Cimrilik, Sizden Önceki Ümmetleri Helak Etmiştir
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.542.520
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Abdullah bin Nümeyr hazretleri hadîs âlimlerinin meşhûrlarındandır. 115 (m. 733) senesinde doğdu. 199 (m. 814)’de vefât etti. Rivâyet ettiği hadîs-i şeriflerden bazıları:
1912 senesinde İstanbul'a gelen İngiliz kadın yazarlardan Grace Elliot, bir prenses ile görüşmek için temaslara başladı. Fatma Hanım isimli bir kadınla tanışmıştı. Onun vasıtasıyla, 3 sene önce tahttan indirilmiş olan Sultan II. Abdülhamid Han'ın ikinci kızı, 36 yaşındaki Naime Sultan'dan randevu alabildi. Birlikte, onun Ortaköy'deki Sahil sarayına gittiler. Grace Elliot, Naime Sultan tarafından kabulünü şöyle anlatır:"Bahçe kapısında 5 ağa tarafından karşılandık. Sarayın cephe kapısına kadar bizi getirdi ler. Burada başka beş ağa bizi selamlayıp içeri soktu. Harem kısmına geçtik. Divanhane denilen büyük kabul salonunda Sultan'ın cariyeleri, altışarlı gruplar halinde dimdik duruyorlar dı. Her grubun başında yaşlı bir cariye vardı. Görevleri ayrıydı. Hepsi 24 cariye idi ve mücev herler içindeydiler. Sonradan bu mücevherlerin kendi malları olduğunu ve hizmetlerine karşılık kazandıklarını öğrendim.
Abdülezel Paşa, şehid olduğu son savaşında askerlerine şöyle hitâb etmişti:"Askerlerim! Yiğitlerim! Kahraman evlâtlarım? Dinimize, namusumuza ve vatanımıza göz diken" düşmana haddini bildirmenin tam zamanıdır! Bilirsiniz ki hâinler korkak olur. Biz düşman üzerine yürürsek onlar kaçarlar. Hep beraber Allah, Allah! diyerek hücum edelim!..."Sonra da Papalivata, Tirpan ve Misfaki tepelerini göstererek söyle dedi: "Aslanlarım! Şu gördüğünüz tepenin zaptı bizim için çok mühim ve pek şanlı bir muzafferiyet kazandıracaktır. Siz ki Milona geçidi gibi en zor geçidi aşıp, en çetin yerlere hücum ederek Osmanlı'nın kahramanlığını bütün cihâna gösterdiniz. Siz kahramanların evlâtlarısınız. Allahü teâlânın yardımı ile, su tepenin üzerinde vuku bulacak kahramanca bir hücumla zâten gözü yılmış olan düşmanı tamamen perişan edeceğinizi, sancağımızı oraya dikerek Osmanlının şânını yücelteceğinizi ümid ediyorum. Eğer bu tepeyi zaptederseniz önümüzde çiçeklerle süslenmiş geniş bir zafer sahrası açılacak. Bütün İslâm âlemi ve Osmanlılar, sizin bu kahraman muzafferiyetinizden dolayı ilân-i şükran ve iftihar edeceklerdir. Analarınız sizi bugün için doğurdu, bugün için büyüttü!
Yazıcızâde Ahmed-i Bîcân Osmanlı evliyasındandır. 1455 (H.859)’da Gelibolu'da vefât etti. Küçük yaşta ilim tahsîline başladı. Zâhirî ilimlerdeki tahsîlini tamamladıktan sonra ağabeyi ile birlikte kendilerini irşâd edecek bir evliyâ arıyorlardı.
Muhammed Kerderî hazretleri Hanefî mezhebi fıkıh âlimidir. “İbn-ül-Bezzâz” diye de tanınırdı. Harezm’in Kerder köyünde doğdu. İlim tahsiline memleketinde başladı. Dört sene kadar İbn-i Arabşâh’ın yanında kaldı. Fıkıh ve usûl-i fıkıh ilimlerini ondan tahsil etti. Sonra Kâhire’ye gitti. Daha sonra Bursa’ya giderek Molla Şemseddîn Fenârî ile sohbet etti. 827 (m. 1424) senesinde Mekke’de vefat etti. “Bezzâziyye” adındaki fetva kitabı çok meşhur ve muteberdir. Bu eserinde buyuruyor ki:
Abdullah-ı Herâtî hazretleri Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin yetiştirdiği velîlerdendir. Afganistan’da Herât şehrinde doğdu. Şam'da vefât etti. Süleymâniye'ye geldi. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinin hizmetine girip talebesi oldu. Tasavvuf yolunda ilerledi ve yüksek evliyalık derecelerine kavuştu. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, ona mutlak icâzet ve hilâfet verdi. Bir dersinde, hocası Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden şöyle nakletti:
Bir hükümdarın pek çok cariyeleri vardı. İçlerinde pek güzel dilberler bulunmasına rağmen, siyah bir cariyeye daha fazla alaka ve sevgi gösterirdi. Diğerlerinin bunu çekemediğini fark eden padişah, bir gün kendilerine üzeri mücevheratla süsülü birer kristal bardak vermişti. Manevi değeri yanında maddi kıymeti de pek yüksek olan bu bardakları ellerinde tutan cariyeler, hayranlıkla bakarlarken padişah:
- Herkes elindeki bardağı yere vurup kırsın, demişti. Güzel cariyeler hediyelerini sinelerine bastırarak:
- Efendimizin bu kadar değerli bir hediyesini nasıl kırabiliriz! dediler. Siyah cariye ise padişahın emrini, hiç tereddüt etmeden ve vakit kaybetmeden der'akab yerine getirdi. Barfdak yere çarpılmış ve param parça olmuştu. Padişah siyah cariyeye hitaben: - Diğer cariyelerim bu kadar kıymetli bardağı kıramadıkları halde sen neden kırdın? dedi. Siyah cariyenin verdiği cevap ise çok takdire şayandı:
- Bana efendimin kalbi lazım, kadehin ne kıymeti olabilir. Yeterk ki onun kalbi kırılmasın!
Hükümdar, bu cevabın içerisinde diğerlerine gereken dersi vermiş bulunuyordu. Yüzü güze fakat özü çirkin bir kadın, kocasının kalbini kırmaya devam ettikçe, kalbte açtığı yaraya güzellik olamaz