İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.652.698
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Büyük ve uzun ömürlü devletler üstün adaletle kâimdir. Zulüm üzerine kurulmuş devlet ve imparatorluklarda olmuş ise de ömürleri kısa sürmüştür. Kendisine mahsus hususiyetleri, bilhassa kendi dışındaki dinlere tanıdığı çok geniş haklar, daha doğru bir ifade ile diğer dinlerin islerine, ibâdetlerine ve âdetlerine hiç karışmamakla özellik gösteren Türk adaleti çok yüksek meziyetlere sahip bir adalettir.Onaltinci yüzyıl için F. Dowey söyle demektedir; "Birçok Hıristiyan, adaleti ağır ve kararsız olan Hıristiyan ülkelerindeki yurtlarını bırakarak, Osmanlı ülkelerine gelip yerleşiyorlardı. Onbesinci yüzyıl için F. Babinger ise; "Osmanlı padişahının ülkesinde herkes kendi hâlinde.bahtiyâr olabilirdi. Mutlak bir dini hürriyet hüküm sürerdi ve kimse su veya bu inanca sahip olduğundan dolayı bir güçlükle karsılaşmazdı." demektedir. Bizzat padişah adalete itaat ederdi. Üçüncü Sultan Mustafa Hân (1757-1774) beylerbeyi sarayını genişletmek istemişti. Bunun için civardaki bir dul kadının arsasını almak lâzımdı. Kadın arsasını satmak istemeyince, padişah zorla arsayı almayı aklından geçirmedi. Fakat sarayın eskiyen bir kısmını yıktırdı ve halka mahsus bir bahçe hâline getirdi.
Yavuz Sultan Selim Hân'ın sırdaşı ve yoldaşı olan, birçok dil de bilen ve âlim bir zat olan Hasan Can'a, birgün Sultan der ki:-Bu gece rüyâmda Muhammed Bahşi hazretlerini gördüm. Beyaz bir elbise giymiş, yolcu luğa hazırlanıyordu.Hasan Can, gayriihtiyâri olarak cevap verir:-Âhıret yolculuğu olsa gerektir.Sultan'ın bu cevâba canı sıkılır. -Sen bilmez misin? Rüyâlar tâbire bağlıdır. Eğer şeyh hazretlerine birşey olursa, sakın gözüme gözükme! Çok geçmez, Muhammed Bahşi hazretlerinin vefât haberi gelir. Hasan Can hâl ehli dir, telâşlanmaz. Sultan'a der ki; -Araştıralım. Eğer benim tâbirimden sonra vefât ettiyse cezâya râzıyım. Ama önce vefât etti ise, Sultanım bu fakire bir hediye verse gerek.Araştırmalar sonunda Hasan Can haklı çıkar. Sultan, kaftanını çıkarır, bir kese altın la birlikte hediye eder. Hasan Can kaftanı alır, parayı da fakirlere dağıtıp sevâbını Muham med Bahşi hazretlerinin rûhuna hediye eder.
Süfyân bin Abdullah hazretleri on üçüncü asırda Yemen'de yaşamış olan meşhur velilerdendir. Çok kerameti görülmüştür. Bazı menkıbeleri şöyle anlatılır:
Estonibelgrad kalesi Avusturya ordusu tarafından kuşatılmıştı. Buradaki müdafiler, sularını ve yiyeceklerini dışarıdan almak zorundaydılar. Asıl Osmanlı ordusu her zamanki gibi güneye, kışlağa çekilmişti. Kışı ise pek amansızdı. Bir müddet sonra açlık ve susuzluk bastırdı. Kuru soğuk vardı. Kar da yağmıyordu ki, eritip içsinler...
Kale kumandanı: "Baharda burasını nasıl olsa tekrar zapt ederiz" diye düşünerek, "vire" işini tatbike koymaya başladı. Yani anlaşarak kaleyi silahlarıyla beraber terk edeceklerdi. Ancak, kaledeki akıncılardan Yahya Ağa, sekiz arkadaşı ile beraber "vire"yi kabul etmedi. Bu dokuz kafadar, sabah namazından sonra kaleden çıkan akıncıların, iyice uzaklaşıp uzak ufukta kaybolmalarını beklemişlerdi...
Sehl bin Abdullah Tüsterî hazretleri büyük velîlerdendir. 815 (H.200) yılında Horasan'ın Tüster şehrinde doğdu. 896 (H.283) de Basra'da vefât etti. Evliyânın büyüklerinden Zünnûn-i Mısrî hazretlerini gördü ve ona talebe olmakla şereflendi. Küçük yaştan îtibâren hârikulâde hallere kavuştu. Hocasına bağlılığı çok fazla idi...
Rumelili yüzbaşı İbrâhim Ağa adında bir kimse Bolu'da bir müddet vazife yaptı. Memleketine döneceği zaman Mustafa Sâfi Efendiyle vedâlaşmak için ziyâretine gitti. Vedâlaşıp giderken yüzbaşı İbrâhim Efendiye; "Yolculuğunuz sırasında sıkıntıya düşerseniz bizi hatırlayınız. Selâmetle memleketine ulaşırsın." dedi. Yüzbaşı İbrâhim Ağa bir gemiye binip yola çıktı. Denizde bir müddet yol aldıktan sonra fırtına çıkıp, bindiği gemi batmaya yüz tuttu. Yüzbaşı İbrâhim Ağa suyun dibine doğru batarken Mustafa Sâfi Efendinin kendisine vedâlaşırken söylediği sözü hatırlayıp, Allahü teâlânın izniyle Mustafa Sâfi Efendinin rûhâniyetinden yardım istedi. O anda Mustafa Sâfi Efendi gözüküp onu elinden tuttu ve sudan çıkardı. Sonra da; "Suyun üzerinde bağdaş kur otur! Korkma bir gemi gelip seni kurtaracak!" buyurmuştur. Biraz sonra bir gemi gelip onu kurtarmış ve memleketinin sâhiline götürüp bırakmıştır. Bu hâdiseden sonra Yüzbaşıİbrâhim Ağa memleketinden Bolu'ya giderek Mustafa Sâfi Efendiye talebe olmuş ve ömrü boyunca orada kalmıştır