Allah, Sizin Için Kolaylık Diler
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.585.941
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Ömer bin Muhammed el-Ezdî hazretleri Mâlikî mezhebindeki fıkıh ve hadîs âlimlerindendir. 289 (m. 902) senesinde Bağdâd’da doğdu. 328 (m. 940)’da vefât etti. Şöyle nakletmiştir:
Sultan Abdülmecid devrinin meşhur paşalarından biri, hanımından yana dertliymiş. Paşa, kıskançlığı dillere destan olan bu hanımından dostlarına her fırsatta şikâyet eder dururmuş.Yaşanmış bir vak'adır; Paşa, eski sadrâzam Benderli Selim Paşa'nın Ağayokuşu'ndaki konağını pek beğenirmiş. Bir gün buranın satışa çıkarıldığını duymuş ve hemen adamlarını gönderip müşteri olmuş. Oysa konak o çevrede uğursuz diye bilinir, hakkında bin türlü ecinni hikâyeleri anlatılırmış. Paşa'nın eski dostu Şerif Abdülmuttalib Efendi durumu bildiğinden kendisini ikaz etmek istemiş ve bir sabah Paşa'nın yalısına uğramış. Söz sırası gelince;" Aman Paşa hazretleri, demiş, siz bu konağı bilmezsiniz. Şimdiye kadar sahiplerine hiç uğur getirmedi. Kim sahip oldu ise yakın vakitte ya bir kazâya kurban gittiler, ya felâketten başlarını kurtaramadılar!Paşa önce bu sözlere aldırış etmemişse de, arkadaşının ısrarları uzayınca, sırtını sıvazlayıp şöyle demiş:" Efendi hazretleri, siz hiç merak buyurmayınız. Ben onu satın alırken, tapusunu hanımın üzerine çıkartacağım!
Bir gün Ahmed Câhidi Efendi, Çanakkale'ye geçmek için Kilidü'l-Bahr iskelesine geldi. Parası olmadığı için zamânın kayıkçıları kendisini kayığa almadılar. Üzgün bir hâlde dönüp evine geldi. Kendisini gören hanımı Kerime Hâtun niçin gitmediğini sordu. Câhidi hazretlerinin kayığa alınmadığını söylemesi üzerine de; "Al şu seccadeyi de bin üzerine, Çanakkale'ye geç-gel." dedi. Bu şekilde Çanakkale'ye geçen Câhidi Efendiyi gören kayıkçılar şaşırıp kaldılar. Böylece onun büyük bir veli olduğunu anladılar.Talebelerinden birisinin sohbet esnâsında kalbin ne şekilde terbiye edileceğine dâir sorduğu suâle Ahmed Câhidi hazretleri şu cevâbı verdi:
Mecdüddin Zünkelûni hazretleri Şafii mezhebi fıkıh âlimlerindendir. 679 (m. 1280) senesinde doğdu. 740 (m. 1339)'da Mısır'da vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Tâvûs bin Keysân hazretleri, büyük bir hadis âlimi olup, aynı zamanda fıkıh ve tefsir ilminde de pek ileri dereceye sâhipti. Allahü teâlâya yalvarmaktan büyük haz duyan bir zâttı. Uzun zaman ayakta ibâdet etmekten yorulmazdı. Çok namaz kıldığı için, alnında "secde izi" oluşmuştu. Yatağına yattığı zaman, sağa sola döner rahat edemez, bunun üzerine kalkar sabaha kadar namaz kılar ve; "Âbidlerin uykusu, Cehennem'i hatırlamaktır" derdi. Bu mübarek zat, kırk defa hacca gitmiştir...
Vaktiyle Durmuş adında bir şaklaban vardı. Bu adam hem kervanbaşıydı hem de kervanda bulunanları eğlendiriyordu. Bir gün kervan bir şehrin kenarında konakladı. Durmuş, ihtiyaç için çarşıya gitti, dükkanlara bakarken yanına birisi sokuldu ve Durmuş'a şöyle bir teklifte bulundu:
-Merhaba ahbap! Sen burada ne yapıyorsun? Benim tam senin gibi bir adama ihtiyacım vardı. Mahkemede bana yalancı şahitlik yaparsan sana bir kese altın vereceğim!..
Eskiden, yoldan geçen birisi, bahçesinde acâyip hareketler yapan bir adama sorar:-Niye öyle tepinip duruyorsun?-Keçe tepiyorum. Sıkıştırıp pazarda satacağım. Ne yapalım, fâni dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..-Başındaki çıngırak ne?-Çevredeki bahçelerin ekin ve meyvelerine kuşların gelmemesi için, çıngırakla ses çıkarıyorum. Sâhipleri de bana bunun için biraz ücret ödüyor. Ne yapalım, fâni dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!..-Peki, sırtındaki yük nedir?