Her Işin Intizamı Doğruluk Iledir
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
(Rahmetullahi Aleyh)
e-Gazete (Bugün)
Bizim Sayfa (Bugün)
17.544.799
Caliyet-ül Ekdar
Silsile-i Aliyye Büyükleri
Emînüddîn bin Neccâr hazretleri Şafiî mezhebi âlimlerindendir. 845 (m. 1441)’de Mısır’da doğdu. 929 (m. 1522)’de vefât etti. Bir dersinde buyurdu ki:
Sultan Abdülaziz'i taşıyan Sultaniye vapuru, 29 Haziran 1867 Cumartesi günü Toulon limanına girince, adeta yer yerinden oynadı. Limandaki Fransız savaş gemi erinde bulunan ve sahilin çeşitli kesimlerine konulan toplar sürekli ateşleniyor, III. Napoléon'un seçkin misafiri, kulakları sağır edici gümbürtülerle istikbal ediliyordu. O gün kaç top mermisinin havaya savrulduğu bilinmiyor. Ama büyükçe bir meydan muharebesindeki sarfiyat ölçüsünde olduğu tahmin ediliyor. Vapur ağır ağır ilerliyor, salvo ların ardı arkası kesilmiyordu.
Osmanlı Devlet'i İngiltere'ye kırka yakın irili ufaklı gemi siparişinde bulunmuştu. Başlan gıç için o günün parasal karşılığı dört milyon Sterlin'e iki drednot ısmarlanmıştı. Biri Reşadiye olacak drednotlardan diğeri ise Sultan Osman I adıyla alınacaktı. Sultan Osman gemisi, Yunanlıların da katıldığı ihalede Osmanlı Devleti tarafından alınan Rio adlı gemiydi. Süvarisinin kimliği bile saptanmıştı: Hamidiye'nin efsanevi kahramanı Rauf Bey.Bu gemilerin alınabilmesi için yeterli bütçe olmadığından geniş çapta bir bağış kampanyası düzenlenmiş, o zamanın olanaklarıyla kahvelerde, halkın toplu olarak bulunduğu yerlerde, müsamere ve eğlencelerde sürekli olarak para toplanıyordu. Bayram gibi vesilelerle öğrencilerin ellerine kumbaralar veriliyor ve bu kumbaralarla para topluyorlardı. Önemli para yardımlarında bulunanlara "Donanma İane Madalyası" adı altında bir de madalya veriliyordu.Fakat işler umulduğu gibi gitmiyordu. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na Almanya ile sürüklendiği bu günlerde İngiltere gemileri verip vermemekte tereddüt ediyordu
Asıl adı "Abdüssamed" olan İbn-i Hârestâni'nin babası, Hârestâ'dan Şam'a gelip, Bâb-ı Tûmâ'daki evine yerleşmiş ve Mescid-i Zeynebi'de imâmlık yapmıştı. Şam'da, Irak'ta, İsfehan'da ve Horasan'da birçok âlimden ilim tahsil etti. Bu âlimlerden birçoğu kendisine icâzet verdiler. Şam'da Kâdı'l-kudât (Temyiz mahkemesi reisi) olarak görev yaptı...
Abdülgani Meydani hazretleri Hanefi fıkıh âlimidir. 1222 (m. 1807)'de Şam'ın Meydan semtinde doğdu. Büyük âlim Muhammed Emin İbn-i Âbidin hazretlerinin talebesidir. İlk tahsilinden sonra onun derslerine devam ederek fıkıhta ve tasavvufta yetişip Nakşibendi-Hâlidi yolunda kemale erdi. 1298 (m. 1881)'de Şam'da vefat etti. Şöyle anlatır:
Kemâleddîn Kalyûbî hazretleri Şafiî mezhebi fıkıh ve usûl âlimlerindendir. 627 (m. 1230) senesinde Filistin’de Askalân’da doğdu. Önce babasından, sonra da diğer âlimlerden ilim öğrendi. İbn-ül-Cümmeyzî’den hadîs-i şerîf rivâyet etti. Bir müddet kadılık yaptı. Hâfız Zekîyüddîn el-Münzirî ile buluştu. Ondan da hadîs-i şerîf rivâyet etti. 689 (m. 1290) senesinde vefât etti.
Vaktiyle, Horasan'da Seyyidlerden biri ölür ve geride Seyyide bir hanımı ile birkaç kız çocuğu kalır. Bir müddet sonra iyice fakir duruma düşerler, bu yüzden çevrenin hakaretlerine maruz kalmamak için yurtlarından göçerler. Yolda bakımsız bir mescide sığınırlar. Dul hanım, çocuklarını burada bırakıp yiyecek bir şey bulmaya çıkar. Şehirde dindarlığı ile tanınan bir zengine gider. Durumunu anlatır, fakat adam "Seyyid olduğunuzu nereden bilelim, elinizde delil var mı?" diyerek kadını eli boş çevirir.