Allahü Teâlânın Azabı Çok Şiddetlidir!
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.565.586
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdurrahmân bin Ebî Zinâd hazretleri hadîs ve fıkıh âlimlerindendir. 100 (m. 718) senesinde doğdu. 174 (m. 790) senesinde Bağdâd’da vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
Fatih Sultan Mehmed'in sadrazamlarından Mahmut Paşa da, tarihimizde cömertliği ile ünlüydü. Mahmutpaşa Çarşısı, bu çarşının üstündeki zarif cami, ayrıca İstanbul'dan başka Ankara, Bursa, Edirne ve Sofya'daki birçok vakıf eser, onun adını günümüzde de yaşatmaktadır.Her vesile ile yoksullara yardım etmekten zevk alan Mahmut Paşa, Ramazan ayı geldiğinde kesenin ağzını büsbütün açardı. Ele konağında verdiği iftar ziyafetleri dillere destandı. Buradaki ziyafetin, başka zengin evlerinde rastlanmayan bir özelliği olduğu için... Onun sofrasında oruç açanlar, her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini dört gözle beklerlerdi. Dişlerine takılma ihtimali olan sert bir nesneyi yakalama ümidiyle... Çünki, Paşa, kazanlarda pilav pişirilirken, içine altınlar attırırdı. İşte bu olay, hâlâ herkesin bildiği ve kullandığı bir atasözümüzün doğmasına sebep oldu: "Kısmetinde olanın kaşığına çıkar."
Orhan Gazinin oğlu Süleyman Paşanın Rumeli'de giriştiği fütuhat, küffar diyarında görülmedik bir tesir bıraktı. Balkanlardaki krallar, Bizans İmparatoruna gönderdikleri haberde:"Şimdiye kadar Rum ülkesi, Müslüman saldırılarından korunabilmekteyken, İslam ordularının askısı iyice artmış ve güçleri çoğalmıştır. Karşı çıkmakta gevşeklik gösterirsek, hepimizin yok olmasına ve onların güçlenmesine yol açılmış olur. Henüz ayakları iyice yere basmadan onları topraklarımızdan kovmak için birlikte hareket edelim."
Muhammed bin Abdülvâhid Bâverdi hazretleri Hadis İmâmı, yani yüzbin hadis-i şerifi, râvileriyle birlikte ezbere bilirdi. 261 (m. 875)'de İran'da Bâverd'de doğdu. 345 (m. 956)'da Bağdâd'da vefât etti. Naklettiği bazı Hadis-i şerifler:
Fahrülislâm Kaffâl Şâşî hazretleri Şafiî mezhebi fıkıh âlimidir. 429 (m. 1037) senesinde Diyarbekir’e bağlı Meyâfarkîn’de (Silvan’da) doğdu. Burada ilk tahsilinden sonra ilim öğrenmek için Tus’a ve Bağdad’a gitti. Meşhur âlimlerden ilim tahsil edip icazet aldıktan sonra Nizamiye Medresesi’ne müderris olarak tayin edildi. 507 (m. 1113)’de orada vefât etti. Bir dersinde şunları anlattı:
Ramazan... Cuma günü... Cuma vakti... Cami... Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde... Girenlerin arasında... O... Hızır... Hızır aleyhisselam da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor... Hızır'ın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta. Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır aleyhisselam adamı dürtüklüyor: -Uyuyacaksın, der.Adam: -Uyumam, beni rahat bırak. Hızır aleyhisselam ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek: -Uyuyacaksın dedim, der.Adam: -Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz. Hızır aleyhisselam susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah'a yönelerek: -Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştir ki bendeki listede bunun ismi yok. Cevap gelir: -Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden...