görev de bırakmıştı. Fakat bir müddet sonra eski Bizanslılardan bazıları İstanbul'u yeniden ele geçirmek için Avrupa'da gizli anlaşmalar yapmışlardı. Bu durum üzerine zamanın padişahı Yavuz Sultan Selim, İstanbul'daki Rumların ya Müslüman olmaları veya şehri terketmeleri ni emretti. Vezirler, padişahtan çekindikleri için bu emir karşısında ağızlarını açamadılar. Fakat zamanın Müftisi Zembilli Ali Efendi'ye müracaat ettiler. Bunun üzerine Ali Efendi:
"Fatih İstanbul'u zaptedince Rumlara eman ve ferman vermiştir. Bu sebeple padişahın bu emrini yerine getirmek caiz değildir" dedi ve bu şekilde bir fetva yazarak Yavuz'a gönderdi. Padişah:
"Fermanı görelim!" diye itiraz etti. Zira bu ferman, bir yangında yok olmuştu. Buna karşılık Zembilli Ali Efendi: "Şahidlerle isbatı da kafidir" diyerek, bu fermanı gören yaşlı iki yeniçerinin şahidliği ile davayı Yavuz'un aleyhine neticelendirdi.
İzdin (Zeytin) Voyvodası Ali Ağanın oğlu olan İbrâhim Paşa, Nevşehir'de dünyâya geldi. İş bulmak için İstanbul'a gelmiş ve Eski Saray masraf kâtibi Mustafa Efendinin delâletiyle (tavsiyesiyle) 1689'da sarayın helvacı ocağına, daha sonra eski saray baltacıları ocağına kaydolmuştur. İbrâhim Efendi hizmetleri ile yükselip Dârüssaâde ağasının yazıcı halifesi olarak Pâdişâhın bulunduğu Edirne'ye gitti. Şehzâde Ahmed'in pâdişâh olmasından sonra 1703'te Dârüssaâde ağası yazıcılığına tâyin edildi. Bu vazifedeyken pâdişâhın itimât ve teveccühünü kazandı. Ancak Sadrâzam olan Çorlulu Ali Paşa onu Edirne'ye gönderdi.1715'te Mora Seferine çıkanVeziriâzam ŞehidAli Paşa, İbrâhim Efendiyi mevkûfâtçı lıkla berâberinde götürdü. Buranın alınmasından sonra da tahrir (kâtiplik) işi ile vazifelendi rildi.
Abdülvaris bin Said hazretleri büyük fıkıh ve hadis âlimidir. Hicri 120 yılında (m. 737) doğdu. 180 (m. 796) yılında Basra'da vefât etti. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Radıyyüddin Muhammed el-Halebi hazretleri Hanbeli fıkıh âlimidir. 908 (1502)'de Halep'te doğdu. Şam ve Halep'te fıkıh tahsil etti. Halep'te başmüderris oldu ve talebe yetiştirdi. 971 'de (m. 1563) Halep'te vefat etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Ebû Muhammed Beyyâni hazretleri tefsir ve hadis âlimidir. 247 (m. 861)'de Endülüs'te (İspanya) Beyyane'de (Baena) doğdu. 340 (m. 951)'de Kurtuba'da (Cordoba) vefât etti. Naklettiği hadis-i şeriflerden bazıları:
Niyâzi-i Mısri, devamlı ibâdet ve tâatla meşgûl olduğu sırada, bir gece rüyâsında Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretlerini gördü. Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri büyük bir taht üzerinde oturmaktaydı. Etrâfına talebeleri toplanmıştı. Niyâzi-i Mısri, kendisini onların arasın da görünce, hayâsından dışarı çıkmaya yol ve fırsat aradığı bir sırada, Seyyid Abdülkâdir-i Geylâni hazretleri, onu yanına çağırıp, bir kese altın hediye verdi ve; "Senin nasibin diyâr-ı Rûm'dadır. Mısır'da değildir." buyurdu. Ertesi gün Niyâzi-i Mısri bu rüyâsını hocasına anlatın ca, hocası hemen ona hilâfet verdi ve duâ etti. Bunun neticesinde Niyâzi-i Mısri 1646 sene sinde Mısır'dan ayrılarak İstanbul'a gitti. İstanbul'da Sultanahmed Câmii civârında Sokullu Mehmed Paşa dergâhında ikâmet edip, uzun süre riyâzette kaldı. Kaldığı odada çok gözyaşı döktü. Halil Paşa, Niyâzi-i Mısri hazretlerinin kaldığı odanın döşemelerini yenilemek için teşebbüste bulunduğu zaman, Niyâzi-i Mısri hazretlerini rüyâsında gördü. Rüyâda "Gözlerimin yaşı ile yıkanmış olan tahtaları muhâfaza ediniz." diye emretmesi üzerine, tahtalarını muhâfaza etmek sûretiyle odayı tâmir etti.