İnsanın Kemâli, Fâni Olduğunu Anlamasıdır
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.652.266
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Tâhir Uryân-ı Hemedânî hazretleri tanınmış velîlerdendir. İran'ın Hemedan şehrinde doğdu. 1010 (H.401) senesinde aynı yerde vefât etti. Çok kerametleri görüldü. Sohbetlerinde buyurdu ki:
Osmanlı devletinin Avrupa'ya açılmaya başladığı ilk yıllarada yurtdışına gönderilen elçiler gelecek yüzyılın mimarları olmaya aday kişilerdi. Bu insanların oralara gidip gördükleri, yaşadıkları tecrübeler yeni kurulacak devlet yapsının en önemki taşları olacaklardı. Osmanlı Devleti'nin ilk Fransa daimi elçisi Moralı Ali Efendi 2 Nisanda Osmanlı sancağı taşıyan Venedik gemisiyle, Ege denizinden Akdenize açılarak yol çıkar. 38 günlük bir yolculukdan sonra Messına, akabinde Marsilya'ya varan Ali Efendi hemen karantinaya alınır. Bu uygulama, o devirde tüm Avrupa limanlarında veba vb. salgınlara karşı uygulanan yöntemdir. Yolcuların bu karantina süresinde de pasaport,gümrük vs. işleride yapılmaktadır.
Ramazan'ın 27. gecesi Kadir Alayı düzenlenirdi. Kadir Alayı, 19. ve 20. yüzyıllarda, Sultan II. Mahmud Hân'ın yaptırdığı Tophâne'deki Nusretiye Câmii ile Yıldız'daki Hamidiyye Câmii meydanında yapılırdı. Gece, çevresi renkli fenerler ve fânuslarla donatılan câmi meydanı, bir ışık dünyası hâline gelirdi. Hava kararmadan önce, Harem'de bulunan kadınlar ve sultanlar iki atın çektiği arabalara binerler, meydanda kendilerine ayrılan yerlerde dururlardı. Arabalardan inmezlerdi. Arabaların perdeleri inik dururdu.
Muhammed Rukiyye hazretleri büyük velilerdendir. 1494 (H. 900) senesinde vefât etti. Tasavvuf yolunu Yûsuf Mahdûm'dan öğrendi. Zâhiri ilimlerde eşsiz, tasavvuftaki derecesi çok yüksekti. Talebelerine şöyle buyurdu: "Size bu yolda lâzım olan, mücâhede ve riyâzeti elden bırakmamak, bu yolun âdâbına gereği gibi riâyet etmek, bu yolun temeli olan doğru söze ve helâl yemeye devâm etmektir."
Beşikçizâde Süleymân Halvetî Efendi Osmanlı âlim ve velîlerindendir. İstanbul’da Fındıkzâde Kızılelma Caddesi üzerinde kurduğu Beşikçizâde Tekkesinde, yıllarca İslâmiyetin emir ve yasaklarını anlattıktan sonra 1799'da vefât etti. Sohbetlerinde buyurdu ki:
İbrâhim Kabâdi hazretleri, İmâm-ı A'zam Ebû Hanife hazretlerinin akrabâlarındandır. 1446 (H.850) târihinde hac dönüşü Mısır'da vefât etti. Vefât ettiklerinde yaşı yüzü geçmişti. Vefatından kısa bir zaman önce buyurdu ki:
Zamânın sultânı Melik Zâhir Mücirüddin, bir defâsında Abdullah el-Acemi hazretlerinin köyüne gitmişti. Abdullah el-Acemi bahçelerde bekçilik yapıyordu. Melik onu bir bahçe içinde görüp:
"Ey Genç! Bize tatlı bir nar getir." deyince, bulunduğu bahçedeki bir nar ağacından nar koparıp götürdü. Melik kesip tadına baktı ve; "Bu nar ekşi sen nasıl bekçisin narın ekşisini tatlısını ayırd edemiyorsun?" dedi.
Abdullah el-Acemi kendisine âid olmayan meyvelerden hiç yemediği için, ekşisini tatlısını bilmiyordu. Melik'in sözleri üzerine hem üzüldü hem de mahcûb oldu. Gidip bir ağacın altında namaza durdu ve iki rekat namaz kılıp şöyle duâ etti: "Yâ Rabbi bana hangi narın tatlı olduğunu bildir, gidip Melik'e vereyim..."